Halk Müziği
Bayburt Halk Müziğinin ilk ezgileri ninnilerdir. Bebek ninni söylenerek uyutulur. Bebeğin duyduğu ilk müzik annesinin söylediği ninni türkülerdir. Ninni belli bir ezgi ile söylenir. Binali Selman’dan alınan Nenni-Bebeğin Beşiği Çamdan türküsü bunun güzel örneklerinden biridir.
Elmalıdan çıktım yayan
Dayan hey dizlerim dayan
Emim atlı dayım yayan
Çocuklar sevilirken de türkülere başvurulur. Çocuk belirli bir ezgi ile hareket ettirilir. Büyürken de halk müziği çocukla beraberdir.
Dandan kuzum dan kuzum
Sele dolu salkım üzüm
Yine güzellenmiş
Dan kuzuma dandan kuzum
Oyuncu seçme tekerlemelerinde de türkü vardır. Tekerlemeler belirli bir ezgi ile söylenir.
Çocuk oyunlarında da müzik vardır. Buradaki müzik daha çok “mehter başının” komutları gibi söylenir.
Galada (kale) dururlar
Toplara nizam verürler
Yahni gelende yan verürler
Pilav gelende can verürler
Vurun şu gudugun (yenilen oyuncunun değneği) boynunu
Gitsin ta aşgalaya
Çocuk genç olunca manilerle tanışır. Mani türküler söylenmeye başlar. TRT repertuvarında da yer alan Al Çuha Mavi Çuha Türküsü bunlardan biridir.
Al çuha oydurayım
Mor rafa koydurayım
Eğer bana gelmezsen
Ben kendim öldüreyim.
Nişanlar ve düğünler en başta gelen türkü icra ortamlarıdır. Yukarıda da görüldüğü üzere hayatın her evresi, türküye konu olmuştur. İnsanlar türküleri, türküler insanları büyütmüştür. Türkülerin konuları yöre insanının kendisidir, doğumdan ölüme kadar yaşadığı olaylardır.
Bayburt yöre müziği düğünlerde, bayram günlerinde, cirit, at yarışı ve boğa güreşlerinde Dede Korkut şölenleri ve kurtuluş günü gibi etkinliklerde varlığını devam ettirmektedir.
Bayburt yöresi türküleri ağırlıklı olarak hüseyni ve uşşak makamları ile söylenir. Hicaz, çargâh, şehnaz, muhayyer makamları da türkülerde görülen diğer makamlardandır.
Yöre türküleri usul yapısı bakımından çeşitlilik gösterir. Türküler genellikle 6 ile 8 arası usul yapısına sahiptir. Bunlar usul yapısı bakımından şöyle sıralanabilir: (12/8,10/8,4/4,2/4,9/8,6/4,7/8)
Çalgılar
Bayburt yöresinde kullanılan çalgılar özellikle kadın düğünlerinde ince çalgı olarak isimlendirilen klarnet, keman, cümbüş, ud darbuka, Karadeniz’e yakın yerlerde kemençe, şehir merkezinde ince çalgının yanı sıra, Erzurum ve Erzincan’a yakın yerlerde bağlama, davul, zurna, kaval gibi çalgılardır.
Davul zurna daha çok erkek düğünleri, karşılamalar gibi durumlarda kullanılmıştır. Bağlama erkeklerin herfene buluşmalarında, özellikle kızların herfene düğünlerinde oyun çalgısı olarak kullanılmıştır.
Her müzik türünün kendi “çalgıcıları” (müzik aletlerini çalabilen müzisyenler) bulunurdu. İnce çalgıcılar belliydi. İnce çalgı denince ud ve cümbüşte Remzi Çavuldak, kemanda Zakir Peksert, tef ve darbukada Dursun Peksert akla gelirdi. Bunları kemanda Engin Gönülalan, klarnette Abdullaah Ahıskalıoğlu, ud ve cümbüşte Eftal Dodo, darbukada Mevlüt Şık izlemişlerdir. Davul zurna çalabilenler belirli sayıdaydı. Her dönem dört veya beş davul zurna çalabilen müzisyen olurdu. Müzisyenler içerisinde sayısı en çok olan bağlama çalanlardı.
Yöre müziği davul zurna, saz veya ince çalgı ile sınırlı değildir. 1930 lu yıllarda Bayburt’ta bandonun bulunduğunu biliyoruz. Bu bandoda klasik batı müziği sazlarının yanı sıra senfoni orkestraları sazları da bulunmuştur ve bu sazlarla müzik icra edilmiş, konserler verilmiştir.
Belediyenin mehter takımı 1960’lı yıllara kadar mehter müziği ile kurtuluş günlerinde en aranan müzik topluluklarından biri olarak varlığını devam ettirmiştir.
Müzisyenler içerisinde çalgısını (müzik aletini) yapabilenler davul çalanlardı. Bunlar kendi davullarını kendileri yaparlardı. Kavalı hemen her köyde yapabilecek kişiler vardı. Çok güzel kaval çalabilen kişiler olmuştur, bunlar kavalı insan gibi konuştururlarmış.
Nerede ise herkes söğüt dalından nefesli çalgı yapabilirdi. Bunların dışında sadece Recep Kırıcı bağlama yapmıştır. Diğer çalgılar Bayburt dışından temin edilmiştir.
Türküler
Yörenin meşhur türküleri
Ah Elinden Zülfü Kemendim
Al Çuha Mavi Çuha
Al Yeşil Giymiş Sunalar
Amanın Yeşil Dere
Arpalar Orak Oldu
Attım Sandalyeyi
Ay Doğar Ayistan’dan
Baba Ben Derviş Miyem (Lümüne)
Bacadan Aşıyor Ayvanın Dalı
Bad-ı Saba Dost Eline Varırsan
Bayburt Dağlarında
Bayburt Ne Güzel Yurt
Ben Feleği Gördüm (Odam Kireçtir Benim)
Ben Haleb’e Gider İken
Bir Serçe Vurdum Uçtu
Bir Taş Attım Çegile
Biz (Bad-ı Saba Selam Söyle)
Bugün Bizde Düğün Var
Bugün Günlerden Cumadır Cuma
Çalı Koydum Ocağa
Can Maral Can (Guş Gayadan)
Çimenli Bahçede Bulgur Eliyor
Çini De Bilezik Kolunda Kolunda
Deli Kız Sinin Geliyor
Dünürcüler Geldiler
Dur Yerinde Hanım
Düşesin (Niyazım Budur)
Elinde Şiş Var
Ev Bark Etmek İçin
Bayburt
Evleri Var Üç Katlı
Felek (Biçare Bıraktın Beni)
Genç Osman
Giderim Yolum Dağdır
Gitti (Kalktı Göç Eyledi)
Giydim Çarıklarımı
Gönül Kuşu İnse Konsa Engine
Gül Koydum Gül Tasına
Güzel Al Giyinmiş
Güzel Vasf Edeyim (Baytari)
Hacı Bey Beylerin Beyi
Hep Esirler Geldi
Hozan Dağlar Suyu Soğuktur
Hükümetin Kapıları Burmalı
Hüsnen Mağrur Olma
Kakülün Ser Bölük Zülfün Yüzbaşı
Kalaya Kazlar Gelir
Kalenin Ardı Bostan
Kapandı Kaldı (Dinle Gitti Bizden)
Kara Basma İz Olur
Karanfil Eker Misin
Karşı Dağlar Kar Dolu
Karşıki Tarlada Herk Eden Oğlan
Kemerin Altından Geçtim
Kına Türküsü (He Anam He Bacım)
Koçları Vurdum Deriye
Köprünün Altı Diken
Küp Dibinde Pastırma
Kuşburnu Derde Derman
Kuşburnunun Kurusu (Tarinnam)
Lazutlar Den Den Oldu
Mendilinde Kar Getir
Meyvalardan Üç Meyva
Nenni (Bebeğin Beşiği Çamdan)
Oldu Gitti (Kalktı Zevrakımız)
Örene Bak Örene
Oy Nidem (Bir Güzel Geldi)
Saba Mülkün Verir Bade
Sallandım Girdim Bağa
Sarı Kavunun Dilimi
Seni Bağ-ı İremden Mi Kaçırmış
Seni Gören Aklı Zay Olur Elbet
Sormadın Adamın Asıl Zatını
Söyleyim Bayburt’un Vasfı Halini
Şu Urfa’nın Dağlarından
Sunam Hangi Bağın Ayva Narısan
Sürmelimin Gözlerine Mailem
Tez Elden (Katip Sen Yaz)
Tiliko Daşta Yatıyor
Ulu Cami Destek İster
Vardım Ki Yurdundan Ayak Göçürmüş
Yılan İnceden Öter
Yine Bugün Yaralandım
Yudum Tenekeleri
Yurt Yuva Kıldığın Tenli Mereği
Zay Oldum Geze Geze
Besteci ve Türkücüler
Zakir Peksert: 1907 yılında Bayburt’ta doğmuştur. Küçük yaşlarda keman öğrenmiştir. Zaman içerisinde usta bir keman icracısı olmuştur. Düğünlerde hem keman çalmış hem Türk Halk Müziğinden hem de Türk Sanat Müziğinden eserler seslendirmiştir. Bayburt’ta ince çalgı denince, akla gelen ilk isimlerden biri onun ismiydi. Kemanı ve icrası ile çok kısa zamanda özellikle kına geceleri başta olmak üzere, düğünlerin Bayburt gecelerinin olmaz ise olmazlarından biri olmayı başarmıştır. Remzi Çavuldak ve Kardeşi Dursun Peksert gibi ölümsüz isimlerle önemli müzik çalışmalarına imza atmışlardır. “Al Çuha Mavi Çuha” ve “Ey Gül Dalı” adlı türkülerimizde imzası vardır.
Remzi Çavuldak: 1913 yılında Bayburt’ta doğmuştur. Bayburt’un unutulmaz müzik adamlarındandır. Ud ve cümbüş denince ilk akla gelen odur. Zakir Peksert denince Remzi Çavuldak, Remzi Çavuldak denince Zakir Peksert akla gelirdi. Atatürk’ün Trabzon Ziyaretlerinde Remzi Çavuldak, Zakir Peksert ile birlikte Atatürk’e müzik icra etmişlerdir. “Kop Dağı Oldu Duman, Bayburt Ne Güzel Yurt, Deli Kız Sinin Geliyor, Ben Feleği Gördüm Taaştan inergen, Dur Yerinde Hanım, Yılan İnceden Öter, Gül Koydum Gül Tasına, Bayburt’un İnce Yolunda, Zay Oldum Geze Geze ve Dünürcüler Geldiler” adlı türkülerimizde imzası vardır.
Recep Kırıcı: 1923 yılında Bayburt’ta doğdu. Yerel olarak türküler söylüyor, Bayburt gecelerine katılıyordu. Bir Bayburt gecesinde sahneye kendi yaptığı sazıyla çıkar, programını icra eder. Muzaffer Sarısözen de dinleyiciler arasındadır. Onunla tanıştırılır. Elindeki sazı kendisi yapmıştır. Muzaffer Sarısözen bunu öğrenince Recep Kırıcı’a saz yapımı konusunda bilgiler verir. Recep kırıcı Ankara’ya göç eder ve orada saz yapmanın inceliklerini bilen bir usta olarak saz yapımına başlar. Pek çok ünlü müzisyenin onun yaptığı sazlar ile müziğini icra etmiştir. “Giydim Çarıklarımı Gel Bağla Bağlarını ve Söyleyin Bayburt’un Vasfı Halini” adlı türkülerimizde imzası vardır.
Binali Selman: 1931 yılında de Bayburt’ta o zaman bir köy olan Demirözü ilçesinde doğdu. Zurna çalan abisinin yanında davul çalarak müziğe başladı. Daha sonra aynı zamanda ustası olan abisinin zurnasını aldı ve o alıştan sonra hem yeteneği hem de nefesi fark edildi. Özellikle Bayburt gecelerinde dışarıya açılmaya, ismini duyurmayı başardı. Her hali ile sıra dışıydı. İstanbul Radyosu’nun açtığı sınavı kazandı, memur-sanatçı olarak yaklaşık 30 yıl radyoda çalıştı. Nefesli halk müziği sazlarının hepsini çok iyi çalabilen Binali Selman, ney çalışıyla ününü arttırdı. Bayburt gecelerinde, Davulcu Şevket ile ve Bayburt saz ve bar ekipleriyle programlar yapmıştır. Türkiye’nin bilinen bütün zamanlarının en iyi zurnazenidir. Döneminin bütün ünlüleri ile birlikte çalışmıştır. Hindistan’dan İskandinav ülkelerine ulaşabildiği her yerde Türk Halk ezgilerinin tanıtımını yapmıştır “Bugün Günlerden Cumadır, Nenni (Bebeğin Beşiği Camdan), Yaram Var Benim” adlı türkülerimizde imzası vardır.
Fırat Kızıltuğ: 1935 tarihinde Bayburt’ta doğdu. Çok yönlü biridir. Şair, yazar, bestekâr, viyolonsel sanatçısı ve ûdîdir. Çocuk yaşlarında ilk müzik zevkini, Bayburt Halkevi başkanı, Bayburt Belediye Bandosu şefi ve aynı zamanda flütist olan babası Ahmet Kızıltuğ’dan aldı. Müzik bilgilerini İstanbul Belediye Konservatuvarı ve İleri Türk Müziği Konservatuarı’nda ilerletti. 1963'te Münir Nurettin Selçuk yönetimindeki İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetine önce misafir, sonra asil saz sanatçısı olarak kabul edildi ve 1976 yılına kadar musikimizin bu dev ismi ile viyolonsel sanatçısı olarak çalıştı. Yine aynı yıllarda Dr. Nevzad Atlığ ile yurtiçi ve yurtdışı konserlere katıldı. Viyolonselden başka gitar, keman, ud, flüt ve lâvta da çalan Fırat Kızıltuğ 1956-1966 yılları arasında daha önce müzik bilgisini ilerlettiği İleri Türk Müziği Konservatuvarı Derneği’nde viyolonsel çaldı, ders verdi. 1963-1976 yılları arasında Münir Nurettin Selçuk yönetimindeki İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti’nde yer aldı. 100’ü aşkın bestesi vardır. Bayburt ağız özelliklerini duyuşunu yansıtan Bayburt Şikesteleri (1996) Bayburt sevgisini yansıtır.
Mustafa Ahıskalıoğlu: 1940 yılında Bayburt’ta doğdu. Halk müziğimize en çok eser kazandıran Mustafa Ahıskalıoğlu olmuştur. Bütün Türkiye’nin dinlediği türküler bestelemiştir. Türküleri asker talimlerinde söylenmiş, stadyumlarda onun ezgilerine yeni sözler ilave edilerek taraftarlar coşturulmaya çalışılmıştır. Özellikle “Kara Basma İz Olur” türküsüne ait ezgi en çok taklit edilen beste olmuştur. Bu besteyi askere gidip te söylemeyen kimse yoktur. Barlarımızın müziklerine sözler ilave etmiştir. Müzikten para kazanmadı. Geçimini asıl mesleği olan marangozlukla sağladı. “Kara Basma İz Olur, Mendilinde Kar Getir Oy Anam Güzeller, Küp Dibinde Pastırma Mavilim, Kuşburnu Derde Derman Haydi, Güzel Al Giyinmiş Alın Üstüne, Kuşburnunun Kurusu Tarinnam, Koçları Vurdum Dereye, Bir Serçe Vurdum Uçtu, Tiliko Taşta Yatıyor, Meyvelerden Üç Meyve Var, Ulu Cami Direk İster, Hükümetin Kapıları Burmalı, Al Yeşil Giyinmiş Sunalar Bizim Göllere Konalar, Attım Sandalyeyi Otur Sevdalım, Bir Güzel Geldi Çeşme Başına Oy Nidem, Elinde Şiş Var, Hacı Bey Beylerin Beyi, Çalı Koydum Ocağa, Çimenli Bahçede Bulgur Eliyor, Hep Esirler Geldi, Kalenin Ardı Bostan, Kemerin Altından Geçtim, Şu Bayburt’un Dağlarından İndirdiler Ah İle, Gönül Kuşu İnse Konsa Engine ve Bir Taş Attım Çegile” adlı türkülerimizde imzası vardır.
Salih Demir: 1954 yılında Bayburt’ta doğdu. İlkokulu'nda 3. sınıftayken ilk sahne deneyimini yaşadı. Okul Müdürünün isteği ile tüm okul önünde 'Yeşil Ördek Gibi', 'Ela Gözlüm' türkülerini söyledi. Tüm türküleri ve özellikle de Bayburt türkülerini içten ve bir başka söylüyordu. Okul hayatından sonra da devam etti sanatla ilişkisi. Sivil Toplum Kuruluşlarının organizasyonlarında görev almaya başladı. 1972 yılında tertip edilen Kurtuluş Gecesinde ilk kez büyük kitlelerin önünde konser veren Salih Demir yerel olarak tanındı. TRT Erzurum Radyosu'ndan Mükerrem Kemertaş, Raci Alkır, Mehmet Çalmaşır gibi tanınmış sanatçılarla aynı sahneyi paylaştı. 'Bayburt Türkülerini en iyi yorumlayan kişi ünvanını' da bu gecelerde kazandı. Kimilerine göre bir Bayburt Türküsü olan “Huma Kuşu” adlı uzun havayı yer yüzünde Mükerrem Kemertaş ve Salih Demir’den daha güzel söyleyen kimse yoktu… 'Vardım ki yurdumdan Ayağ Göçürmüş', 'Baytar', 'Ben Feleği Gördüm', 'Zay Oldum Geze Geze' adlı Bayburt türküleri onun sesinde bambaşka bir hele büründü. Müzik profesyonellerine göre Bayburt türkülerini Bayburt ağzı ve tarzıyla icra eden en önemli sanatçılardan biriydi. Sadece türkü söylemekle yetinmedi. 'Şingah'ın Düzüne Kurulur Düğün', 'Ehrama Bürünürsün', 'Kara Tavuk Tepeli', 'Mercimek Eker misin', 'Ördeği İpek ile Bağlamışım' gibi besteler yaptı. Davul çalmayı öğrendi, Bayburt halk oyunları ekiplerine davul çaldı. Bayburt’ta yapılan türkü yarışmalarında bir çok kez jüri üyeliği yaptı. Kültür Bakanlığı'na kayıtlı Mahalli Sanatçı ünvanı aldı.
