GÜMÜŞHANE HALK KÜLTÜRÜ

Yerel Sözlük

A

Abarına: Suyun akış yönü.

Abra: Ancak karşılayabilir anlamında.

Absut: Demir çemberi olmayan kağnı tekerleği.

Aca: Acaba, şaşılacak şey, hayret.

Afgurmak: Köpeğin kesik kesik havlaması.

Ağalı: Kesinlikle, mutlaka.

Ağlevi: Çitle çevrilmiş açık havada hayvanların toplandığı yer.

Ahacana: İşte.

Ahırı: Nihayet, sonuçta.

Ahtaraç: Sacda pişirilen ekmek, kete ve yufkayı çevirmek amacıyla kullanılan, tahtadan yapılmış araç.

Akak: Dere ve ırmaklarin şelale oluşturduğu yer.

Algar: Bıldırcın tutmaya yarayan alet.

Aluç: Battaniye.

An siftili: En önce.

Andalla: Bir yana eğilmek.

Angılamak (Angıramak): Eşeğin anırması.

Arusdah: Tavan .

Asbap: Çamaşır.

Aşıt: Aşılacak geçit .

Aşlak: Eklenmiş.

Aşur: Muharrem ayı.

At kellesi: Erkeklerin eşlerinin adını söylemelerinin uygun olmadığı dönemlerde kadınlar için kullanılan bir söz.

Avara ayı: 1. Eylül ayı 2. Boş, işsiz.

Aykuri: Yandan.

Azazul: 1. Kavgacı, kavgaya hazır. 2. Gaddar.

 

B

Baarsak: Büyük baş hayvanların cinsel istek duyması.

Baba: Hayali varlık. (Baba yesin seni)

Bad: Dikenli çalılardan bahçe kenarlarına yapılan çit.

Badallık: Engel.

Badara: Genellikle kadın işleriyle uğraşan erkek.

Badatiye: Kenarları tahta hartama, içi toprak dolu duvar.

Badeç: Küçük taze fasulye.

Balalos: 1. Sersem, aptal. 2. İri yarı ve saf yollu adam. Balaloslamak; sersemlemek.

Balasa: Aptal, salak.

Balavurt: Abartmak, yalan söylemek. Balavurtçu; abartan, yalan söyleyen.

Barhana: Toplanma yeri, ev-bark, eşya konulan yer. 

Barhar: Poyraz.

Baştakçı: Aldığını vermeyen, düşünmeden harcayan, kendisine güvenilmeyen adam.

Baydan: Faydalı.

Baynımak: Yaşam standardını yükseltmek.

Bazlama: Mısır ekmeği.

Becit: Acele, hemen.

Beddenmek: Garipsemek, hoş karşılamamak.

Bediro: Süt sağımında veya su taşımada kullanılan tahta külek.

Bedle-: Öfkelenmek.

Bedro: Su kabı.

Behni: Ahırda ineklerin yemlerini yediği yer.

Belevünlemek: Sersemlemek.

Beleyleme: Uykudan uyandıktan veya uyandırıldıktan sonra kısa süreli şaşkınlık hali.

Bemre: Değirmen nöbeti.

Ber (bere): Ağıl.

Berilik: Dahası var, daha yakın.

Beynimizde: Aramızda.

Bez: Sinek.

Bezene: Bezelye.

Bıdık: Meme ucu.

Bılık: Ufak.

Bızdik: kısa boylu.

Bibil: Bitki ve meyvelerin çiçek döküldükten sonra oluşan filiz ve ham hali.

Bilece: Beraberce.

Bilic: Altı aylık tavuğun erkeğine denir.

Bimafir: 1. Bir kerede. 2. Bir ara.

Binalı: Temelli.

Binbeyt: Mutlaka.

Bir uğurda: Birden bire.

Biredi: Hepsi birden, toptan, birlikte.

Bitevür: Acaip, bir hoş, değişik.

Bitgel: Verimli toprak.

Biyen: Bana.

Bizden yeniler: Cinler, periler.

Boğarsak: İneklerin boğa istemesi durumu.

Bohcah: Hayvan dışkısının atıldığı yer.

Bolaki: Olaki, belki, olsa, keşke.

Boydağına: Başıboş, kimseye bir faydası olmadan, tamamen serbest bir şekilde.

Boydak: Yalnız.

Bozgun ol-: İshal olmak.

Bödüre: Kova.

Bökelek: Kaynar su.

Buğanak: Uzun sürmeyen şiddetli yağış.

Buli / puli: Civciv.

Bulurgan: Tehlikeli ve bulanık su akışı.

Burhaç: İğneleme, manidar ya da dikine konuşmak.

Buymak: Çok üşümek.

Bük: Çalılık.

Bürük: Kadınların büyüklerin ve erkeklerin yanında sadece göz bölgesini açıkta bırakan başörtüsü bağlama biçimi. Bu şekilde baş bağlamaya bürük vurma denir.

 

C

Cablama: Tahtadan yapılan çit.

Cada: Yol ayrımı.

Cadura: Cadılık yapan.

Cagala gözlü: Büyük gözlü.

Cağa: Manda yavrusu.

Cağılak: Çağlayan.

Caht etmek: Bir işi yapmaya kararlı olmak, çaba göstermek, çabalamak.

Calaz: Mısır koçanı yaprağı.

Caloz: Mısır koçanı sapı.

Camadan: Yün ve kıldan örülen sırt çantası.

Camırla-: Katlamak.

Can tahdası: Göğüs.

Carbazan (cartazan): Geveze.

Cavra-: Herhangi bir işten sonuç almak için çaba harcamak.

Caynal: Beceriksiz.

Cebcek: Cezve.

Cebe: Ağabey.

Cecik (ecik): Kasık.

Ceferik: Ahırlarda hayvan ısısından yaralanmak amacıyla yükseğe yapılan çardak. Soğuk kış gecelerinde bu çardaklarda yatılırdı.

Ceget: Güz ekinlerinin çimlenmesi. 2. Ekim ayı .

Ceğen: 1.Büyük kızak. 2. Birbirine çatılmış iki ayak üzerine sepet ya da teneke bağlanarak oluşturulan taşıma aracı.

Celbecep: Arsızlıkla bir şeyler elde etmeğe çalışmak.

Celmük: Ağaç çöpü.

Cenç: Bal mumunun posası.

Cendek: 1. Hayvan ölüsü. 2. Çok ihtiyar ve çok yaşlı kadın. 3. Ceset gibi görünen.

Cengeri çık-: Paslanmak.

Ceple-: Küfür etmek.

Cerek: Bahçe kenarlarında veya ağıllarda kullanılan çit sırığı.

Cerit: Köz tavası, soba küreği.

Cıbarmak: Çok fazla ıslanmak.

Cıbart-: İnce sopayla dövmek.

Cıbıh: Yeni ve süslü giysi.

Cıcıh: Süslı ve yeni olan. Çocuk dilinde cici.

Cıd: 1. Bir şeyin en uç kısmı. 2. kenar, köşe.

Cıfıt: Art niyetli, art düşünceli.

Cıftır: Zayıf ve cılız.

Cıgıt: Çok zayıf.

Cığıla-: Rahatsız edici bağırtı.

Cığız (cıhız): Mızıkçı.

Cıkcıra: Eline ve ayağına çabuk, hızlı hareket eden zayıf kadın.

Cılbağa: Yaramaz, afacan.

Cıldır: Zayıf kuvvetsiz.

Cılı: Sevimli zayıf çocuk

Cıllıp: Fazla (yağ).

Cımbar (cumbar): Dalların en ucundaki ince dal.

Cıngıllı: 1. Saklambaç oyunu. 2. Süslü.

Cırbağa: 1. Kalabalık çocuk topluluğu. 2. Zayıf çelimsiz çocuk. 3. Küçümseme, kötüleme anlamında küçük çocuk.

Cırdır: Zayıf.

Cırım: 1. Giysilere işlenen bir tür süslü şerit. 2.Kumaştan yırtılan parça.

Cırmak: Yırtmak.

Cırmalamak: Tırmalamak.

Cırpıt: Gözdeki çapak.

Cızdırıvermek: Baştan savmak.

Cibin: Sivrisinek.

Cicik: Meme.

Cicoz: Hiç yok.

Cidav: Atın ayağına vurulan kelepçe.

Cidavu: Omuz başı.

Ciddoğma: Çok az.

Ciddolo: Sevgiliyle buluşma, oynaşma.

Cigit (Cigirt):Çekirdek.

Cigitlik: Meyve tohumlarının ekilerek fidan yetiştirildiği yer.

Ciğerli: 1. Yakınlık gösteren kişi. 2. Cesaretli.

Ciğert: Yeni yeşermiş ekin.

Cil: 1. Semerlerin içine konulan ve hasır yapılan saz. 2. Bir tek evlât. 3. Filiz. 4. Ağaç ve otların köklerindeki ince uçlar.

Cimnas: Göz çapağı.

Cindar: Cinlerle konuşan gaipten haber veren.

Cindirik: Ufak tefek.

Cink: Köşe, bucak.

Cip: Çok, fazla, aşırı.

Cippan: Alkış.

Cirbit: Gözde oluşan çapağı.

Cirdaban atmak: Ortalıkta koşuşturmak.

Ciscibit: Islak.

Cisir: Sihir, büyü

Civerek:  Atılgan.

Codul: Biçildikten sonra tarlada kalan kökler.

Concen: Tavşan yavrusu.

Conkesme: Çavdar.

Corma: Bataklık.

Coruh: 1. Hastalıklı, zayıf. 2. Fazla miktarda su içen.

Coşartmak: Abartmak.

Cöbelenmek: Özenmeden yıkanmak.

Cölük: Duvarların üzerine konulan kalas.

Cörotu: Turşuya konulan kokulu bir ot.

Cudam: Beceriksiz, görgüsüz kimse.

Culuh: Uzun, sivri burunlu.

Cumurlama: Ufalama.

Cunut: Verimsiz kuru toprak.

Cüfür: Erimiş petek tortusu.

Cünet: Sazlık.

Cünüt: Bataklık.

 

Ç

Çağacak: Birdenbire.

Çağlam: 1. Çok az benzerlik. 2. Suyun akıntılı yeri.

Çakaloz: Çevresine uymayan adam.

Çaklı: Patlamış mısır.

Çala: Silah.

Çalağan: Çaylak.

Çalğap: Bir aralık, gözün açılıp kapanıncaya kadarki zamanı.

Çalı basmaz: Karakılçıklı buğday.

Çalpala-: Kurut, süzme, pekmez gibi şeyleri suda ezmek.

Çalpara: Kulplu yemek kabı.

Çamçah: Çamdan oyularak yapılmış su kabı.

Çandır: Keçe.

Çangal: 1. Çubuk. 2. Fasulye sırığı.

Çaparoz: Sakar.

Çar: Alaca renkli kadınların örtündükleri bir çeşit çarşaf.

Çarpana: İki kulplu sahan, tencere.

Çart: Suların getirdiği çerçöp.

Çaşur: Haşlanıp tuzlandıktan sonra yenilen bir bitki. Yumurta ile kavurması yapılır. Taze iken atlara yedirilirse gözlerine ağ gelir. Çaşur erozyonu önleyici bir bitkidir. Kurutulup hayvan yemi olarak da kullanılır.

Çaşut: Üzüm.

Çat ayaz: Çok soğuk.

Çaygara: 1. Çay kıyısında çıkan göze. 2. Çay kıyısındaki çakıllı yer. 3. Kumsal çay yatağı.

Çayrah: Taşlı, çakıllı yer.

Çaytah: Aksak, topal.

Çebiç: Oğlak.

Çeççe: Koç.

Çedene: Kısa boylu.

Çekü: Kudret helvası.

Çel: Yaramaz.

Çeldige: Sevimsiz huysuz.

Çeldirge: Küçük yaşta kötü yola düşen kadın.

Çemiç: Dut kurusu.

Çendir: 1. İnce kopmaz durumda olma hali. 2. Yağsız et.

Çendürük: Bozulmaya yüztutmuş et.

Çığır: Taşlı patika yol.

Çılgısız: 1. Terbiyesiz. 2. Kurallara uymayan.

Çılha: Yaramaz çocuk.

Çınga: Kıvılcım.

Çırgel: Saban.

Çırmağ: Hayvan biti için bir ilaç.

Çırtılmış: Boyuna kesilip kurutulmuş fasulye.

Çıtıman: Mısır saplarının bir araya toplanması.

Çıtırışık: Sinirli, kavgacı, sataşkan.

Çıyrıh: Bahçe veya ev girişine yapilan derme catma kapı.

Çil: Kavgacı.

Çimçik: Çok soğuk, ayaz.

Çimmek: Yıkanmak, banyo yapmak.

Çingi: Duvar köşesi.

Çingil: Küçük bakraç.

Çipar: 1.Çiçek bozuğu (çopur). 2. Çil.

Çipi: Küpe.

Çipil: Ağacın yan dalları.

Çivga: (şıvğa) İnce düzgün çubuk.

Çivtan: Çiğdem, kar çiçeği.

Çoço: Eşek.

Çor: Öksürüklü hastalık.  

Çorma: Çayırlardaki bataklık bölüm.

Çoşka: Yaramaz çocuk.

Çotul: Dal-budak.

Çöçelen-: Oyalanmak.

Çögül: İşe yaramaz odun parçaları.

Çöğen: 1. Meyve sepetlerini dala, ya da merdivene asmak için sapına bağlanan ağaç çatal. 2. Su omuzluğu.3. Bir ip düğüm biçimi.

Çöğrek: Mısırın sapı kesildikten sonra toprakta kalan kısmı.

Çöğül: Sert diken.

Çölük: Eski evlerin duvarına koyulan odun.

Çöpür: Yünün çöplü ve kirli yerleri.

Çöpürlü: Karışık, dolaşık.

Çörtük: Saman artığı.

Çukuda: Ladin ağacının dalı.

Çurut: İshal. Çurut gitmek; ishal olmak.

Çuyun: Omuz.

 

D

Dadacuh: Hoşa giden yemek.

Dağan: Tek sırık üzerine yapılan meyve toplama merdiveni.

Dak (Dank): Şeker pancarı.

Dakıç: Alnı geniş olan

Dalaba gelmek: Dişi hayvanın erkek hayvan istemesi.  Genellikle eşekler ve atlar için kullanılır.

Damazlık: Yoğurt mayası.

Dan-: Bir olayı olmadan önce sezmek.

Dandazlamak: Bir şeyi çok incelemek, üzerine çok düşmek, şımartmak, nazlandırmak.

Daraba: Oda duvarlarına iç kenardan çakılan kısa tahta.

Darnaçal: Kısa zaman.

Daşahur: Çok taşlı yer.

Davunlan-: Tıka basa yemek.

Davurtçuh: Deriden yapılan torba.

Dayama: Çok uzun boylu.

Debbe: Geniş karınlı bakır su kabı.

Debert-: 1. Eşeleyip kabartmak. 2. Kışkırtmak.

Debren: Kalas.

Deg (dag): Şekerpancarı kökü.

Dehdiri: Çok zayıf kimse.

Dek: Hile, al, kandırma, oyuna getirme.

Deleme: Çürük süt. Taze sütün biraz kaynatılıp içine azıcık yoğurt katılarak çürütülüp süzülmesiyle elde edilen yiyecek.

Dengüre: Uykusuz gece geçinen insanın hali, uykusuzluk.

Depte: Çocuk dilinde ayakkabı. Çocuk ayakkabısı.         

Depük: Kuru.

Derdemez: 1. Hemen. 2. Mutlaka.

Derrez: Dağın yamacı.

Desti geçme: Hatırını sayma, sevilme.

Deşük: Büyük karınlı.

Devrent: Dar boğaz, uçurumlu yol, ırmak kıyılarındaki dönemeç.

Devrisi: Ertesi (devrisi gün “ertesi gün”).

Deyha: İşte orada.

Dıbır: Popo.

Dıga: 1. Bodur. 2. Afacan çocuk.

Dığıl: Ağaç sırık.

Dımdıma: Ben, benek.

Dınaz: 1. Şaka. 2. Arkadan konuşmak.

Dırak: Sıçrayarak koşmak.

Dırhey: İri yarı adam.

Dırız (Dıraz): Kel kafalı.

Dırmaç: İp.

Dışarı şeri: Adları ile anılmaları tehlikeli olan cin, peri.

Dızdız: Sıralı sırasız ağlayan.

Dızman: 1. İri yapılı. 2. Altı yaşındaki koç, koyun.

Dibareci: Bir şeyi çok abartan, hileci, yalancı.

Dil bezeği: Güzel konuşan.

Dil düdük: konuşkan çocuk.

Dilik: 1.Yarık dudaklı. 2. Yırtık.

Dillemek: Nazar vermek.

Dilme: Biçilmiş kereste.

Dingilli: Sahan, tencere kapağı.

Dişeme: İnce ip.

Dişenmek: Sesli bir şekilde gülmek.

Divrek: Dimdik.

Dodamah: Çıkarılmış öküz tırnağı.

Dombeysine: Tersine, aksine.

Dozirik: Acelecilik.

Döl ayı: Nisan ayı.

Dönbelek: Saçsız adam.

Dönek: Evlek.

Döngel: Yenidünya.

Duduç: Asık yüzlü, somurtkan.

Dunzar: Gölge, gizli yer.

Düdek: Küçük meyve tanesi.

Düdüç: Asık yüzlü somurtkan.

Düğül: İnce bulgur.

Düydü: Keserin çivi çekmeğe yarayan delik kısmı.

Düyelçek: Sarımsak ezeceği.

Düyelek: Olgunlaşmamış kücük kabak.

 

E

Ebek: Yıkılmış harbe olmuş bina ev kalıntısı.

Ece: Ağabeyi.

Ecene: Gövdesi ahşap keski.

Ecik: Kasık.

Ede: Dede.

Eğsi: Odun.

Ehnez: Gelişmemiş, zayıf, cılız.

Ehti behti: Yaşça ayar, aynı yaşta.

Eke: 1. Çokbilmiş. 2. Ergen, yetişkin. 3. Ukala.

Ekemen: Çokbilmiş.

Ekiz-: Sitem etmek, söz dokundurmak.

Eksik etek: Erkeklerin eşlerinin adını söylemelerinin uygun olmadığı ortamlarda kadınlar için kullanılan bir söz.

Eksimek: Çökelek, peynir.

Elbiz: Sümüklü böcek.

Eleği: Çingene kadınlarına benzetilen kadın.

Elesefiye: Yalan yanlış, gelişigüzel.

Elke: Yetişkin, kabadayı.

Ellam: Herhalde

Emen: 1. Sıkışarak oturacak kadar yer. 2. Geleneksel çocuk oyunlarında oyunun merkezi ya da atış yeri olarak belirlenen yer.

Emi: Amca.

Emişikli: Sütkardeş.

Emzikleme: Bulutların yağmurla dolmuş, yağmak üzere olması hali.

Endek döndek (Enneg dönneg): Bir sözü, bir sözüne uymayan, güvenilmeyen adam.

Engâh: Yavaş.

Eremük: Zayıf.

Eriş: Kilimin içine konulan ip.

Eserli: 1. Saralı. 2. Deli.

Esgi ayakkabı: Evde kalmış kız.

Eslek: 1.Söz dinleyen adam. 2.Çalışkan.

Esük: Rüzgâr.

Eş: Plasenta.

Eşgere: Aşikâr, açık, aleni.

Evecen: Aceleci.

Eveti: Acele.

Eye: Baba.

Eyen: Üst baş.

Eyrek: Hayvanların toplandığı yer.

Eyrilce: Hıdrellez.

Eza: Kibritin ucundaki yanıcı kısım.

Eze: Teyze.

Ezgert-: Ağırlamak.

Ezve: Kibrit çöpünün yakılması için kutunun üzerindeki kısım.

 

F

Farat gelme: Vazgeçme, kötü huylardan arınma.

Farıma: Rahatlama.

Farşa: Edepsiz, kavgacı, saygısız kadın.

Fel: Niyet, kasıt.

Felemit: Sandığın içindeki bölüm.

Fenihmek: 1. Arzu edilen şeyi elde etmek için gösterilen telâş. 2. Sızlanmak. 3. Ağlamaktan yorgun düşmek.

Ferzant: Kötü düşünen, fesat, kurnaz.

Ferzenk: Zeki, akıllı, kurnaz.

Fetir: Sacda pişirilen yufka türü ekmek.

Fınç: Fırında kurutulmuş elma.

Fınik: Ortada dolaşan söz getirip götüren kişi, ortalığı katan kişi.

Fırandol: Çatı altlarına yapılan ek oda.

Fırıç: 1. Fırında kurutulmuş armut ya da ahlat. Kışın yemiş gibi yenir ya da hoşafı yapılır. 2. Oruç bozma.

Filik: 1. Sarı, taze. 2. Tiftik.

Firekli: Pis.

Firoon: Zalim.

Fisge: Cansız yağ kandili.

Fizah: Ağrı, sızı.

Foltak: Bol.

Fortik: Eşeğin küçük yavrusu.

Fotulamak: Kendi kendine söylenmek .

Foturuk: Sümük.

Furfulu: Kurutulmuş meyveden yapılan hoşaf

Füfüze: Sürekli oflayıp puflayan kadın.

 

G

Gab: Büyükbaş hayvanları bağlamak için boyunlarına geçirilen ağaç halka.

Gabacuh: Mısır koçanı.

Gabal: 1. Bir tahıl ölçüsü. 2. Toptan.

Gaban: 1. Dönemeç. 2. Taşlık yer. 3. Erkek domuz.

Gabar-: 1.Saldırıya geçmek üzere olmak. 2. Böbürlenmek.

Gabbana: Kötü.

Gabbaş: Akılsız.

Gabıc: Çok küçük.

Gacan: Zayıf ve kısa boylu erkek.

Gada: 1. Ağabey 2. Baba 3. Köyde kendisinden büyük olanlar.

Gadalak: Araba.

Gadan-: Artık gücü kalmamak, dayanmak.

Gadı: 1. Kadın işlerine eli yatkın erkek. 2. Nüktedan, komik.

Gadimi: Daima.

Gafurga: Büyük güğüm.

Gaguç: Eli ayağı eğri büğrü olan.

Gağaci: 1. Gümüşhaneli (Kelkit yöresinde ilin merkez ilçe halkına verilen isim.). 2. Meyve satıcısı.

Gahışlama: Dürtme, rahatsız etme.

Gahmuh: Yumruk.

Gajga: El arabası.

Gakgo: Kibirli.

Galah: Tezek yığını.

Galat: 1. İki ayaklı meyve sepeti. 2. Arka sepeti.

Galmagal: Dedikodu, ağız kavgası.

Galmuh: Geriye kalan.

Galp: Ağır, tembel.

Galpalaşma: Kavga veya güreşte kucak kucağa gelme.

Galyon: Ağızlık, pipo.

Gaman-: Usanmak, bıkmak.

Gamat: Hamur topağı.

Gambalak: Büyük kaya.

Gamer: Mor koyun.

Ganak: Ekşi.

Ganere: Aciz.

Gangal: Böbrek.

Gangıt: Zayıf ve kambur.

Gapa: Çocuk dilinde yemiş.

Garabil: Kötü kalpli adam.

Garagibilli: Kinci adam.

Garak: Kapı mandalı.

Garam: Yerli arı kovanı.

Garazağ: Karakarga.

Garcik: Böbrek.

Garel: Tam, denk, ölçüsüne uygun.

Gargın: Karların erimesi ile suların çoğalması.

Garıcıh: Kocakarı fırtınası.

Garıh: 1. Tarladaki bölümler. 2. Ark.

Garnıh: Çok kısa boylu adam.

Garşanba: Tembel.

Gasgasan: Kalabalık.

Gasmuh: Çam ağacının kabuğunun altındaki tatlı sıvı.

Gasyan: Kusmuk.

Gaşmer: Hafif adam, soytarı.

Gatı gayıp: Aniden.

Gatooz: Kaba, anlayışsız, inatçı, acımasız.

Gavuga: Güğüm.

Gay gay: Çocuk ağzında ateş.

Gaybana: Kötü, biçimsiz, sevimsiz, yok olasıca.

Gayp: Kaymak.

Gayser: Parça, kısım.

Gazah: Topaç.

Gecin: Kuru fasulyenin dişi.

Gelete: Küçük çuval.

Germük: Ağaç köprü, dere geçeceği.

Geşgel: Geçerli.

Getgüt: Düz olmayan.

Gevük: Yamuk, çarpık.

Gıcı: 1. Küçük kız. 2. Mızıkçılık etmek.

Gıdan: Kısa.

Gıdılıç: Serçe parmağı.

Gıgılı: Küçük.

Gıldırik: Yuvarlak.

Gıle: Dana.

Gıllik: Eski kaput.

Gındik: Çok küçük.

Gıpdı: Cimri.

Gırdavuç: Güneş yanığı (kararmış).

Gırgıt: Cimri.

Gırnata: Klarnet.

Gıtmir: Cimri, varyemez.

Gıyıh: 1. Şaşı. 2. Aralanmış, yarı açık.

Gıylı: Tepsi.

Gıynah: Ceviz içi.

Girik: Küçük ekmek.

Gobati: Kaba.

Gocur: Çok kısa boylu.

God: Yaklaşık olarak on altı kiloluk tahıl ölçüsüdür. Tahılın cinsi ve kalitesi kiloyu artırıp azaltabilir.

Godalak: Mısır koçanı.

Godama: Kirli.

Godura: Kafanın arkası.

Gogis: Öksürük.

Gogiza: Boğmaca.

Gogles: Salyangoz.

Goğsal: Mısır talaşı.

Goj: Et kütüğü.

Gokir: Becerikli, hamarat.

Gokkoroz: Salyangoz.

Golçak: Saat kordonu.

Gomat: Deste, tomar

Goncolos: Zemherinin ilk on iki günü sokaklarda dolaşıp, açık bulduğu kaplara tükürdüğüne; kendisine doğru yanıt vermeyenleri tarakla vurarak öldürdüğüne inanılan hortlak, cin.

Gor: Mezar.

Gorbagor: Hortlayasıca anlamında.

Gosdak: Kısa boylu.

Gos-gos: Seksek oyunu.

Goşam: İki avucun alacağı kadar.

Göğnü: Olgunlaşmiş meyve.

Gökcek:  Güzel.

Gölük: Eşek  .

Göm: Ayı ini.

Göresimek: Özlemek.

Göy: Yeşil.

Gubaruhluh: Kabadayılık.

Gubuh: İki ucu sivri çekiç.

Guci: 1. Genç kız. 2. Kız kardeş.

Gudine: Mısır koçanı.

Gudubet: Çirkin, sevimsiz.

Guduk: Bir şeyin uc tarafı.

Gudüm: Şans, nasip.

Guggu: Yalnızlık.

Guguvak: Mantarlara yörede verilen ad.

Gurççik: Böbrek

Guver: Sınır taşları.

Guz: Kambur.

Guza: Siğil.

Güdüne: Mısır posası.

Güründek: Harlı ateş.

 

H

Hab: Ödünç olarak süt alış verişi.

Habart-: Sütü yayıkla yaymak.

Hacaluh: Boşboğazlık.

Haccak: Güzelce.

Hacırdek: Tandır üstü ocak.

Hacil olmak: Mahçup olmak, utanmak.

Haflan-: Korkmak.

Hahaç: Umacı.

Hahala: Üstü başı dağınık kimse.

Hakelek (Harkenek): Süs, gösteriş.

Halaput çıharmak: Kavga etmek.

Halez: İyice dolu.

Halik: Küçük taş parçası.

Halt: 1. Bayburt ve Gümüşhane’de yaşayan yerli halka özellikle Trabzon ve havalisi tarafından verilen ad.  2. Olumsuz karşılanan iş.

Halvir: Kalbur.

Ham haşıl: İnce bulgur.

Hamanca: Deriden yapılmış azık torbası.

Hamofta: Yaban çileği, orman çileği.

Hancura: Yanmış bez parçası.

Hangır: Kısır erkek.

Hapaz: Avuç dolusu.

Harami: Ağaç kirişi.

Hasıl: Şaplanmış deriden yapılan çarık.

Hatur: Bitli, pis.

Havah: Alerjik, çabuk iyileşmeyen.

Havgal: Gece otlatılan sürülerin çobanlarının arkadaşlığı.

Haynan: Telâşla.

Haytine: Boş yere, boşuna.

Heldirim: Amaçsız gezme.

Helet: Düğünde kız tarafına verilen hediye.

Helke (Helki): Kova.

Hellim: Doğru, dürüst, ciddi adam.

Heneh: Alay, şaka.

Henez: Büyük toprak kap.

Herik: Şömine.

Hertıh: Sürtük, ahlaksız kadın.

Hevenk: 1. Bir ipe veya çubuğa dizili meyve demeti. 2. Birbirine bağlı mısır.

Hevlek: 1. Tarlanın bölünmüş kısımlarından her biri. 2. tarlada suyun akması için açılan suyolu.

Heybeni: Becerikli maharetli kadın.

Hıbar: Küçük taş yığını.

Hıcik: Yayla evi.

Hıdıh: Çabuk, hızlı, tez canlı.

Hıllik: Giyilmeyecek kadar eski, yamalı elbise.

Hırhalı: Kurutulmuş kabuklu fasulye.

Hırıt: Gelişmemiş.

Hıtlek: Obur.

Him: Temel.

Hingiş-: Hafif kadınların oynaşması.

Hingogo: Sevgiliyle buluşma, oynaşma.

Hollik: Biçimsiz, bol giysi.

Hontik: Çukur.

Horlah: Çok ihtiyar.

Horom (horum): Bir kucağa sığacak miktardaki ot.

Hot: Misket oynarken açılan küçük çukur.

Hotoz: Aptal, enayi.

Hozer: Dangalak.

Hök: Ağır.

Hölümek (Hölütmek): Islanmak.

Hörgelek: Kızgın.

Hubuş: Can, vücudun sağlığı, esenliği.

Humi: Koyun, keçi zili.

Hül: Besi yemi.

 

I

Imuk: Sıcak.

Irgalamak: Yavaş yavaş sallamak.

Irimdirim: Darmadağın.

Işgın: Ağaçların gövdesinden çıkan filiz.

Iyrıh: Alacakaranlık.

 

İ

İci: 1. Ağabey. 2. Amca.

İcirat (icran): Çıban irini, cerahat, iltihap.

İf: İp.

İfah: Küçük.

İği: Ana direk.

İlaf: Yulaf.

İlga: Demirden yapılmış küçük kotan.

İlhi: Sürü.

İlincak: Salıncak.

İlişdir: Kevgir.

İmişmek: Isınmak.

İndeme: İyice, çok.

İrbet: Kötü, çirkin, sevimsiz.

İrharlat-: Doğruyu söyletmek.

İrki: Kuşku.

İsdahan: Bulgur değirmeni.

İsdol: Küçük masa.

İstikam: Çay bardağı.

İstiriç: Meşe ağacı.

İstol: sandalye.

İv: 1. Yiv. 2. Taşların yarık yerleri. 3. Saçın ayrım kısmı.

 

K

Kaban: Kayalık. Büyük taş yığını.

Kadamiye (gadamiye): Ucuna bez ve çaput bağlanarak taş fırınları temizlemede kullanılan araç.

Kaf: Yalan.

Kafer: Diken.

Kakır: Zayıf.

Kân: 1. Kapılardaki ve pencerelerdeki çıkıntılı pervaz. 2. Çıra, kibrit vb. koymak için ocak kenarında duvarın içine yapılan gözler.

Kanzi: 1. Cevizin içi, yenen kısmı. 2. İri, irice.

Karoş: Boğaz.

Kartancıl: Kartal.

Kartol (gardof): Patates.

Karzınakla-: İnce ince yağan karın uçuşması.

Kaska: Alnı beyaz lekeli hayvan.

Kaşka: El arabası.

Kaşkal: Kaba, biçimsiz.

Kav: Gösterişli.

Kavana: Yağ kabı.

Kayrık: Tartışanlardan, kavga edenlerden, kayrılmış olan taraf.

Keçedelen: Ahmak ıslatan yağmur.

Kefere: Kafir

Kefli: Köpüklenmiş, bozuk.

Kelem: Lahana.

Kelep: Sicim ip yumağı.

Keltek: Kırık dökük, bozuk.

Kemçük: Eğri.

Kerel: 1. İri yarı adam. 2. Bilmiş çocuk.

Kerendi: Tırpan.

Kerif: Pis, kirli.

Kerme: Davar gübresi.

Kertiğe: Dininden dönen.

Kesren: Ahşap leğen.

Keşik: Sıra, nöbet.

Keyveni (Keyvanı): 1. Tedbirli, tutumlu ev hanımı. 2. Karı. Eşlerin adının ulu orta söylenmesi hoş karşılanmadığı için erkeklerin hanımlarından bahsederken kullandıkları bir terim. 3. Düğün ve şenliklerin usta kadın aşçısı.

Kıpdenek: Derhal.

Kırpan: Sarı kirpikli, sarışın.

Kıskı: İmkânca çok kısıtlı olma.

Kıstik: Kısa boylu (cüceye yakın).

Kıtıl: Kuru ağaç yaprağı.

Kıtmır: Cimri, eli dar.

Kıylı: Kenarları yüksek tepsi.

Kirata: Kariyer.

Kiriş: Pancar.

Kirva: Hıristiyan dost.

Kizir: 1. Her işe karışan, kâhya. 2. Çok gezen.

Kokuna: Direk.

Kom: 1. Koyun, keçi gibi hayvanların konulduğu kapalı yer. 2. Kulübe, basık ev, yayla evi.

Kopçik: Meyvenin sap kısmı.

Kori: At yavrusu, tay.

Korpiç: Topaç.

Koset: Kısa, kuru ağaç kökü.

Kov: Gıybet.

Koyak: Açık arazideki çukur bölgeler.

Kösmük: Sigara izmariti.

Kösnük: İhtiyar.

Kuçi: 1. Hizmetçi kız. 2. Bedava iş gören kimse.

Kunt: Sırtındaki kamburluğundan dolayı öne eğik duran kişi.

Kur: Ağlamış.

Kurik: At, eşek yavrusu.

Kuruz: Saçı dipten kesilmiş, yolunmuş.

Küfli: Issız.

Küftü: Balta, keser vb.nin kesmeyen tarafı.

Kütük: Çok yaşamış, sağlam adam.

Küze: Çam ağcından yapılan kova.

Küzüm eti: Tuzlanarak kış için güneşte kurutulmuş et.

 

L

Lâbit: Hiç bir zaman, imkânsız.

Lacig (Larcig): İçi pişmemiş hamur işi.

Lafirida: Yemeği yapılan bir tür ot.

Lağab: Birisine yakıştırılan takma ad, lakap.

Lalag: Peltek.

Lalug: Ahmak, aptal.

Laluh: 1.peltek konuşan 2. Lal.

Lamboza: Oyun aracı olarak kullanılan