GÜMÜŞHANE HALK KÜLTÜRÜ

Halk Müziği

Çalgılar

Gümüşhane yöresinde tezeneli sazlardan divan, bağlama, çöğür ve cura görülmektedir. Yöredeki bazı köylerde cura, tezene kullanılmadan çalınmaktadır. Yörede yaylı sazlardan kemane ve kemençe, nefesli sazlardan da zurna ve mey ailesi ön plandadır. Kuzeydoğu köylerinde ise sadece tulum ve zurna çalınmaktadır. Davul, zilli tef (sallama tef), zilsiz tef, zil çalgıları da yörenin vurmalı sazlarıdır. Gümüşhane ilindeki nefesli çalgılara bakıldığı zaman nefeslilerin yöreye aşağıdaki gibi dağıldığı görülür. Yörede mey, zurna, dilsiz kaval, Artvin ve Rize'ye yakın yörelerde klarnet ve tulum, iç bölgelere yakın yerlerde ise dilli kaval çalgısının ön planda olduğu görülmektedir. Bu yöredeki dilli kavallar sekiz delikli ve kısa, zurna ise Doğu Karadeniz'in kıyı kesimlerine göre daha geniş çaplı ve uzundur.

Yöre genel olarak değerlendirildiğinde Şiran'da dilli kaval ve zurnayı, Kelkit'te meyi, Kösede zurna ve dilli kavalı, Torul'da zurnayı, Kürtünde mey ve zurnayı, Gümüşhane'nin yukarı kesimlerinde tulum ve klarnet’i, Gümüşhane merkezi ve çok yakın çevrelerinde ise bu çalgıların hemen hepsinin çalındığını görmekteyiz. Gümüşhane ilinde çalınan tulum, Rize yöresinde çalınan tulumdan daha farklı şekilde kullanılmaktadır. Yağmurdere yöresi ve Tezene deresi civarındaki köylerde yaygın olan tulumla daha çok uzun hava türünde ezgiler çalmaktadır. Yörede çalınan klarnet ise eskiden daha çok düğünlerde kullanılmaktaydı artık kullanılmamaktadır.  Yörede kullanılan diğer bir çalgı olan dilsiz kaval ise genellikle sahne düzenlemeli müzik etkinliklerinde çalınmaktadır. Dilli kaval'da iç bölgelere yakın yerlerde çobanlar tarafından uzun hava çalmak için, Trabzon'a yakın yerlerde ise hızlı horon ezgilerine eşlik etmek için kullanılmaktadır.

Gümüşhane yöresinde mey ve zurna yaygın olan diğer iki çalgıdır. Yörede mey'in, ana mey, orta mey, cura mey olmak üzere 3 çeşidi de kullanılır. Mey, daha çok toplu oturmalarda, düğünlerde ve yayla eğlencelerinde çalınmaktadır. Mey ile çalınan ezgiler daha çok Erzincan ve Bayburt yöresindekilere benzer. Mey, genellikle ağır tempolu ezgiler çalmaktadır. Yörede çok sık kullanılan diğer bir çalgı ise zurnadır. Yöredeki zurna'nın boyu kuzeye gittikçe küçülmekte (zil zurna) ve çaldığı ezgilerin temposu da artmaktadır. Yöredeki düğün, şenlik, yayla göçleri ve festivallerin ana çalgısı olan zurna, açık alanlarda davulla birlikte çalınmaktadır. Yöredeki mey ve zurna genellikle la tonundadır.

Zurna: Zurna yapımında genellikle erik ağacı tercih edilir. Bununla birlikte kara erik, kayısı, dikenli ardıç, abanoz gibi ağaçlar da kullanılır. Zurnanın dili ise şimşir ve abanoz ağacından yapılır. Zurna yapımında kullanılan ağaç en az bir yıl gölgede kurutulur. Baş tarafları, hava almaması için yağ veya yağlı boya ile sırlanır. Ağaç dörde bölünür. Kare şeklinde biçilir ve tornada işlenir. Bu ustalara zurnacı denir.

Mey-Kaval:  Mey ve kaval yapımında zurna yapımı yöntemleri uygulanır. Zurna yapım ustalarından başka bu işi icra edenlere de “zurnacı” denir. Bu zurnacılar yörede sanatlarını genellikle düğünlerde, asker uğurlamalarında icra ederler.

Davul: Davulun kasnağında genellikle ceviz, çam ve kestane kullanılmaktadır. Çemberlerinde ise gürgen ve ıstırıç ağacı, ceviz, çam gibi ağaçlar kullanılır. Deri olarak, tokmak kısmına keçi derisi, çubuk tarafına ise koyun derisi tercih edilir. Son yıllarda çubuk kısmına cam deri, tokmak tarafına ise yanmaz kâğıt kullanılmaktadır. Kasnak yapımında kullanılan ağaç 32 veya 40 cm eninde, 1,5 veya 2m uzunluğunda ve yarım cm kalınlığında biçilir. Özel makinesinden geçirilerek silindir haline getirilir. Daha sonra zımparası ve cilası yapılır. Deriler gerildikten sonra çemberler kasnağa takılır. Gergi ipi olarak genellikle sicim veya deri kullanılır. Tokmak yapımında ardıç, erik ve yabani kavak; çubuk yapımında ise yılgın, salkım veya kızamık ağacı tercih edilir. Günümüzde çubuk yapımında plastik madde kullanılmaktadır.

Kemençe: Kemençe yapımında genellikle erik, ardıç, dut ve ceviz ağaçları kullanılır. Kemençenin yayında ise atkuyruğu kılı kullanılır. Şimdilerde pek yapanı kalmamış olsa da yöremizde Torul, Kürtün ve Şiran’da kemençe yapan ustalar bulunurdu.

Tulum: Tulum yapımında oğlak veya kuzu derisi kullanılır. Deri tulum olarak çıkarılır. Kül, küspe ve zırnık kullanılarak tüyleri temizlenir. Daha sonra delik olan ayak kısımları iple sıkıca bağlanır. Derinin arka tarafına üfleme çubuğu yerleştirilerek sıkıca bağlanır. Boyun kısmına kamıştan yapılan delikli klavye, klavyenin ucuna da şimşir veya erikten yapılan ve adına “nav” denilen parça yerleştirilerek bağlanır. Derinin dış kısmı işlemeli bir örtüyle kaplanır. Bu çalgılar yörede hem yapılmakta hem de icra edilmektedir. Yörede zurna ve çalana “zurnacı,” davul yapana ve çalana “davulcu,” kemençe yapana ve çalana “kemençeci” denir. Özellikle il merkezindeki davulcular Ramazan davulculuğu da yaparlar.

Yöre Türküleri

Gümüşhane yöresinden derlenen türkülerin büyük bir kısmı “ağızdan söyleme” ya da “ağız barı”  olarak adlandırılan horon, bar ve halay türküleridir. Gümüşhane yöresi, halay, horon ve barların bir arada varlığını sürdürdüğü ilginç bir geçiş bölgesidir. Bölgede horon ve halaylara eşlik eden çok sayıda türkü tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra ağıtlar, iş türküleri, gurbet türküleri de oldukça yoğundur. 

Gümüşhane yöresinde türküler ve geleneksel oyun ezgileri dışında, uzun havalara da rastlamak mümkündür. Yörede ezgi eşliğinde söylenen halk hikâyeleri, atışmalar, mani ve koşmalar çok yaygındır. Bu geleneksel deyişlerin çoğu unutulmuş olmakla birlikte halen örneklerini dinlemek mümkündür. Dede Korkut Destanı'ndan Bey Böyrek'in yöreye özgü çeşitlemesi, halen bilinmektedir. Yöre müziğinin yayla göçlerinde önemli bir yeri vardır. Çünkü bu göçler sırasında yöre müziği, kemençe, davul-zurna gibi çalgılarla icra edilmektedir. Gümüşhane'de düğün ve benzeri günübirlik yapılan eğlencelerde yöreye özgü ezgiler çoğunlukla nefesli sazlarla icra edilmektedir.

İş türküleri adından da anlaşıldığı üzere iş görürken söylenen türküleridir. Bunlar daha çok mani biçiminde basit yapılı türkülerdir. Genellikle kadınlar arasında söylenir. Halı, kilim dokurken, gergef işlerken, ekin biçerken, buğday yıkarken, dibek döndürürken kadın ve kızların söyledikleri kimisi taklidi türkülerdir. Bu taklit genelde oyun taklidi niteliğindedir. Yöreden derlenen türkülerin büyük bir kısmı bu tür ezgilere örnek teşkil etmektedirler.

Gümüşhane insanı için gurbet bir alın yazısı. Yapı ustası olarak “rızık” peşine gidilir büyük kentlere ve yurt dışına. Bu yüzden buram buram gurbet ve hasret kokar yöre türküleri. Gümüşhane’den derlenen iki yüz civarındaki ezginin sözlerinde ve tınısında  gurbet acısının izleri vardır.

Ağıtlar genellikle ölüm, yaralanma, afet gibi olaylar üzerine söylenir.  Ya genç bir gelinin vakitsiz ölümü ya bir delikanlının vurulması olayı gibi toplumu içinden yaralayan acıklı olaylardır. Bu ağıtlar genellikle ya ölenin ağzından ya yakınları olan kimselerin, örneğin karısı, nişanlısı, anası, babası ağzından söylenir. Böyle olması türkünün daha içli daha açıklı olmasını sağlar. Bazen bu işi kendine meslek edinen kadınlar vardır. Buna "ağıt yakıcı" da denir. Derlenen metinler arasında bilhassa vakitsiz ölümler için yakılmış ezgiler ağırlıklıdır. Kız evinde kına yakılacağı zaman geceye iştirak edenlerin duyguları doruğa ulaşır. Zira bu sırada yanık ezgiyle kına ağıtı söylenir.

Oyun türkülerinin içerikleri herhangi bir özellik göstermez. Bunların sözlerinde en çok rastlanan konu sevdadır. Düğün hüzünden ziyade neşedir. Halaylar, horonlar türkü ezgileri eşliğinde sergilenir. Yöreden yapılan derlemelerde çok sayıda halay ve horon ezgisi kayda alınmıştır.

Yörede Şiran ve Kelkit ilçelerinde bulunan alevi inançlı köylerimizde dini musikinin örneklerini dinlemek hala mümkündür. Cem törenleri göç olgusu nedeniyle aksamış, yörede “zakir” kalmamıştır. Kırıntı köyünün son zakiri Ali Kara’nın söylediği ezgiler ve deyişler üzerine özgün bir çalışma da ne yazık ki yapılmamıştır.

Atma Türkü

Atma türküler Doğu Karadeniz bölgesinin genelinde olduğu gibi Gümüşhane yöresinin kuzey ve batı bölümlerinde de geleneksel kültür birikimi içinde kendine özgü bir yapı ve icra özelliğine sahiptir. Atma türkülerin icra geleneği, müzik ve dans ile iç içedir. Bölgenin coğrafyası gibi, müzik ve dans geleneği de, kendine özgü bir karakter taşır. Horonlarda, engebeli arazide yaşayan insan tabiatının atik ve çevik görünümü sergilenir. Oyuncunun vücudu bütün gücüyle hareket halindedir, adeta dik dağlara, yamaçlara tırmanılır. Atma türkü, iki grubun, ya da iki kişinin karşılıklı olarak irticalen türkü söylemesidir. Yörede atma türkü geleneğinin bir de kemençe sanatçılarının horon oynayanlara türkü atması şeklinde de yaygın bir kullanımı vardır. Atma türkü geleneğinin icra edildiği en yaygın ortamlar düğünler ve yayla göçleridir. Düğünlerinde ve yayla etkinliklerinde, bölgenin karakteristiği durumunda karşımıza çıkan horon ve atma türkü geleneği birbirine bağlı olarak paylaşılır. Bunların dışında bölgede mısır soyma, fındık ayıklama, ot biçme, odun kesme ve yaprak toplama gibi işler için çıktıkları dağlarda, kadınların erkeklerle karşılıklı veya dağdan dağa, karşı beri birbirlerine türkü attıkları da olur. Atma türkü geleneği bölge insanının günlük yaşamı, hayatın geçiş dönemleri, belirli mevsim ve zamanlara bağlı olarak düzenlenen tören ve eğlencelerin vazgeçilmez öğelerinden biridir. Türküler vasıtasıyla birey, bilinç ve bilinçaltı düzeyde kendi kültürünün kökleriyle teması sürdürebilmekte; bu türküler yoluyla kişi, kendi kültüründeki doğal etkinliklere hazırlanabilmekte, dinleyicilerin yurtlarına karşı besledikleri duyguları kuvvetlendirip onlarda, bir güvenlik duygusu oluşturabilmektedir. Atma türkü icra geleneği hoş vakit geçirme, eğlendirme, toplumsal kurum ve değerlerin güçlenip köklenmesi, eğitim ve kültürün gelecek kuşaklara aktarılması, toplumsal ve kişisel baskılardan kaçıp kurtulma mekanizması sağlama işlevlerine sahip yaygın bir gelenektir. Atma türkü geleneği gittikçe zayıflamaktadır. Artık sadece kemençecilerin horonlara eşlik ederken horonculara türkü atmaları şeklinde görülen türü görülmektedir. Geleneğin diğer varyantları artık yok olmaya yüz tutmuştur.

Hikâyeli Türküler

Uzun kış gecelerinde bir nevi masal ortamının aynısında icra edilen bu türkü söyleme geleneği köy odalarında ve mahalle kahvelerinde meydana getirilirdi. Her biri bir masala, hikâyeye konu olabilecek vakalar dile getirilirdi. Bu vakalar arasına serpiştirilmiş türkü metinleri tamamen olayla özdeşleşmiştir. Bu türküler bazen olay kahramanın ağzından bazen sevdiği kızın ağzından ve bazen de kahramanın yakınlarının ağzından dile getirilir. Bu tür türkülerde ne türkü olaydan ayrılabilir ne olay türküden. Her ikisi de tamamıyla bir bütünlük arz eder. Bu durum bütün yurdun her köşesinde bilinen beğ böğrek hikâyelerinde kerem ile aslı hikâyesinde rahatlıkla görülebilir. Türkülü halk hikâyelerinin anlatıldığı köy odası toplantıları ya da gece oturmalarında bu türkülerden örnekler sunulurdu.

 

Allı Gelin / Aşağıdan Gelir

Aşağıdan gelir tatar

Kamçısını atar tutar

Garip olan nerede yatar

Kondur beni allı gelin

 

(Gelin)

Aşağıdan gelir tatar

Kamçısını atar tutar

Garip olan handa yatar

Konduramam yiğit seni

 

(Yolcu)

Sabah oldu tandır gelin

Kalk ataşı yandır gelin

Koynunda yatan yiğit

Senin neyindir gelin

 

(Gelin)

Sabah oldu tandırmışım

Ben ataşı yandırmışım

Koynumda yatan yiğidi

Ben memeden emzirmişim

 

Kırıntının Başları

Kırıntının başları aziz

Kan ağlıyor taşları

İsmaili vurdular aziz

Şen ötmüyor kuşları

 

Atımı oynatırla aziz

Suyumu kaynatırlar

Yavrularım küçücek aziz

 

Vururda ağlatırlar

Gırandan aşamadım aziz

Aşıp savuşamadım

Babam Kemah da idi aziz

Varıp kavuşamadım

 

Kırlangıç Yuva Yapar

Kırlangıç yuva yapar, oy dağlar oy dağlar dağlar dağlar

Söğüdün kovuğuna, oy dağlar oy dağlar dağlar dağlar

Yâri asker eyledim, oy dağlar oy dağlar dağlar dağlar

Zemheri soğuğuna, oy dağlar oy dağlar dağlar dağlar

 

Kırlangıç katar oldu, oy dağlar oy dağlar dağlar dağlar

Ayrılık yeter oldu, oy dağlar oy dağlar dağlar dağlar

Bu sene ki ayrılık, oy dağlar oy dağlar dağlar dağlar

Ölümden beter oldu, oy dağlar oy dağlar dağlar dağlar

 

 

Yörenin Meşhur Türküleri

 Yöreden derlenerek TRT repertuvarına kazandırılan türkü sayısı 20’dir.

 

Türkü Adı

Kaynak Kişi

Allı Gelin Girmiş Bara 

Cemal Alemdar

Aşağıdan Gelir Aldıramadım

Metin Pala

Atımı Bağladım Ben Bir Kotana

Salim Polat Mutlu

Avluya Bir Kuş Kondu

Nurettin Şenol

Bahçelerde Gül Biter

Nurettin Şenol

Bir Sabah Uğradım Göl Kenarına 

Mehmet Aslan Dağdeviren

Dut Dibine Yaslanırlar

Hicabi Çakır

Elmalar Allanıyor

Nurettin Şenol

Gel Çıkalım Tepelerden Tepeye 

Cemal Alemdar

Gül Altında Gergef İşler 

Cemal Alemdar

Hürünü Yavrum Hürünü

Bedir Öztürk

Karşı Dağlar Bizimdir 

Cemal Alemdar

Karşıdan Gelen Gelin 

Lütfü Ünsal

Kelkit'in Altı Bağlar

Neriman Altındağ Tüfekçi

Kız Zülüflerin Perde Perde

Mehmet Karaaslan

Matarayı Doldurdum

Selahattin Tanış

Su Gelir Taşa Değer

Metin Pala

Yayladan Çıktım Da Kamalar Parlar

Metin Pala

Yaylam Otun Nedendir

Metin Pala

Zerdali Çiçek Açtı

Nurettin Şenol

 

 

Besteci ve Türkücüler

Cemal Alemdar: 1922 yılında Gümüşhane Merkez Kale Nahiyesi’nde dünyaya geldi. Hayri Bey’in oğludur. Gümüşhane’de sosyal, siyaset, kültür ve müzik hayatının içinde faal olarak yer aldı. Nüktedan bir yapıya sahipti. Allı Gelin Girmiş Bara, Gel Çıkalım Tepelerden Tepeye, Gül Altında Gergef İşler, Karşı Dağlar Bizimdir adlı Gümüşhane Türkülerinin kaynağıdır. 1999 yılında İstanbul’da trafik kazasında hayatını kaybetti.

Hışır Osman: Asıl adı Osman Nebioğlu’dur. 1951 yılında Gümüşhane merkeze bağlı Dörtkonak (Edire) köyünde doğdu. Öğretmenlik görevini 1982 yılına kadar sürdürdükten sonra istifa ederek ticarete atıldı. Dost meclislerinde seslendirdiği çok sayıda türkü formunda bestesi vardır. Bu bestelerden on kadarı TRT repetuarına alınmıştır.

Mahmut Polat: 1959 yılında Gümüşhane Kelkit İlçesi Salördek Köyü’nde dünyaya geldi. Liseyi siyasi, konservatuarı maddi nedenlerden dolayı tamamlayamadı. 1972 yılında Pendik Halkevi’nde folklor ve halk müziği çalışmalarına başladı. 1990’da Memleketim adlı kasetiyle profesyonelliğe adım attı. Söz ve müziği kendisine ait 7 albüm hazırladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Halk Kültürleri Araştırma ve Geliştirme Müdürlüğü türkü repertuarına Gümüşhane adına birçok türkü kazandırdı. 2010 yılında Gümüşhane Kelkit Yöresinde bir asır önce bilinen ve unutulmuş olan kuşburnu düdüğü adlı nefesli sazı Türk kültürüne kazandırıp Kültür Turizm Bakanlığı arşivine Gümüşhane adına tescil ettirdi. Memleketim, Birliğimiz, Doğdu Geliyor, Devlet Gelecek, Özlettiler, Bende Özledim adlı albümlere imza attı.

Metin Pala: TRT ses sanatçısıdır. Gümüşhane Kelkit ilçesi nüfusuna kayıtlıdır. Metin Pala Türkiye ve Avrupa da çeşitli zamanlarda turneler düzenlemiş Kelkit yöresine özgün türküler okuyarak ilçenin tanıtımına önemli katkı sağlamıştır. Sanatçı birçok Kelkit türküsünün kaynak kişisidir. Kendisinden derlenen türküler şunlardır: Aşağıdan Gelir Aldıramadım, Su Gelir Taşa Değer, Yayladan Çıktım Da Kamalar Parlar, Yaylam Otun Nedendir.

Mustafa Öktem: 1956 yılında doğdu. Gümüşhane merkeze bağlı Çamlıköy nüfusuna kayıtlıdır. Maraşal Çakmak Eğitim Enstütisinden mezun oldu. 26 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra emekli oldu. Nefesli sazların hem icrasıyla hem de yapımıyla meşgul oldu. Kurduğu atolyede nefesli sazlar ve davul üretimine ve düğünlerde, musiki meclislerinde icaracı olarak hizmete devam etmektedir.

Nuri Takmaz: 1928 yılında Gümüşhane merkeze bağlı Yeşildere köyünde doğdu. Zurna, kemençe ve davul sanatçısıdır. Yöreya ait oyun ezgilerini ve türküleri icra etmede yörenin bilinen en usta isimlerinden biridir.

Nursel Saygınar: 1959’da, Gümüşhane’de doğdu. İstanbul-Atatürk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü 1981 yılında bitirdi. 1982’den başlayarak Malatya, Rize ve Ankara illerinde Türkçe-Edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yaptı. Şiir, öykü ve derlemeleri çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı. 2018 yılında Ankara’da öldü. Gümüşhane yöresinden çok sayıda türkü derledi ve çeşitli ortamlarda derlediği türküleri seslendirdi.

Selahattin Tanış: 1956 yılında Gümüşhane‘nin Arzular Köyünde doğdu. 1974 yılında itibaren çok sayıda plak ve albüm çıkardı. İstanbul Radyosu’nda bir yıl stajyer sanatçı olarak çalıştı. Derlediği yöresel ezgilerden bazıları şunlardır: Yine, Bizim Elin Kışımı Geldi, Harşit Çayı Nettin Allı Yarimi, Gümüşhane Güzelleri, Erzincan’ın Ayazı, Neler Çektim, Boyun Fındık Çubuğu, Eminem Dağdan Kar Getir, Yeni Bir Sevdaya Düştüm, Matarayı Doldurdum.

Temel Aksoy: 1917 Gümüşhane Canca Mahallesi doğumludur. Aslen Bayar olan soyadını Aksoy olarak değiştirdi. Babası Mustafa Bey, Boyacı, ayakkabı tamircisi, kasap, ramazan davulcusu ve kemençeci olarak tanındı. Gümüşhane’de düğün, bayram ve eğlencelerinde kemençe çalardı. Okuma yazma bilmemesine rağmen, kültür ve sanat adamıydı. Yeşil Kurbağalar, Tamzara, Torul Hartaması, Huma Kuşu, Sarıkız, Sıksara, Mapushane ve Temur Ağa türkülerini Gümüşhaneliler onun yanık sesinden dinledi. 1997’de vefat etti. Özcan Mahallesi Mezarlığı’nda yatmaktadır.

Yavuz Şanlı: Gümüşhane Şiran Sarıca Köyü’ndendir. 1987’de TRT’nin “Müzik Maratonu” adlı THM yarışmasında “Evlerinin Önü Yonca” isimli Kerkük türküsüyle birinci oldu. 1988’de “Mecnun” isimli bir albüm yaptı. Beste çalışmalarıyla çeşitli ödüllere layık görülmüştür. İkinci albümü “Türküler Dolusu”dur.  Türk Halk Müziği Nazariyatı ile ilgili çeşitli araştırmalar yaparak, bu bilgileri ders notları olarak derledi. Türk Halk Müziği Usulleri, Türk Müziği Dizileri ve Solfeji, Türk Halk Müziği ve Türkülerimiz, Gümüşhane Türkü ve Oyun Havaları eserleri arasındadır.