BAYBURT HALK KÜLTÜRÜ

Halk Tiyatrosu

Köy Seyirlik Oyunları

Köy seyirlik oyunları asırlarca süren halk tiyatrosu geleneğinin günümüze ulaşmış en önemli parçalarından biridir. Yazılı ve sözlü kültür ürünleri içinde yer alan bu oyunlar, sahip olduğu yapısal ve işlevsel özellikleri ile Bayburt oyun oynama geleneği içinde de ayrı bir öneme sahiptir. Teknolojik gelişmeler geleneksel yaşam tarzını olumsuz yönde etkilemesine rağmen Bayburt’un merkezinde, ilçe ve köylerinde seyirlik oyun geleneği devam etmektedir. Oyunların sergileniş biçimi birbirinden farklılık göstermektedir. Kimi oyunlarda müzik, dans önemli bir araç olurken kimi oyunlarda da dekor ve aksesuar gibi unsurlar en aza indirilerek oyuncular ön plana çıkmaktadır.

Oyunlar daha çok merkezde mahalle odalarında, köylerde köy odalarında veya köy meydanında icra edilmekte ve düğün, kına, asker eğlencesi, bayram gibi çeşitli amaçlarla toplanmış kişiler tarafından oynanmaktadır. Oyunların bir kısmı mitolojik kökenli olup dinsel-büyüsel törenlerin devamı olarak halkın yaşamına girmiştir fakat zamanla değişen koşullar itibari ile halk oyunları sadece eğlence amaçlı oynamaktadır. Bayburt’ta kadın ve erkeklerin oynadığı birkaç ortak oyun olmakla birlikte genel itibariyle kadın ve erkeklerin oynadıkları oyunlar farklıdır.

Erkeklerin Oynadığı Köy Seyirlik Oyunları

Erkekler köy seyirlik oyunları daha çok sağdıç gecelerinde, bayramlarda ve asker eğlencelerinde oynarlar. Bazen herhangi bir sebep olmaksızın bir araya gelen gençler birbirleri ile vakit geçirmek ve eğlenmek amaçlı da kendi aralarında oyunlar oynayabilir. Bu oyunlar önceleri konak odalarında icra edilirken günümüzde daha çok köylerde köy odalarında merkez de ise mahalle odalarında icra edilmektedir. Oyunlar daha çok yaşlı ve büyüklerden öğrenilmiştir. 1930’lı yıllarda televizyon ve diğer teknolojik aletlerin çok gelişmediği uzun kış gecelerinde köy seyirlik oyunları büyük rağbet görmüştür.

Oyun oynanırken çağrılan kişinin red etme şansı yoktur ve çağrıldığı anda oyuna katılmak zorundasınız. Oyunu yöneten kişiler topluluktaki en yaşlı kişiden veya delikanlıların başından başlamak için izin ister. Oyun esnasında verilen cezaya kimse itiraz edemez. Eğer ceza çok ağırsa yaşlı kişi cezayı hafifletir.

Bayburt’ta düğünlerde genç erkeklere oda açılır. En yaşlı veya delikanlı başı hâkim seçilir. Odada her kim bir yanlış hareket yaparsa yapan kişi ile davacı, hâkim huzuruna çıkar. Hâkim yapan kişiye istediği her türlü cezayı verebilir. Mesela üç kuzu kesip gençlere yedirmek, 30 kilo muz, 20 kilo fındık, ceviz vs. gibi.

 

Tilki: Komşu köyden nişanlananlar nişanlısına heybe gönderir. Heybede çamaşır, çorap, mendil, kuruyemiş, çerez bazen de takı vardır. Heybe getirene tilki derler. Çünkü tilki köy delikanlılarına yakalanmadan heybeyi yerine ulaştırmak zorundadır. Onun için duvar diplerinden saklanarak yürür. Eğer köy delikanlıları tilkiyi yakalarlarsa hem heybeyi alır hem de ona eziyet ederdi. Yakalarlarsa önce kaçmasın diye delikanlılardan birinin bileğine tilkinin bileğini bağlarlardı. Sonra arkasına bir tahta tahtanın üstüne de bir teneke bağlarlardı. Çok duman çıkaran ve sıcaklığı belki hiç belli olmayan geven vardır. İsmi tilki gevenidir. Seyirlik oyundaki tilkiden dolayı bu adı almıştır. Geveni tilkinin arkasındaki tenekeye koylar ve yakarlar. Böylece tilkiyi köy sokaklarında dolandırırlar, herkes görsün diye. Bu işe nişanlı oğlan veya kız çok üzülür. Tilkiyi kurtarmak için delikanlılara hediye teklif ederler. Köyün delikanlıları tatmin olmazsa komşu köye gidilir. Düğün sahibi bir koç, koyun veya para verip delikanlıların gönlünü eder.

 

Kalaycı ve Körüğü Oyunu: Topluluktan biri ortaya çıkar ve köyün delikanlı başından bir oyun oynayacağına dair müsaade ister. Gerekli izni aldıktan sonra arkadaşlarına dönerek oyunu başlatır. Toplulukta bulunanlardan bir çırak, bir körük, bir de haberci rolünü alacak üç kişiyi ortaya çağırır. Kendisinin usta rolünü üstlendiğini açıklar. Körük rolünü üstlenecek arkadaşına bir palto giydirir. Paltonun her iki kolundan geçecek şekilde bir sopa geçirerek hareketsiz halde olan bu kişiyi sandalyeye oturtur. Çırak rolünü alacak arkadaşına gizli bir şeyler söyleyerek “sen de benim çırağım ol” der. Diğer arkadaşına da “sen de haberci ol” der. Haberciyi dışarı çıkarır. Körüğünün başına gelir ve türkü söyleyerek işi tıkırında olan bir esnaf gibi körüğünü çalıştırmaya başlar. O anda haberci koşarak içeri girer, çırağa gizlice bir şeyler söyler, bunun üzerine aralarında şu diyalog geçer:

Usta: Çırak, o ayaklı haberci sana ne dedi?

Çırak: Sana diyemem, korkarım.

Usta: Söyle bakalım, ne dedi, korkacak ne var ki…

Çırak: Usta başın sağ olsun, babanın öldüğünü söyledi.

Usta: Boş ver. Bende desem ne olmuş, zaten o köhnezlenmişti.

Çırak: Yok yok usta. Doğrusu anan ölmüş.

Usta: Eyi eyi desene babam kurtardı. Ustasının rahat tavırlarını gören çırak rahatlayarak haberin doğrusunu söylemeye karar verir.

Çırak: Usta en iyisi ben doğruyu söyleyeyim.

Usta: Amma da geveleyip durdun, söyle artık doğrusunu.

Çırak: Usta karın geri kalan ömrünü sana feda etmiş, başın sağ olsun.

Usta: (Ağlamaklı bir sesle) Ne diyorsun çırak. Kapat şu körüğün ağzını da gidelim. Deyince çırak rolündeki kişi, daha önce hazırlanmış olan bir tabak içerisindeki çamuru alarak, körük rolündeki adamın ağzını sıvamaya başlar.

Körük çırpınır ama boşuna, hareket hali kalmaz, hareketsiz bir şekilde sandalyeye yığılır.

 

Deli Kız Oyunu: Deli bir kız vardır. Ayağı topal, kolu sakat ve kamburu çıkmıştır. Bir adam ona şarkı yazmış, kız da buna karşılık kusurunu kapatmaya çalışmıştır. Oyun sözleri ise şöyledir:

Adam: Deli kız sinin geliyor

Deli Kız: Sini de neler geliyor.

Adam: Koluna bilezik geliyor.

Deli Kız: Haniya niye gelmedi

Adam: Geldi de geri döndüler.

Deli Kız: Ne kusurumu gördüler.

Adam: Koluna çolak dediler.

Deli Kız: Haniya bunun çolağı, kurbanınız olam bir bakın.

Adam: Deli kız sinin geliyor.

Deli Kız: Sini de neler geliyor.

Adam: Beline kemer geliyor.

Deli Kız: Haniya niye gelmedi.

Adam: Geldi de geri döndüler.

Deli Kız: Ne kusurumu gördüler.

Adam: Beline kambur dediler.

Deli Kız: Sini de neler geliyor.

Adam: Ayağına pabuç geliyor.

Deli Kız: Haniya niye gelmedi.

Adam: Geldi de geri döndüler.

Deli Kız: Ne kusurumu gördüler.

Adam: Ayağına topal dediler.

Deli Kız: Kurbanınız olam komşular, haniya bunun topalı, haniya bunun çalağı, haniya bunun gamburu.

 

Cennet İle Memmet :Köylü kızı cennetin sevdiği Memmet’i kandırmak için yaptığı palavraların oyuna dökülmesidir.

Cennet pazara gider ve Memmet ile karşılaşır.

Memmet: Nereye gidiyon, kız cennet.

Cennet: Pazara gidiyom, lan Memmet.

Memmet: Pazarda netcen kız Cennet.

Cennet: İplik de alacağım lan Mehmet.

Memmet: İpliği de netcen kız cennet.

Cennet: Patik de örücem lan Memmet.

Memmet: Patiği de netcen kız Cennet.

Cennet: Çeyizime koyacağım lan Memmet.

Cennet yine bir gün pazara gider ve Memmet ile karşılaşır.

Memmet: Nerede gidiyon kız Cennet

Cennet: Pazara da gidiyom lan Memmet

Memmet: Pazarda netcen kız cennet

Cennet: Kahve de alacağım lan Memmet.

Memmet: Kahveyi netcen kız Cennet.

Cennet: Dünürlerime yapcam lan Memmet.

Cennet tekrar pazara gider.

Memmet: Nereye gidiyon kız Cennet.

Cennet: Pazara gidiyom lan Memmet.

Memmet: Pazarda netcen kız Cennet.

Cennet: Gelinlik alacam lan Memmet.

Memmet: Gelinliği netcen kız Cennet.

Cennet: Sana da varacağım lan Memmet.

Ve sevinçle Cennet ile Memmet birbirlerine sarılırlar.

 

Vız-Dız Oyunu: Üçlü vız olarak da adlandırılan oyun üç kişi ile oynanmaktadır. Yanyana dizilen üç kişiden ortadakinin başında bir şapka bulunmaktadır. İki yanındakiler ise bir ellerini avuçları dışarı bakar vaziyette yüzleri hizasında tutarken, diğer elleri serbest durumda vaziyet alırlar. Oyun başladığında ortadaki kişi bir taraftan ellerini burnunu iki yanından tutarak arı vızıltısına benzer bir ses çıkarmaya, diğer taraftan da iki yana doğru eğilip dönüşler yaparak, iki yanında bulunan kişilerin ellerine tokat vurmaya başlar. Diğer kişi ise, tokatı yer yemez serbest olan elleriyle, ortadaki kişinin şapkasını düşürmeye çalışırlar. Oyun, ortadaki kişinin şapkası düşünceye kadar bu şekilde devam eder.

 

Bardak Oyunu: Ortada, üzerinde bir bardak bulunan masa ile oyuncu bulunur. Ayrıca kimsenin haberi olmadan önceden ellerini ise bulayıp seyircileri arasında bekleyen üç kişi vardır. Oyun başladığında masanın başındaki adam bardağı seyircilere göstererek, buna dikkatli bakmalarını, biraz sonra kendisinin bu bardağın içine gireceğini söyler. Seyirciler bakmaya başlayınca da içlerinden üç kişiyi topluluk içinde bekleyen elleri isli üç kişiyi işaret ederek bunların bardağa çok dikkatli baktıkları bu nedenle bardağa gözlerinin geçmekte olduğu gerekçesiyle elleri ile gözlerini kapatmaları gerektiği talimatını verir. Gözleri kapatılan kişilerin yüzleri ise bulandığı için hem birbirilerine gülerler, hem de seyirciler onlara güler. Oyun bu şekilde sona erer.

 

Yüzük Oyunu: Odada bulunanlar iki taraf olur. Bir tepsinin içerisine altı fincan konulur. Fincanlardan birinin altına yüzük saklanır. Yüzüğü arayan grubun bir kere boş bir kere baş (dolu) deme hakkı vardı. Yazı tura çekerler bir taraf yüzüğü saklayan taraf olur, yüzüğü bir fincanın altına saklar tepsiyi ortaya getirirler. İlk fincana “boş” der sertçe çeker yüzüğü karşı duvara vurur. Yenilen taraf beş on kilo meyve alır veya konuşmaya göre kuzu keser, tel helvası yapar.

 

Yüzük Saklama Oyunu: Erkek sağdıç gecelerinde oynanan yüzük saklama oyununda odada bulunan herkes oyuna dahil edilir. Topluluk içinden oyunu yönetecek biri çıkıp müsaade isteyerek ebe olur ve oyunun adını söyler. Elindeki yüzüğü topluluğa gösterip yüzüğü saklamaya başlar, saklama işi bitince de elindeki palaskasını çıkarıp damada vurur ve “yüzük kimde” diye sorar. Damat “yüzük bende değil, yüzük baş sağdıçta” der. Baş sağdıçta “yüzük bende değil” der. Ebe damada palaska ile vurur ve baş sağdıcın yanına gelir. Ebe damada palaska ile vurarak baş sağdıca yüzük kimde diye sorar, o da topluluktan birinin adını söyleyerek “yüzük şundadır” der. O kişi de “yüzük bende yoktur” deyince ebe baş sağdıca vurur ve tekrar o kişiye “yüzük kimde” diye sorar. O kişi de yüzük sende cevabını verir. Ebe o kişiye palaska ile vurarak “bende değil, yüzük kimde?” der. O kişi yüzük gökte der, ebe kabul etmez, palaska ile vurur ve tekrar vurur. Bu kez de o kişi “yüzük yerde” der. Ebe yine kabul etmez. Oyun bu şekilde uzar gider. Oyun sırsında damat veya sağdıçlardan biri yüzüğü bulup ebe olunca oyun biter.

 

Natır: Bir delikanlı hasta-kötürüm olur. Bir diğeri de ona yardımcı olur. Natır, hastaya seslenir.

-Natır gel beni ayağa kaldır.

Natır koşar, tutar ayağa kaldırır. Tekrar seslenir.

-Natır sağ ayağımı bir adım ileri götür.

Natır onu da yerine getirir. Tekrar seslenir.

-Natır sol ayağımı ileri götür, o da götürür.

-Natır arkanı önüme getir, onu da yapar.

Natır burnunu arkama getir, natır hastanın arkasına geçer, burnunu uzatır tam o sırada hasta kuvvetlice yellenir veya o sesi ağzıyla çıkarır. Natır geri fırlar ve arkasının üstüne düşer. Orada bulunanlar gülmekten kırılır ve yerlere yatarlar.

 

Herkes Benim Gibi Olsun: Genelde sağdıç gecelerinde oynanmaktadır. Zamanı önceden tayin edilmeyen, izin alınmaya gerek görülmeden gizlice oynan bir oyundur. Oyunu yapacak kişiler gizlice dışarı çıkarlar. Biri belinden yukarısını soyunur ve palaska elinde koşarak gençlerin bulunduğu odaya girer. Elindeki palaskayı sağa sola vurarak “herkes benim gibi olsun” diyerek bağırır, toplulukta bulunanlar bir taraftan belden yukarı giysilerini çıkarırken palaskadan nasiplerini almamak için sağa sola koşarlar. Herkesin belden yukarısını soyunduğu anda dışarıda bekleyen ikinci kişi içeriye girer. Herkes benim gibi olsun diyerek çıplak olanlara vurmaya başlar. Çıplak olanlar palaskadan kurtulmak için aceleyle giyinmeye çalışır ve herkes giyinince oyun biter.

 

Dişçi Oyunu: Oyun erkek sağdıç gecelerinde oynanır. Önceden oyuna hazırlanan bir kişi sırtına beyaz bir örtü alarak meydana çıkar. Arkadaşlar benim bir oyunum var, sizi sağlığınız açısından da iyi olur diyerek birkaç kişi çağırır. Gelen kişileri önünde bir sandalyeye oturtur. Oturan kişilerin kafalarını yukarı doğru kaldırır ve onları sözde muayene etmeye başlar. Kafanızı yukarı kaldırın, dişinizi muayene edeceğim. Çürük dişlerinizi tedavi yapayım der ve muayene ettiğini her kişinin ağzına cebindeki fındıklardan birer tane koyar. Sonrasında da:

-Beyler dişiniz oldukça möhkem der. Onları yerlerine kaldırır ve tekrar ikinci bir grubu çağırır. Aynısını onlara da söyler ve onların ağzına da birer tane şeker koyar. Sizin de dişlerinize çürük yok der ve onları da yerine gönderir. Onların yerine de üçüncü bir grubu çağırır.

-Arkadaşlar sizler de kafanızı iyice havaya doğru kaldırın, ışıklar az yanıyor, dişlerinizi tm göremiyorum der. Bunun üzerine ağızlarına fındık ve şeker konulacağını zannederek, ağızlarını iyice açıp kafalarını yukarı kaldırırlar. Muayene yapan kişi cebinde bulunan tuzu hızlıca arkadaşlarının ağzına döker. Bunun üzerine fındık ve şeker bekleyen kişiler kalkıp koşturmaya başlar.

 

Kaz Çobanı Oyunu: Oyunu oynayacak kişi ortaya çıkar. “Arkadaşlar benim bir sürüm var. Bunları otaracak çobanın kışlık giyeceğini, yakacağını ayrıca çoban hakkını vereceğim. Bana çoban olacak kimse var mı? Der. Bunu oyunu az bile biri ortaya çıkar. Onu çoban kılığına sokar. Orada bulunan başka biri de ağa olur, onları kaz gibi yürütmeye başlar. Sonra çobana döner ve “Çoban kardeş, sen kazları otar, ben ara sıra gelir. Seni ziyaret ederim, der. Ağ rolündeki kişi dışarı çıkınca toplulukta bulunanlar çobana:

-Çoban kardeş, onları sen şu kilimin altına sakla, bakalım ağa gelip ne yapacak, derler. Çoban kazları süre süre getirip kilimin altına saklar ve ağa içeri girer. Çoban kardeş kazlarım nerede diye sorar. Çoban kazları gösterince “kardeşim sen nasıl çobansın? Şu kazların haline bak”, dediğinde çoban meraklı meraklı kilimin altındaki kazlara bakmak için kilimi kaldırdığında daha önce kilimin altına saklanan histen çobanın suratına serperler, çoban dışarı kaçar ve gülüşmeler eşliğinde oyun sona erer.

 

Kabak Oyunu: Oyun için bir ebe belirlenir. Toplulukta bulunan herkes oyuna katılmak zorundadır. Oyun ebenin kontrolünde başlar ve oyunu ebe yönetir. Oyuna başlamadan önce ebe topluluktaki en yaşlı kişiden müsaade alır ve oyun yaşlı kişinin oyunu bitmesini söyleyene kadar devam eder. Ebe oyunun kurallarını herkese açıklar. Onlara soruların sorulacağını ve onlarında bu soruların cevaplarını şaşırmadan vermesi gerektiğini söyler. Ceza olarak da ceza alan kişinin iki eline palaska ile şiddetle vurulacaktır der. Diğer taraftan da ebe herkese bir numara verir. Ebe damadı yanına gelir, eline palaska ile vurur ve “bizim taşlı tarlaya ektim biçtim kaç kabak oldu? Diye sorar. Damat da “sizin tarlaya ektin biçtin beş kabak oldu” deyince hemen beş nolu kişi devreye girer. Beş nolu kişi “beş kabak olmaz” deyince damatta “kaç kabak olur?” diye sorar. Beş nolu kişi “yedi kabak olur deyince “yedi nolu kişi hemen devreye girer. Yedi nolu kişi “yedi kabak olmaz” der. Beş nolu kişi “ya kaç kabak olur” der. Yed nolu kişi de “altı kabak olur” der. Oyun yanlış cevap alana kadar devam eder. Oyun da numaralar birden ona kadar ve yirmiden sonra verilir. Bazen de başka bir numaradan son kişiye kadar numara verilir.

 

Turp (Sayman) Oyunu: Bir ebe yönetiminde toplulukta bulunan kişiler sağdan başlayarak sıra ile sayar. Oyun oynayacak kişilerin sayıları belli olunca oyunu yöneten ebe oyunun kurallarını anlatır. Kişiler yan yana dizilir. Sağdan sola birden başlayarak ve tekrar son rakamdan sola doğru hızlı olarak, şaşırmadan ve rakamdan atlamadan “bir turp, iki turp” diye sayılır. Yanlış sayan kişi her yanlışında elbiselerinden birini çıkarır. Eğer elbisesini çıkarmazsa topluluktaki en yaşlı kişinin uygun gördüğü cezaya razı oluncaya kadar oyuna devam edilir. Verilen ceza genellikle tel helvası, çerez ve kuru meyve getirmektir.

 

Giy-Çıkart: Dört kişiyle oynanır, ikişerli olarak gruplandırılır. Her iki gruptan biri sözcü olur. Sözcü ikinci gruba soru sorar. Eğer soruyu bilmezse bir elbise çıkarır. Bilirse de bir elbise giyer. Bu şekilde kırk tane soru sorulur. En az elbise çıkaran grup oyunu kazanır.

 

Kayış Kızdı: Bu oyun iki kişiyle oynanır. Bir yer belirlenir. Bu yerde kişi veya kişiler gözlerin kapalı bir şekilde kayışı saklayacak kişinin kayışı saklamasını beklerler. Kayışı saklayan kişi kayışı sakladığı zaman tamam diye bağırır. Belirlenen yerden çıkan kişiler kayışı bulmaya çalışır. Kayışı saklayan kişi, kayışa yakın olana sıcak , uzak olana soğuk der. Kayışı bulan kişi kim rast gelirse belirlenen yere kayışla o kişiyi döver

 

Kadınların Oynadığı Köy Seyirlik Oyunları

Kadınlar bu tür oyunları herfene yaparken, kına ve düğün gecelerinde ve çeşitli amaçlarla bir araya geldikleri zamanlar oynamaktadırlar. Oyunlar çoğunlukla evlerde icra edilir. Kadınlar toplandıkları akşamlar bu tür oyunları oynar, ayrıca hazırladıkları çeşitli yiyecekleri yer, türküler ve maniler söyleyerek tüm gece eğlenir. Kına gecesinde oyunlarında ise damat tarafı gelinin kınasını yakar. Bu görevi “baş yenge” yapar ve oyunlar “baş yenge” üzerinden olur. Onun izni alınarak oyuna başlanır. Kına gecelerinde gelinin yanında kalan gençler kural gereği sabaha kadar hiç uyumayacaktır. Uyuyana istinasız her ceza verilir. İğne ile yorgana dikilir, baştan aşağı ayakkabı boyası ile boyanır, elbiseleri yırtılır ya da ıslatılır. Erkeklerin oynadıkları oyunların bir kısmı kadınlar tarafından da oynanmaktadır.

 

İrebiye Oyunu: Anne ile kızı evdedir. Anne dindardır kız ise annesinin tersidir. Annesine itibar bile etmez.. Annesi namaz kılar. Kızı Romea ve Juliet izler. Annesi namaz kılarken o televizyonun sesini son ses açar. Annesi önce ses vermez fakat sonra “Allahu Ekber, Allahu Ekber” der. Sesi kıs diye onu bu şekilde uyarmaya çalışır. Kız televizyonda Romeo’nun Juliet’i aldattığını görünce kendi kendine ah çeker, nasıl aldatır diye bağırır. Annesi diğer taraftan ocağının üzerine de önceden süt koymuştur. Annesi kızı süte bakması için tembihler fakat kız oralı olmaz, sütle hiç ilgilenmez. Annesi namazı kılarken süt taşar, annesi namazı bozmak zorunda kalır. “İrebiye, vay İrebiye” diye kızı kovalamaya başlar ve oyun burada sona erer.

 

İmam: İki tane dilenci çocuk yolda değerli bir kumaş bulurlar ve paylaşamazlar ama bir çözüm bulurlar, imama giderler ama imam sahtekârdır. İmam geldiklerini görür, oturun der. Dilenciler oturur:

-İmam efendi bu kumaşı bize paylaştır. İmam “tamam çocuklar bir durun” der ve kumaşı inceledikten sonra da “imamuha helalüha dilencuna haramuhaza” der ve dilenciler bir şeyler sezer. “Bu imam ne diyor, sen ne diyon imam efendi” deyince imam da der ki “belediyenin 104. maddesinde diyor ki imamuha helalüha ben ne yapayım çocuklar” der ve kumaşı alıp kaçar.

 

Dede ile Nene: Yaşları baya ilerlemiş olan çift bir gün parka giderler ve bir bankta otururlar ve konuşmaya başlarlar. Konu konuyu açar, konular uzar. Kavga ederler ikisi de çok sinirlenir. Sonun da dede şöyle der:

-Hanım gel, gençliğimizde yaptığımız şeyi yapalım mı? Der. Hanım:

-Olmaz bey, burada olmaz. Evde yaparız, bu kadar kişinin arasında olmaz ben utanırım der.

Dede:

-Olsun hanım bir şey olmaz, hadi, hadi yapalım, ne olur?

-Neyse bey tamam, gel yapalım. Derler ve birbirlerine doğru dönerler ve yapmaya başlarlar.

Ellerini kaldırırlar ve birbirlerine çarpıp domates, biber, patlıcan şeklinde oynamaya başlarlar. Daha sonra biri yanar ve gülerek oradan ayrılırlar.