GÜMÜŞHANE HALK KÜLTÜRÜ

Sosyal Normlar

İnsan davranışlarının tümü öğrenilmiş davranışlardır. İnsan, öğretilmezse hiçbir şey yapamaz. Bizden öncekilerden aldığımız bilgi ve görgüyü uygulayabildiğimiz ölçüde kültürümüzü ortaya koyarız. Öğrendiklerimizi bizden sonrakilere aktarmak suretiyle de kültürel sürekliliği sağlarız. Sosyal normlar bu süreçte aktarılan bilginin hem bir parçası hem de bilginin, görgünün korunmasını sağlayan unsurlardan biridir.

Halk Hukuku

Sosyal normları başlıca üç grupta toplayabiliriz: örfler (yasalar), âdetler ve sosyal alışkanlıklar. Bunlar kendi bünyeleri içerisinde örf, âdet, teamül, anane, töre, gelenek, görenek, moda gibi birtakım alt gruplara da ayrılabilirler. Bir bölgede, bir yörede yaşayan halkın, kendi tüzel sorunlarını çözmek ve gereken önlemleri almak amacıyla kurduğu geleneksel düzene; mahkeme edilmesi gereken bir sorunla karşılaştığında, mahkemeye ulaşamadığı ya da ulaşmak istemediği durumlarda, sorunun yörede, bölgede, köyde halk tarafından oluşturulan bir mahkeme ile çözümlenmesine "halk hukuku" denir. Yörede halk hukuku denilen ve daha çok “sözlü” olan, fakat halk yaşamında son derece bağlayıcı, kısıtlayıcı; yerine göre rahatlatıcı ve çözümleyici birçok uygulama görülmektedir.

Evlenme Hukuku: Evlenme ile ilgili düzenlemeler töre, gelenek ve görenek esaslarına dayalı yazılı olmayan bir takım uygulamalarla işlerlik kazanmaktadır. Örneğin, düğünlerde uyulması gereken sıralamadan (söz kesme, nişan ve düğün töreni), başlık parası, damat ve geline takılacak takılara kadar olan kısımlar önceden belirlenmiştir. “Kız kaçırma” olayları gibi olaylarda çözüme ya da “ara bulma”ya yönelik uygulamalar da yine bu bağlamda bahsetmek mümkündür.  

Kan Gütme: Bir kimsenin, hısımlarından birini öldüren kişiyi, ya da o kişinin yakınlarından birisini, öldürülen akrabasının kanına bedel olmak üzere öldürmesi veya öldürtmesi âdetidir. Halk içinde bir anlamda “kısasa kısas” mantığıyla hayat bulan ve yazılı hukukun son derece caydırıcı önlemler almasına rağmen bu tür uygulamalar hala görülmektedir. Halk hukukunda cezalandırma biçimi; kınama, ayıplama, toplumsal baskı, toplum dışına itilme, para cezası vb. şekillerde olmaktadır. Halk hukuku kırsal kesimde hâlâ uygulanmaktadır. Bölgelere göre, bölgenin yapısına, organizesine göre dini uygulamalara, tarihsel şartlara bağlı olarak değişen bu uygulamalar, modern hukukun tüm ülkeye yaygınlaştırılması ile giderek etkinliğini kaybetmektedir. Bununla birlikte, çağdaş hukuk kurallarının oluşumuna halk hukukunun kaynaklık ettiği bilinen bir gerçektir.

Kan Davaları: Geleneksel halk hukukunun en belirgin örneği kan davalarıdır. Kan davası olan aile, kabile ya da aşiretin üyelerinin çeşitli sebeplerle duydukları kin dolayısıyla birbirlerinin hayatlarına son vermeleri olarak tanımlanabilir. Aşiret biçimindeki yerleşim birimlerinde kendine özgü kanunları olan bir uygulamadır. Genellikle toprak ve kadın konusunda ortaya çıkan bir uygulamadır. Kan davası göreneğinin etkisindeki kişi binlerce kilometre uzaktan gelerek hasmını öldürerek hıncını almaktadır. Öyle ki, öldürülenin yakınlarından birisi, sanığı daha hüküm giymeden mahkeme kapılarında izleyip öldürmektedir. Kan davası bir çeşit kendiliğinden hak alma yolu olarak benimsenir. Gümüşhane yöresinde, kan davası olaylarının çok eskiden nadir olarak yaşandığı anlatılmaktadır. Günümüzde kan davaları yaşanmamaktadır.

Sınır Davaları: Yörede tarla sınırı, köy sınırı, yayla sınırı türünden anlaşmazlıklar genellikle yöreden hatırlı kişilerin oluşturdukları bir heyet tarafından çözüme bağlanmaya çalışılırdı. Bu heyete yöresel tabirle “ehl-i guguk” kişiler girerdi. Bu yöresel terim “ehl-i hukuk” sözünün yerel ağızda değişikliğe uğramış şeklidir. Bu heyetlerin verdiği kararlara uyulmadığı zamanlarda köyler arası sınır ve yayla kavgaları çıkardı. Yöremizde hala halledilememiş yayla sınırı ihtilafları vardır. Köy içinde bir tarla ya da bostanın sınırları konusunda çıkan ihtilafta ilk sözü köyün ihtiyar heyeti söylerdi. İhtiyar heyeti tarla ya da bostanın bulunduğu bölgeyi iyi bilen yaşlılardan fikir alırdı. İhtiyar heyetinin çözümüne razı olmayanlar mahkeme yoluyla sorunu çözmeye çalışırlardı. Göç olgusuyla bozulan bu hukuki denge mahkemelik davaların sayısını köylerimizde oldukça artırmıştır. Köyler arası sınır ihtilaflarında komşu köylerden hatırı sayılır insanlar bir araya gelerek iki köy arasındaki sınır ihtilafını çözüme bağlamaya çalışırlardı. Bu çözüme razı olmayan köyler arasında kavgalar çıktığı hatta ölümlü olayların meydana geldiği de bilinmektedir. Yörede en yaygın sınır ihtilafı yaylalarda görülür. Bir yaylanın kullanım hakkıyla idari mülkiyeti arasında çıkan uzlaşmazlıklar çoğu zaman köyler hatta ilçeler hatta iller arası anlaşmazlıklara sebep olur. Birçoğu yöre halkının kendi arasında çözümlediği bu sınır ihtilaflarından bir kısmı ise uzun süredir mahkemelerde çözümsüzlük düğümüyle beklemektedir.

Evlat Edinme Geleneği: Yörede evlat edinme geleneğinin en sık karşılaşılan şekli, çocuğu olmayan yakın akrabalar arasında gerçekleşir. İki yakın akrabadan çocuğu olmayan aile, diğer akrabanın çocuğunu daha ana karnındayken evlat edinir. Doğan çocuk kırkı çıkar çıkmaz öbür aileye verilir. Bu şekilde evlat edilen çocuklar yetişkin yaşlara kadar gerçek anne ve babalarını bilmezler.

Kumalık Geleneği ve Boşanma: Kuma geleneği bölgede ancak iki sebebe dayandığında makul görülebilirdi. Bunlardan birincisi kadının çocuğunun olmamasıdır. Bu durumda kadın kumayı bulmak üzere çaba bile gösterir ve kendi eliyle kocasını evlendirirdi. Bunun kadar yaygın olmasa da kadının hasta düşmesi ve kadınlık görevleriyle birlikte ev işlerini yapamaz duruma düşmesi de kuma getirilme gerekçelerinden biriydi. Bunun dışında çok eşlilik yörede pek kabul görmemiştir.

Çeyiz Senedi: Yörede evlilik kararı kesinleşince, kız evi hazırlığa girişir. Çeyiz olarak; yatak ve oda takımları, seccade, halı, kilim, hamam takımları, mutfak, sofra örtüleri, gelin için ev ve sokak kıyafetleri, iç çamaşırları, damada örtü, yazma ve çevreler hazırlanır, bohçalar içinde kızın sandığına yerleştirir. Çeyiz evden çıkarken liste tutulur. Çeyiz yazma işini genelde köyün öğretmeni ya da imamı yapmaktadır. Çeyiz yazıldıktan sonra, listenin altı çeyizi yazan kişi, muhtar ve vekiller tarafından imzalanır. Liste vekile verilir. Vekil de kız babasına verir. Babada sandığa koyar. Kız bu listeyi sandığında saklar. Liste imzalı, şahitli olur. Orada o çeyize değer biçilir. Bu uygulamaya “çeyiz yazma” denir. Boşanma ya da geçimsizlik olduğu zaman kız bu liste ile hak iddia eder.

Miras Uygulamaları: Uygulaması gittikçe azalmakla birlikte yörede geleneksel olarak muhtar, imam, köy ileri gelenleri bir araya gelerek mülkü oğullar arasında eşit olarak bölerler. Kızlara uygun bir miktar verilse de bu miktar daima erkeklerinkinden azdır; Ancak kızlar itiraz ederlerse mahkemeye başvurarak eşit haklarını alırlar ki bu işin uzun sürmesi kentten takip edilmesi sebebiyle kendi aralarında çözümlemeleri daha yaygındır. Bununla birlikte, son yıllarda kızların mahkemeye başvurmaları artmıştır.

Evlenmeyle İlgili Halk Hukuku

Süt Kardeşiyle Evlenme Yasağı: Bir çocuk, kendi annesinin dışında başka bir kadının memesini emip sütünü içerse; o kadının çocukları onun sütkardeşleri olur. Aynı memeden süt içip kardeş oldukları için o kadının çocuklarından hiç biriyle evlenemez. Bu yüzden başkasını emziren kadınlar, çocuklarına: “Falancaya süt emzirdim, o sizin sütkardeşiniz” diyerek bilgi verirler. Sütkardeşiyle evlenme yasağına kesin olarak uyulur. Kimse sütkardeşiyle evlenemez, evlendirilmez.

Musahip Çocukları Arasında Evlenme Yasağı: Musahiplik, Alevi ve Bektaşilerde görülen bir yol kardeşliğidir. Musahip kardeş, öz kardeşten üstündür. Birbirini seven ve birbiriyle iyi anlaşan iki arkadaş musahip olmaya karar verirler. Bunlar, Cem töreni sırasında kurban keserek musahip olurlar. Böylece bu kişilerin eşleri de birbiriyle kardeş olur. Musahiplikten geri dönüş yoktur. Bundan dolayı musahip olacak kişilerin iyice düşünmeleri gerekir. Musahiplerin birbirlerine karşı sorumlulukları vardır. Musahiplerden birisi bir sıkıntıya düştüğünde veya bir şeye ihtiyacı olduğunda diğerinin hemen yardıma koşması gerekir. Birbirlerini kıracak ve incitecek davranışlardan özenle kaçınmalıdırlar. Musahip çocuklarının birbirleriyle evlenmeleri kesinlikle yasaktır. Öz kardeş çocukları evlenebilir, fakat musahip kardeş çocukları evlenemezler. Ayrıca, kirve çocukları arasında da evlilik olmaz.

Çalışanlar ile ilgili Halk Hukuku

Azabın Yemek ve Barınma Hakkı: Azap, bir kişinin yanında çalışıp tüm ev işlerine yardım eden kişidir. Belli bir ücretle belli bir süre çalışır. Azap, evin çocuğu gibidir. Karnının doyurulması, üstünün başının alınması, yatacağı bir odanın olması gibi birçok konulardan hane reisi sorumludur. Ev sahibi azabına, yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek mecburiyetindedir. Bu zorunluluk geleneklerden kaynaklanmaktadır. Azaplık işi günümüzde ortadan kalkmıştır. Erkek çocuğu veya hayvanlarının bakımını yapacak sayıda bireyi olmayan aileler, hayvanlarının otlatma ve bakım işlerini yaptırmak için ekonomik durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarını belli bir ücret karşılığında çalıştırırlar. Yöremizde bu işe “hodah tutma”, bu çocuklara da “hodah” denir.  Hodah tutulan çocuklar, başka bir köydeki aile tarafından tutulmuşsa sezon boyunca hodah durdukları köyde kalırlar. İhtiyaçları bu aile tarafından karşılanır.

Hodah ve Hodah Tutma: Erkek çocuğu veya hayvanlarının bakımını yapacak sayıda bireyi olmayan aileler, hayvanlarının otlatma ve bakım işlerini yaptırmak için ekonomik durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarını belli bir ücret karşılığında çalıştırırlar. Yöremizde bu işe “hodah tutma”, bu çocuklara da “hodah” denir. Hodah tutulan çocuklar, başka bir köydeki aile tarafından tutulmuşsa sezon boyunca hodah durdukları köyde kalırlar. İhtiyaçları bu aile tarafından karşılanır.

Bekçi Tutma, Bekçin Hakkı: Köylerde “Arazi Bekçisi,” “Köy Bekçisi,” ormanı olan köylerde “Orman Bekçisi” bulunur. Bekçi olmak isteyen adaylar, almak istedikleri ücretleri söylerler. Bunların arasından en düşük fiyatı isteyenler bekçi tutulur. Ücretleri köylü tarafından ödenir. Her bekçinin alacağı para köydeki hane başına bölünür. Hane başına kaç lira düşerse o hane bekçilere o miktarda bekçi hakkı olarak ödeme yapar. Bekçi tutulunca köyde koruk (hayvan otlatmaya yasaklı alan) alanlar tespit edilirdi. Koruk alanların sınırların belirlemek için “koruk taşı” adı verilen işaret taşları dikilir, çobanların bu taşlarla sınırlanan alanlara hayvan sokmaması bekçi tarafından gözetlenirdi. Köylerde çobanlık yapan çocukların en büyük eğlencelerinden biri de bekçiyi savsaklayarak bu koruk yerleri hayvanlarına otlatmak olurdu. Bütün bekçilerin görevi birçok köyümüzde kış mevsiminin girmesiyle birlikte sona ererdi.

Çoban Tutma / Çoban Hakkı: Çobanlar her yıl aynı kişiler olduğu gibi değişik kişiler de olabilir. Büyükbaş hayvanlar için tutulan çobana “sığır çobanı veya mal çobanı”, eşek ve buzağılar için tutulan çobana “dana çobanı”, koyun ve keçiler için tutulan çobana “davar çobanı”, kuzular için tutulan çobana ise “körpe çobanı veya kuzu çobanı” denir. Bunların ücretleri ihtiyar heyetleri ile çoban arasında varılan anlaşma ile saptanır. Birden fazla çoban adayı varsa bunlardan en düşük fiyatı veren kişi çoban seçilir. Ücret olarak, ya toplu ücret belirlenir ya da hayvan başına fiyat tespit edilir. Toplu ücret belirlenmişse, köyün sığırı toplanır ve sayısı tespit edilir. Anlaşma yapılan ücret sığır sayısına bölünür. Bundan sonra hayvan sahipleri sürüye kattıkları sığır sayısına göre ücretlerini öderler. Ödenen bu paraya “çoban hakkı” denir. Eskiden çoban hakkı buğday, arpa gibi tahıllarla da yapılırdı. Çoban hakkı peşin ödendiği gibi taksit taksit de ödenebilir. Eğer köyden olmayan bir kişi çoban tutulmuşsa, köyde boş olan bir ev çoban evi olarak ayarlanır. Çoban azığı için sıra yapılır. Sırası gelen her ev sabah hayvanlarını sürüye katmaya giderken çobanın azığını da götürür.        

İmam Tutma ve İmam Hakkı: İmamlar devlet memuru unvanı elde etmeden evvel köylerimizde ve kasabalarımızda imamların ücretleri salma usulü toplanırdı. Köyde medrese tahsili görmüş biri var ise ona imamlık görevi karşılığında bir ücret kararlaştırılır ve bu ücret köyden salma yapma yoluyla toplanırdı. Köyde imamlık becerisine haiz biri yok ise başka köylerden imam tutma yoluna gidilirdi. Bazı köylerimizde yılın diğer zamanlarında köyde bilenler namazı kıldırırdı ama köy “ramazan imamı” tutardı.

Su hakkı: Ortak bir su kaynağından su alan bahçelerin düzenle sulanması su kullanımının bir hukuka bağlanmasıyla mümkün olabilirdi. Ortak su kaynağında hakkı olan arazilerin sahipleri arasında haftalık su sırası ve sulama nöbeti belirlenirdi. Su arkının yapım ve onarımı da ortaklaşa gerçekleştirilirdi. Sulama hakkına razı olmayanlar ayıplanır ve kınanırdı.

Irgatlık Geleneği: Irgatlık iki şekilde yapılır. Birincisi dayanışma ve yardımlaşma içerikli ırgatlıktır. Bu ırgatlıkta komşu kız ve gelinleri yardım için çağırılır. Kadınlar toplu halde tarlayı biçerler. Tarla sahibi tarlasını biçmek için gelenlere kuşluk ve öğlen yemeği verir. İkinci ırgatlık biçimi ise iş gücü değiştirme şeklindedir. Biçim zamanı, güne gün hesabıyla komşular birbirlerinin biçim işlerine yardım ederler. Bu yardımlaşma karşılıklı olarak birbirinin biçim işlerine katkı sağlama şeklinde gerçekleşir. Irgatlık, erkekler arasında da aynı şekilde tırpanla biçim işleminde gerçekleştirilir. Ücretli olarak tırpan biçicisi tutulduğu da olur. Ekin orağında ekinler kurumadan biçilmesi gerektiğinden insan gücüne sınırsız ihtiyaç olduğundan komşular güçlerini birleştirir ve sırayla birbirlerine yardım ederler. Tarlası ekini çok ve insanı az olan veya zengin olan buğdaydan samandan satarak para kazanacak olan çiftçiler; yevmiye hesabı gündelikçi ırgat tutarlar. Ekini az olup yalnız kendi hanesinin unluk bulgurluk buğdayını ve alaflık (malın davarın kışın yiyeceği yemlik saman) ihtiyacını karşılayacak ekin sahipleri ise işi parasız masrafsız bitirmek için iş ve emek karşılığı adam adama ırgatlık seçeneğini tercih etmek zorundadır.  Ekini çok olup da yeterince çalışanı olmayanlar, ürünün bir kısmını ücret olarak vererek de ırgat çalıştırabilirler.

Salma: Köylerde ve mahallelerde ortak işler “Salma geleneği” ile halledilirdi. Muhtar ve ihtiyar heyeti toplanıp yapılacak işi ve gerekli parayı belirlerdi. Sonra köy ya da mahalle odasına ilgilileri toplayıp bilgi verilirdi. Gereken para köydeki hanelere taksim edilir, gerekli iş gücü için yetişkin insanların katılımı talep edilirdi. Bu talepleri karşılamada her hanenin eşit para ve eşit işgücü ile katılımı esastı. Son yıllarda ailelerin ekonomik durumlarındaki farklılıkların artması nedeniyle bu eşitlik bozulmuştur. Günümüzde köy ve mahallelerin ortak işlerinde artık ekonomik durumu iyi olan aileler öne çıkmakta, para ve araç açısından katkı sağlayarak fiilen çalışmaktan uzak durmaktadırlar.

Akrabalık İlişkileri ve Kurgusal Akrabalıklar

Akraba, kan veya evlilik yoluyla birbirine bağlı olan kimselere denir. Kan akrabalığı olmayan, fakat birbirlerini seven kişilerin samimiyetlerini kurgusal (tasavvurî) akrabalıklar kurarak pekiştirdiklerini görürüz. Kirvelik, sütkardeşliği, ahret kardeşliği ve yol kardeşliği gibi çeşitli şekillerde görülen bu tür akrabalıklarda tarafların önceden belirlenmiş hak ve sorumlulukları vardır. Kültürel antropolojide sonradan kazanılmış bir akrabalıklara eski deyimle "Tasavvurî Akrabalık", yeni deyimle "Yarı Akrabalık" ya da "Sanal Akrabalık" denmektedir.

Kan Kardeşliği: Kan kardeşliği, kurgusal akrabalığın en çok bilinen ve en çok uygulanmış biçimidir. İki kişi bir araya gelip kollarında ya da ellerinde (özellikle parmaklar) ufak bir yer kanatırlar. Sonra, kanı birbirine karıştırırlar ya da birbirlerinin kanını emerler. Böylece kan kardeşi olurlar ve kardeşlik üzerine anlaşırlar.Yörede bilhassa şehirleşme olgusu başlamadan evvel kan kardeşliğinin gerçek kardeşlik kadar etkin, hatta ondan daha ileri tutulduğu, sıkıntı ve mutlulukların daima bu kardeşler arasında paylaşıldığı ve yaşamları boyunca da tarafların birbirlerinin başlıca yardımcıları olduğu saptanmıştır.

Ahret Kardeşliği: İslâm toplumlarında yaygın bir yakınlaşma biçimi de ahret kardeşliğidir. Özellikle yaşlı kadınlar arasında görülür. Yaşlı kadınlar belirli bir dinsel törenle “ahretlik” olurlar. İki yaşlı kadın ahretlik olunca çok samimi iki dost olurlar ve birbirlerine sırlarını söylerler. Hangisi önce ölürse geride kalan kadın, ölenin ölümünden sonra yapılması gereken şeylere yardımcı olur. Kefeninin, yazmasının, ölümlüğünün sarfında söz sahibi olur. Ahret kardeşliği öte dünya düşüncesine dayalı bir dostluk antlaşmasıdır.

Bacılık: “Bacılık” yörede çok yaygın bir sanal akrabalık türüdür. Bilhassa genç kızlık döneminde birbirine sırdaş olan kızlar arasında bu akrabalık türü kurulur. Genç kızlık döneminde kurulan bu bağ ilerleyen yaşlarda da sürer. Ahret kardeşliği gibi ölünceye kadar devam ettirilmesi de çok yaygındır. Genç kızlık çağında başlayan “bacılık” uygulaması taraflar evlendikten sonra da sürer. Bacılık olan kadınların çocukları da birbirleriyle sanal akraba gibi yakınlık kurarlar.

Sütkardeşliği: Bir kadın, başka bir çocuğu emzirdiği zaman o çocuğun kadının gerçek çocukları ile olan ilişkisi sütkardeşliğidir. Sütkardeşliği hem bir sanal akrabalık örneği hem de halk hukuku açısından önemli bir kurumdur. Birbiriyle sütkardeşi olan çocuklar öz kardeşmiş gibi yakın olurlar ve aralarında evlilik ilişkisi asla düşünülmez. Emziren kadına, "Sütanne" denir. Sütanne ve süt çocuğu arasında, ömür boyu süren anne-çocuk ilişkisi doğar, emziren kadın durumu etrafa, konu komşuya, akrabalara duyurur. Evlenirken sütannenin izni alınır, askere giderken eli öpülür. Sütannenin sütüyle büyüyen kıza, evlenirken, koca tarafı süt hakkı öder. Sütanneye, “sütümü helâl etmem” dedirtmemek için çocuklar, helâl süt etmiş kimse olmayı yeğleyerek onun arzularını yerine getirirler.

Yol Kardeşliği (Musahiplik): Alevilerde uygulanan bir kurgusal akrabalık türüdür. Akraba ya da yakın komşular arasında bağlılık ve yardımlaşmayı güçlendirmek amacıyla kurulmuş olup, kökleri Hz. Muhammed zamanına değin dayanmaktadır. Hz. Muhammed’in ensar (Medineliler) ile muhacir (Mekke’den göçenler) arasında kurduğu akrabalık ilişkisi Alevilikte “musahiplik” olarak devam edegelmiştir. "Musahip", yol kardeşi, yol arkadaşı, sohbet edilen, danışılan anlamına gelmektedir. Alevi köylerinde eskiden musahip olamayanlar "Cem'e alınmamaktaydılar. Musahipliğe "Ahret kardeşliği" de. denilmektedir. İki ailenin "Dede" önünde yapılan bir törenle dostluk üzerine anlaşmaları, musahipliktir. Yol Kardeşliği, iki evli çiftin kardeş olmasıdır. Musahip olacaklar dedeye başvururlar. Dede, Kurandan parçalar okur. Musahiplik, bir kurban töreni ile tamamlanır. Köy halkı ve çevrede bulunan tanıdık kişiler kurbana davet edilir. Davetliler de Cem’e gelirken çerez, yemiş ve çörek getirirler. Bazı köylerde musahibi olmayanlar bu kurbana katılamazlar. Birbirlerine musahip olanların çocukları evlenemez. İki aile birbirini denetler. Bu denetim, çocuklar, kadınlar, gençlerin kötü yola sapmamaları, erkândan yoldan ayrılmamaları için yapılır.

Kirvelik: İslâm dininin gereklerine göre yapılan sünnet töreninde çocuğu tutan kişiye "Kirve" denir. Kirve, ailenin sevdiği bir kimsedir. Kirve olan kişi sünnetin tüm giderlerini karşılar. Eskiden kirveler harcamalar yaparlardı. Kirve, çocuk üzerinde babalık hakkına sahiptir. Eğer çocuğun gerçek babası ölmüşse, kirvenin babalık hakkı daha belirginleşir. "Kirve olan aileler arasında kapı baca yoktur" deyimi oldukça yaygındır.

Ebe Anneliği: Köylerimizdeki geleneksel ebeler de o köyde bir saygınlığa sahiptirler. Çocuklar zaman zaman ebelerini ziyaret ederler, önemli günlerde, bayramlarda gidip ellerini öper, onlara çeşitli armağanlar (sabun, şeker, çay gibi) verirler. Çocuğun ailesi de aynı biçimde ebeye saygı duyar ve her zaman ona yardımcı olurlar. Çocuğun birçok huyunun ebesine benzeyeceğine dair bir inanış yörede yaygındır.

Asker Arkadaşlığı: Askerde arkadaş olanlar eğer aynı köyde yaşıyorlarsa bunlar da akraba gibi çok samimi iki dost olarak yaşamlarım sürdürürler. Aynı köyden hatta aynı ilden olmasalar bile asker arkadaşlığı ömür boyu saygınlığını sürdüren bir sanal akrabalıktır. Çocuklar babalarının asker arkadaşlarına saygıyla yaklaşırlar. Asker arkadaşlarının birbirlerini ziyareti önemlidir.

Sağdıçlık: Yeni evlenecek erkeğe düğünde, gerdek gecesinde ve evlilik yaşamında nasıl davranması gerektiği konusunda bir takım bilgiler vermek, düğünün düzenli yapılmasına yardımcı olmak, düğün bayrağını taşımak gibi görevleri üstlenen ve damadın düğündeki temsilciliğini yapan erkeğe "sağdıç" denilir. Sağdıç bu görevlerine ilaveten damat ve arkadaşlarına düğün boyunca oturacakları ve eğlenecekleri bir oda açmak, bu odadaki gençlerin taleplerini karşılamak, damadı kendisine yapılacak oyunlardan bilhassa “damat kaçırma” oyunundan korumak gibi görevleri de üstlenir.

Yengelik: Yörede yenge, damadın ailesinden seçilmiş bir kadındır ve bu kadının görevi düğünün icrası esnasında kız evi ile oğlan evi arasındaki ilişkileri düzenlemektir. Erkek evini temsilen kına gecesine katılır. Kına gecesine, yapılacak eğlencenin çerez ve hediyelerinden oluşan bir heybe ile katılır. Gerdek gecesinde gelini gerdeğe yenge hazırlar. Gerdek gecesinin sabahında gerdek çarşafını alır. Bu işlem esnasında damattan bahşişini alarak görevini tamamlar. Yengelik de sağdıçlık gibi düğünden sonra da devam eden bir sanal akrabalığa dönüşür. Kişiler düğünlerinde yengelik görevi yapanlara ömür boyunca saygı ve hürmette bulunurlar.

Ad Babalığı: Eskiden çocuğun adını koyan kişi, çocuğun kulağına ezan okuyarak adını okurdu. Ad babası da yine akraba gibi sayılır, sevilir, yakın bir dost olurdu. Doğan her çocuğun sağ kulağına ad babası olarak seçilen kişi ezan okuyarak adı üç kez yineler ve "Adını ben verdim, yaşını Allah versin" der.

Hemşerilik: Türk sosyal hayatında hemşeriliğin geniş bir yeri vardır. Hemşerilikte "biz" duygusu önem kazanır, "bizim uşaklar", "hemşeri", bizim köylü", "bizim mahalleli" deyimleri günlük konuşmalarda çok geçer. Bölgecilik ve hemşericilik duygusu daha çok gurbette hissedilir. Gurbetteki insanlarımız memleket özlemini gidermek için varsa tanıdıklarını, tanıdıkları yoksa memleketlisini bularak özlem gidermeye çalışır. Bu duygu yöre dışındaki insanların dernekleşmesine sebep olmuştur.

Komşuluk ve Misafirlik Hukuku

Gümüşhane komşuluğun, komşu olmanın en ahenkli yürütüldüğü illerimizden biridir. Yörede zaman içinde olan değişikliklere rağmen, komşuluk ilişkilerimiz, yine sürmekte, sürdürülmeye çalışılmaktadır. Eskiden mahalle ailenin biraz büyümüş şekliydi. Düğünlerde, doğumlarda, ölümlerde beraber yaşanır, beraber gülünür, beraber eğlenilirdi. Her ailede olduğu gibi zaman zaman kavgalar da olurdu. Herkes birbirini iyi tanıdığı için problemlerin çözülebilmesi imkânları vardı. Yörede düğün, bayram, cenaze, gibi olaylar komşularla yapılır. Bununla birlikte hayatın diğer alanlarında da komşularla birlikte hareket edilir. Kış geceleri uzun olduğu için misafirliğe en uygun mevsim kıştır. Kışın rençperin, hayvanların bakımından başka yapacak işi de kalmamıştır. Misafirliğe genellikle akşam hayvanların bakımı yapıldıktan sonra gidilir. Kış günlerinde akşamları komşu kadınlar küçük çocuklarını da yanlarına alarak komşu evlere giderler. Buna “oturmaya gitme” denir.