GÜMÜŞHANE HALK KÜLTÜRÜ

Beşerî Durum ve Ekonomi Türleri

Nüfus Özellikleri

Gümüşhane'nin nüfus gelişimi sayım dönemlerine göre kır, kasaba ve şehir nüfuslarının gelişimi şeklinde incelendiğinde bazı dikkat çekici özellikler görülmektedir. Coğrafi şartların elverişsizliğinden dolayı büyük nüfuslara sahip kasaba ve şehir yerleşmeleri ortaya çıkmamıştır. Sadece idari fonksiyona bağlı olarak ilçe merkezleri ve il merkezi olması sayesinde yerleşmelerde nüfus artma göstermiştir. Köylerde ise tarım topraklarının kıt olması nedeniyle köy nüfusları çok azdır. Coğrafi şartların elverişsizliğinden dolayı tarım toprakları kıt, sanayi gelişmemiş ve ulaşım sorunlarının yaşandığı yörede çok hızlı bir göç olayı yaşanmaktadır. İlin coğrafi özelliklerinden kaynaklanan sorunların başında çok arızalı bir topoğrafya gelmektedir. Doğal olarak bu durum ulaşımı, tarım alanlarını, iskân sahalarını sınırlandırmaktadır.

Nüfus Hareketleri

Doğu Karadeniz’deki Zigana dağları ile Gümüşhane dağlarını birbirinden ayıran dar bir vadi üzerinde bulunan Gümüşhane, bölgenin önemli geçiş noktalarından birisi olması ve iktisadî açıdan büyük önem taşıyan madenlerinden ötürü tarihî süreç içerisinde pek çok milletin mücadelesine sahne oldu. Osmanlı idaresi altına girmeden önce Roma-Bizans, Müslüman Araplar, Selçuklular, İlhanlılar, Celayirliler, Eratnaoğulları, Kadı Burhaneddin, Karakoyunlular ve Akkoyunlular tarafından idare edildi.

Tarihi geçmişi MÖ. 3000 – 4000 kadar uzayan, gümüş madeni yurdu olması nedeniyle Gümüşhane’nin ilk defa, günümüzde Canca adıyla bilinen ve bugünkü şehrin kuzeybatısında bulunan mahallenin olduğu yerde kurulduğu ve bir gümüş yatağı üzerinde olduğu görülmektedir. Bölge gerek maden zenginliği, gerekse coğrafi konumu nedeniyle birçok medeniyetin geçiş noktası olmuştur. Kuruluşu MÖ 3000 yıllarına dayandırılmaktadır.

Süleymaniye mahallesinin geçmişi 16. yüzyıla dayanmaktadır. Süleymaniye tarafında madenlerin keşfedilmesi nedeniyle burada şehrin oluşması kararlaştırılmış, güvenlik, Harşit deresindeki seller, temiz hava, madenler vb. nedenler bu oluşumda büyük rol oynamıştır. Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı toprağı olmaya başlamış, Yavuz Sultan selim zamanında bütünüyle Osmanlı toprağı içerisine girmiş, Kanuni Sultan Süleyman’ın buradaki madenleri önemsemesiyle bölgeye cami ve ev yapımı için emir vermiş, şehrin imarını resmen başlatmıştır. Birçok padişah zamanında hazineye büyük katkı sağlamış Gümüşhane madenleri sayesinde halk bazı imtiyazlara (vergi muafiyeti gibi) sahip olmuştur.

20. yüzyılın başlangıcından itibaren şehrin yapısı değişmiş, yaşanan olumsuz olaylar, işgaller, muhacirlik, tehcir ve mübadele gibi nedenlerle şehrin yerleşim yeri üçüncü kez değişmiştir. Yüzyılın başından itibaren şehir Harşit kıyısına taşınmaya başlanmış, meşrutiyet ve cumhuriyetten sonra adeta yeniden inşa edilerek bugün bulunduğu yere taşınmıştır.  Bu tarihlerde maden yataklarının derinde olması, işletilmesinin zorlukları ve teknik yetersizlikler yanı sıra idari karmaşa gibi nedenlerle madenler de önemini yitirmiş idi.

Osmanlı Döneminde Nüfus Yapısı

Gümüşhane'nin ilk yerleşim yerinin bugünkü Canca Mahallesi'nin bulunduğu yer olduğu bilinmektedir. Bazı tarihçilere göre, Gümüşhane'nin ilk sakinleri, Anadolu'da madenle uğraşan ilk kavimlerinden biri olduğu söylenen Haldilerdir. Bu dönemlere dair nüfus bilgilerine sahip değiliz. Bu yüzden ilk çağlarda bölgenin etnik ve dini yapısı hakkında bir bilgimiz yok. Gümüşhane, Osmanlı yönetimine kesin olarak Çaldıran Savaşı'ndan sonra geçmiştir. Ancak bu dönemden önce VIII. Yüzyıldan başlayarak yöre İslamlaşmış ve Türkleşmiştir. Selçuklu akıncılarının ilk ele geçirdikleri bölgelerden biri de Gümüşhane ve çevresidir. XV. Yüzyılda Gümüşhane nüfusu hakkında en detaylı bilgileri Ruy Gonzales de Clavijo isimli seyyahtan öğreniyoruz. Adı geçen seyyah İspanyol kralı tarafından Timur'a gönderilmiştir. Clavijo, XV. Yüzyılda Gümüşhane ve çevresinin büyük ölçüde Türkleştiğini ve İslamlaştığını dile getirmektedir. Clavijo’nun verdiği bilgilerin tümüne bakınca XV. yüzyılın başlarından itibaren Gümüşhane ve çevresinin tamamen Türkleşmiş olduğunu görmekteyiz (Cöhçe, 1991).

Kâtip Çelebi, Cihannuma'sında Gümüşhane'den "azim ve mamur" orta büyüklükte bir kasaba olarak bahseder. 1657 yılında bölgeye gelen Evliya Çelebi maden yataklarının zenginliğini anlatıp bazısı kapalı bazısı işleyen yetmiş gümüş madeni ocağının bulunduğunu söyler. 1869 tarihli Trabzon Vilayet Salnamesi'ne göre şehirde 14 mahalle içinde 920 hane bulunmaktaydı. Bu salnameye göre Gümüşhane Sancağının toplam erkek nüfusu şöyledir:

 

Müslüman

Rum(Ortodoks)

Ermen i(Gregoryen)

Toplam

24328

11542

718

36588

 

 

1805 yılına ait kayıtlara göre Gümüşhane ilinin nüfusu şöyledir:

 

Müslüman

Rum(Ortodoks)

Ermeni(Gregoryen)

Toplam

21956

5459

1152

28567

 

 

1881 Trabzon Vilayet Salnamesi'nde ise Kelkit ve Şiran'ın nüfus verileri bulunmadığı için, Gümüşhane Sancağının toplam erkek nüfus 28.907 olarak verilmektedir. Aynı salnamede Gümüşhane Merkez Kazada, 5.026'sı Müslüman, toplam 8.184 erkek nüfus bulunduğu kaydedilmektedir. Sancağın toplam erkek nüfusunun 16.017'si Müslüman, 12.311'i Rum Ortodoks ve 579'u Ermeni idi. 1886 Trabzon Vilayet Salnamesi'nde Gümüşhane merkezi, ilçe ve bucaklardaki hane sayısı şöyledir:

 

 

Merkez İlçe

Torul

Kelkit

Şiran

Kürtün

6751

6297

5615

4326

6122

 

 

V. Cuinet'e göre 1889 yılında ilçeler ve köyler, toplam Gümüşhane nüfusu 130.000 kişiyi buluyordu. 1904 tarihli salnameye göre şehir merkezinde 3240 Müslüman olmak üzere 5930 nüfus yaşamaktaydı (Yurt Ansiklopedisi). I. Dünya Savaşı'nın başlangıcında Gümüşhane'nin nüfus durumu şöyle idi:

 

Müslüman

Rum(Ortodoks)

Ermen i(Gregoryen)

29639

9179

1817

 

 

1893 döneminde Gümüşhane Sancağı kadın-erkek nüfusunun dinsel dağılımı şöyledir (Yüksel, 1992):

 

 

 

Gümüşhane Merkez

Torul Kazası

Kelkit Kazası

Şiran Kazası

Toplam

Müslüman

Kadın

10200

9001

11059

7115

37375

Erkek

11756

10457

12191

7406

41810

Ortodoks

Kadın

2666

8000

163

834

11663

Erkek

2793

8679

141

892

12505

Gregoryen

Kadın

514

-

58

100

672

Erkek

638

-

55

121

814

Toplam

28567

36137

23667

16468

104839

 

 

Tabloya baktığımız zaman Torul ilçesinde Rum (Ortodoks)'ların nüfusunun diğer yerleşim yerlerine göre daha fazla olduğunu görmekteyiz. Bunun sebebi Torul'un Pontus Rum Devleti'nin önemli merkezlerinden biri olmasıdır. Genel olarak şunu söylemek mümkündür: 1893 yılında Gümüşhane'deki tüm gayr-i müslimler Müslümanların yaklaşık üçte biri kadardır. Cumhuriyet Döneminde 19. Yüzyılda Erzurum Vilayetine bağlı olan Bayburt'un 1927'de Gümüşhane’ye ilçe olarak bağlanması sayım sonuçlarını oldukça etkilemiştir. 1927 yılındaki nüfus sayımlarında Gümüşhane'nin toplam nüfusu 72.827 kişi olarak tespit edilmiştir. Kaynaklar ve nüfus istatistikleri göstermektedir ki 13. Yüzyıldan başlayarak Türkleşmeye / Müslümanlaşmaya başlayan Gümüşhane yöresi, hâkim inanç sistemi Müslümanlık olmuştur. Mübadele ve tehcire kadar bölgede yaklaşık %30 oranında Ortodoks ve Gregoryen nüfus varlığını sürdürmüş daha sonraki yıllarda yüzde yüzlük bir oranla Müslümanlık hâkim inanç sistemi olarak hayatı ve moral değerleri belirleyen kaynak olmuştur.

 

Günümüzde Nüfus Yapısı

Gümüşhane ili ülkemizin en fazla göç veren illeri arasında yer almaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi'nin iç kesiminde Doğu Anadolu Bölgesi'ne geçiş kuşağında yer alan Gümüşhane ili, yeryüzü şekilleri itibarıyla genel olarak çok arızalı bir yapıya sahip olduğu için geniş tarım toprakları bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da nüfusunun büyük bir kısmı kırsal kesimde yaşadığından adeta göçe zorlanmıştır.

1935-1940 sayım dönemlerine göre Gümüşhane ili toplam nüfusu 1935'te 97.854 iken, yıllık %2.7 artış göstererek 1940 yılında 110.873 kişiye ulaşmıştır.

1940-1945 sayım döneminde II Dünya Savaşı nedeniyle nüfus artış hızı çok düşük olmuş ve yıllık %1.0 olarak gerçekleşmiştir. Gümüşhane ilinin Türkiye nüfusu içerisindeki oranı ise bu dönemde %0.62 olmuştur.

1945-1950 sayım döneminde Gümüşhane ilinin toplam nüfusu ortalama % 1.4 artış oranıyla 116.222'den 124.293 kişiye ulaşmıştır. Gümüşhane'nin yıllık nüfus artış oranı Türkiye ortalamasının altında kaldığından, bu ilimizin Türkiye nüfusu içerisindeki oranı % 0.59 a düşmüştür.

1950-1955 sayım döneminde Gümüşhane ilinin nüfusu 2099 kişi artarak 126 392 kişiye ulaşmıştır. Yıllık ortalama nüfus artış hızı % 0.3 olurken, ilçelere göre bu oran farklılık göstermiştir. Gümüşhane'nin Türkiye nüfusu içerisindeki oranı da % 0.53'e gerilemiştir.

1955-1960 sayım döneminde Gümüşhane'nin yıllık ortalama nüfus artış oranı, Türkiye artış ortalamasının (%3.0) biraz üzerinde olmuş ve %3.2 olarak gerçekleşmiştir. Bu dönem aynı zamanda ülkemizdeki en fazla nüfus artışının gerçekleştiği dönem olarak kayıtlara geçmiştir.

1960-1965 sayım döneminde ilin nüfusu 11.474 kişi artarak 158.352 kişiye yükselmiş; Türkiye'nin yıllık ortalama nüfus artış hızı % 2.6 iken, Gümüşhane ilinin yıllık nüfus artış hızı % 1.6'da kalmıştır. Nüfus artışının bu dönemde büyük azalış göstermesi 1960 yılında yurt dışına başlayan iş gücü göçleriyle ilişkilidir. Başta Almanya olmak üzere, Gümüşhane ilinde yurt dışına işçi olarak çalışmaya gidenlerin sayısı oldukça fazladır. Hemen hemen her aileden bir veya birkaç kişinin yurt dışına gittiği gözlenmektedir.

1965-1970 sayım döneminde Gümüşhane'nin yıllık nüfus artış hızı % 1.7 olarak gerçekleşmiştir. İl nüfusundaki artışların önemli oranda azalmasının sebebi yurt içi ve yurtdışına olan göçlerin artarak devam etmesidir.

1970-1975 sayım döneminde Gümüşhane ili toplam 181.858 kişi ile 2000 Genel Nüfus Sayımı hariç bütün sayım dönemlerindeki en yüksek nüfus miktarına ulaşmıştır.

1975-1980 sayım döneminde Gümüşhane'nin nüfusu ilk defa bir önceki sayım dönemine göre azalma göstermiş olup, 11.984 kişi azalarak nüfus 181.858'den, 169.874 kişiye düşmüştür.

1980-1985 sayım döneminde Gümüşhane ilinin nüfusu 4619 kişi artarak 174.493 kişiye yükselmiştir.

1985-1990 sayım döneminde Gümüşhane ilinin idari taksimatında değişiklikler olmuştur. Daha önceden Gümüşhane'ye bağlı olan Bayburt, il yapılmış, Kelkit ilçesine bağlı olan Köse bucağı ve Torul'a bağlı olan Kürtün bucağı Gümüşhane'ye bağlı müstakil ilçeler haline getirilmiştir. Böylece doğal olarak Gümüşhane ilinin nüfusu azalmıştır. Nitekim 1985'de 283.753 olan il nüfusu 1990'da 169.375 kişiye düşmüştür.

1990-1997 sayım döneminde Gümüşhane’nin nüfusu bir önceki döneme göre 15.385 kişi azalarak 153.990 kişiye düşmüştür. Bu sayım döneminde Torul ilçesi hariç, bütün ilçelerin nüfusları azalma göstermiştir.

1997-2000 sayım döneminde yıllık nüfus artış oranı % 7.1 ile bütün sayım dönemlerinin en yüksek oranı olarak gerçekleşmiştir. Bu sayımda ilin nüfusu 186.953 olarak gerçekleşmiştir sayım döneminde merkez ilçede kurulmuş olan, Gümüşhane Meslek Yüksek Okulu ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Gümüşhane Mühendislik Fakültesi'nin de rolü büyüktür. Bu okullarda okumak için çok sayıda öğrenci dışarıdan Gümüşhane'ye gelirken, nispeten ticarette sağlanmış olan canlılıkta göç olayını biraz azaltmıştır.

2010 yılı adrese dayalı nüfus sonuçlarına göre ilin nüfusu 64.587 kadın, 65.031 erkek olmak üzere toplam 129.618 kişidir. 2000 nüfus sayımındaki rakama oranla ilin nüfusu 57.335 kişi azalmıştır. Gümüşhane nüfusu 2017 yılına göre 170.173'dir. Bu nüfus, 86.097 erkek ve 84.076 kadından oluşmaktadır. Yüzde olarak ise: %50,59 erkek, %49,41 kadındır.

6.437 km2 yüz ölçüme sahip olan ilin nüfus yoğunluğu, 1 km2'ye 26 kişidir. Gümüşhane ili nüfus yoğunluğu bakımından Türkiye ortalamasının çok altındadır.

Göç olayları, nüfus kaybının en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. Gümüşhane yıllardan beri coğrafi şartların elverişsizliğinden dolayı göç olaylarına maruz kalmıştır. İl arazisinin topografik durumundan kaynaklanan arazi kıtlığı ve ortaya çıkan geçim sıkıntısı göç olaylarını meydana getirmiştir. Modern sanayi tesislerinin Gümüşhane'de bulunmaması da göç olaylarının bir başka nedeni olmuştur.

Ekonomik Yapı

Ekonomi, insanların gereksinimlerini üretim ve bölüşüm yoluyla karşılama etkileşimini ve bu amaçla gerçekleştirilen uygulamaları kapsamaktadır. Halk ekonomisi denilince ise genellikle kırsal yaşam süren toplum ve toplulukların ekonomi/geçim modelleri anlaşılmaktadır. Bu modeller başlıca: Avcılık-toplayıcılık, tarım (bahçecilik), hayvancılık ve çobanlıktır. Halk ekonomisinde, “pazar” için üretim yapılmadığı için üretimin amacı kazanç değildir. Bu sebeple üretim çoğu zaman “imece” usulü olarak adlandırılan, yardımlaşma yoluyla birlikte gerçekleştirilir. Modern yöntemlerin kullanılmadığı ya da herhangi bir nedenle kullanılamadığı alanlarda halkın gerek tarım ürünü yetiştirmede gerekse hayvancılık yaparken, bir hayvandan maksimum verim elde etmek için başvurduğu geleneksel uygulama modellerine halk ekonomisi denir. Halk ekonomisin tarım ve hayvancılık üzerine kuruludur. Halkın bütün gereksinim maddelerini tek başlarına üretmeleri mümkün değildir. Bu sebeple bazı “ticari” faaliyetlere girişme zorunluluğu doğmuştur. Ürünlerin bir kısmının satılmasıyla elde edilen para ile bu gereksinimlerin karşılanması mümkün olduğu gibi, ürünlerin değiş-tokuşunu içeren “takas” yöntemi de etkili bir yoldur.

 

Tarım

İki vadiden oluşan Gümüşhane’de Harşit vadisinde meyvecilik, Kelkit vadisinde ise ağırlıklı olarak hububat tarımı yapılır. Harşit vadisi ve bu vadiyle birleşen yan vadiler boyunca bahçelerde meyve ve sebze üretimi yapılırken Kelkit vadisi boyunca uzayan ovalarda hububat hasadına dayalı tarımsal faaliyetler icra edilirdi. Yörede sulanabilen tarla ve bahçelerde çeşitli sebzeler yetiştirilir. Bazı köylerde bahçeye “bostan” da denmektedir. Son yıllarda ürün çeşitliliği görülse de geleneksel olarak patates (kartol), fasulye (pağla), lahana (kelem) yetiştiriciliği yapılırdı. Son yıllarda seracılık alanında gelişmeler görülmüş, Köse, Kelkit, Şiran ilçelerinde kuru fasulye (şeker pağlası) ticari ürüne dönüştürülmüştür.

Gümüşhane’nin Arazi Varlığı

İlçeler

Tarım Alanı

Ormanlık-Fidanlık

Çayır-Mera

Tarım Dışı Alan

Yüzölçümü

(Ha)

Miktar (Ha)

Oran

Miktar (Ha)

Oran

℅℅

Miktar (Ha)

Oran

℅℅

Miktar (Ha)

Oran

℅℅

Merkez

23.988

13.33

72.449

40.27

56.087

31.18

27.376

15.22

179.900

Torul

7.763

7.40

64.608

61.59

22.291

21.25

10.238

9.76

104.900

Kürtün

4.963

6.12

39.726

49.04

29.958

36.99

6.353

7.84

81.000

Kelkit

65.068

42.95

30.301

20.00

49.975

32.99

6.156

4.06

151.500

Köse

16.211

39.54

5.874

14.33

5.180

12.63

13.735

33.50

41.000

Şiran

31.014

31.26

34.357

34.63

6.190

6.24

27.639

27.86

99.200

TOPLAM

149.007

22.66

247.315

37.61

169.681

25.81

91.497

13.92

657.500

 

Harşit vadisi boyunca uzayan elma bahçeleri Gümüşhane ilinin en önemli ve özgün yanıydı. Elma ve Armut başta olmak üzere, dut, kiraz ve ceviz de meyve tarımının önemli ürünleri arasındaydı. 1847 yılında Gümüşha­ne'yi ziyaret eden Batılı seyyahlardan Hommaire de Hell, Harşit vadisinin ta­banını kaplayan meyve bahçelerinden, bu bahçelerdeki meyvelerin çeşitliliğin­den söz etmekte, bahçelerden toplanan armutların İstanbul'a kadar gönderildi­ğini yazmaktadır. 1869'da Gümüşhane'ye gelen Theophile Dey-rolle de Gümüş­hane'nin meyve ticaretinde önemli bir rol oynadığını belirterek şehirden sandıklarla Trabzon, Erzurum hatta İs­tanbul'a armut ve elma; daha yakın yerlere ise kiraz gönderildiğini belirtmektedir.

Gümüşhane’nin Tarım Alanı

Arazinin Kullanımı

Alan (Ha)

Tarla Arazisi

42.678

28.64

Meyvelik

1.679

1.13

Sebzelik

832

0.56

Nadas arazisi

20.477

13.74

Kullanılmayan tarım Arzisi

83.341

55.93

Toplam Tarım Arazisi

149.007

100.0

 

 

Gümüşhane’de son yıllarda yonca, silajlık mısır, patates, kuru fasulye, elma, ceviz, fındık, kuşburnu ürünleri öne çıkan tarım ürünleri olarak dikkati çekmektedir.

Elma Çeşitleri

Gümüşhane’de yetişen elma çeşitlerinin birçoğu zamana yenik düşüp yok olmuştur. En çok bilinenlerinden bir kısmının özellikleri şöyledir:

Göbek Elması:  Gümüşhane elması deyince ilk akla gelen elma çeşididir. Göbek elmasının rengi donuk yeşildir. Güneşe bakan tarafı kırmızı olur. Suyu bol olan bahçelerde yetişenler hem daha büyük, hem de daha sulu olur. Kabukları ince olur. Göbek elması ekim ayı sonlarında toplanır. Toplanmadan önce kırağı yemesi lazımdır. O zaman daha gevrek, daha sulu olur. Toplandıktan sonra elma damına konan elmalar iyice olgunlaşır ve nefis bir koku yayılır.

Gelin Elması: Adı üstünde, kıpkırmızı, gösterişli bir rengi vardır. Ortadan yarıldığı zaman içinden yeşil damarlar görülür. Sonbaharda toplanır. Pek dayanıklı değildir. Yetiştiği yer, bol sulu ve güneşli değilse renksiz ve tatsız olur. Güneşli yerlerde yetişenler o kadar çarpıcı bir rengi olur ki yetiştiriciler satmakta hiç zorluk çekmezler.

Mahsusa Elması: Bu elma çağala iken zehir gibi acı, toplandığı sonbahar mevsiminde sirke gibi ekşidir. Pek büyük olmaz, rengi kırmızıdır. Ekim ayında toplanır. Toplandıktan üç ay sonra yenir. Mayıs ayına kadar saklama imkânı vardır, dayanıklıdır. Onun için Gümüşhane’de kışın gece toplantılarında dut, ceviz, pestilin yanında mahsusa elması da ikram edilir. 

Godil Elması: Gümüşhane merkeze bağlı Dibekli köyü bağlık bahçelik bir yerdir. Elmanın adı da buradan gelmektedir. Orta boyda pırıl pırıl yeşil bir elmadır. Misget (Müsget )Elması: Ne renk ne de biçim bakımından Amasya misketine benzer. Amasya misketinden daha küçüktür. Gümüşhane misketinin rengi sarıya çalar, sap kısmı diğer elmalarda olduğu gibi içeriye basık değil, tam tersine dışarıya çıkıktır.

Sarıhıdır Elması: Yeşil ile sarı arası bir renktedir. Yaz elmasıdır. Olgunlaştığı zaman pasta yumuşaklığını alır.

Nazik Elması: Orta boyda olan bu elmanın sapından aşağı doğru birbirine paralel kırmızı çizgiler iner, Çok az ekşimsi tadı vardır. İnce kabuklu bir elmadır. Arpa Elması: Arpaların biçilme zamanı olgunlaştığından adını buradan almıştır. Rengi yeşil olup, orta boydadır.

Söğüt Elması: Ağustos ayı içerisinde toplanır. Küçük ve uzundur, rengi sarı, hafif ekşi bir elmadır.

Köpük Elması: Renk olarak sandık elmasına benzer, elmanın ısırılıp koparılan yerine köpük gibi su dolar.

Sandık (Sanduh) Elması: Gümüşhane’nin gösterişli elmalarından biridir. Dört tanesinin bir kilo geldiği olur. Renk olarak açık yeşil görünümündedir. Olgunlaştıkça ekşiliği azalır.

Eşek Elması: Bey elması olarak da tanınır. Rengi tam yeşildir, ekşi bir tadı vardır. Elma alt ve üstten bastırılmış gibi şekli vardır.

Tatlı (Dadli) Elma: Elmaların içinde en erken yetişen elmadır. Amasya misketine benzer rengi kırmızı olur, yiyimli elmadır.

Demir (Demür ) Elması: Rengi koyu yeşil, boyu küçük olan bu elma ısırıldığında sert çiğnenmesi zor olan elmadır.

Ciğit Elması: Ağustos ayı sonunda toplanan bu elma küçük boy olup uzun yapılı bir elmadır. Rengi koyu sarı tadı hafif ekşidir.

Limon Elması:  Rengi sarı olup küçük boydadır. Limon gibi ekşi tadında olup Ağustos ayı sonunda toplanır.

 

Armut Çeşitleri

Gümüşhane’de elma çeşitlerinde olduğu gibi, hepsinin ağacı, çiçeği, biçimi, tadı, kokusu başka başka 29 çeşit armut vardır. Armutlar bahçelerde çeşni olarak yetiştirilir. Bazı armut çeşitleri ise ticari olarak da talep görmüştür.

Abbasi Armudu: Abbasi armutların babası diye de söylenir. Rengi yeşille sarı arasında olup, yuvarlaktır. Tatlı sulu ve ince kabukludur. Yaz armududur. Reçeli yapılır.

Arpa Armudu: Arpaların biçileceği sırada olur. Olgunlaştığında tatlı sarı bir renk alır. Nefis kokusu vardır.

Bal Armudu: Yaz armududur, daha çok yeşil renkte olur, reçel yapılır.

Bıldırcın Armudu: Olgunlaştığında bir tarafı sarı renk diğer tarafı kırmızı renkte olur. Yaz armududur. Tatlı ve sulu olur.

Cinci Armudu: Sonbaharda toplanır. Küçük boy bir armuttur. Kabuğu kalın rengi sarıdır. İçi kumlu ve tatlıdır.

Çermayi Armudu: Sonbahar mevsiminde toplanır. İnce uzun limon biçimindedir. Toplandığı zaman hemen yenmez, zamanla sararır, tatlılaşır sulanır, mayhoş tadı vardır.

Gelinboğan Armudu: Büyük boy bir armuttur. İçi kumlu olur yeşil renktedir. Genelde bu armut soyularak kurutulur kış mevsiminde kurusu yenir, hoşafı yapılır.

Göksulu (Göğsuli) Armudu: Olgunlaştığında sarı olur. Çok tatlı ve sulu olur. Kabuğu kalıncadır. Yenirken ağza hoş bir serinlik verir.

Kabak (Ğabah) Armudu: Yaz ve güz çeşitleri vardır. Yaz mevsiminde yetişenler sulu olur. Bir seferde bir tane yenir şişkinlik yapar.

Hodayi Armudu: Yaz mevsiminde olan armuttur. Yeşil renkli tatlı bir armuttur. Kış Armudu: Sonbaharın son günlerinde toplanır. Küçüktür ve rengi yeşildir. Toplandığı zaman acıdır. Ancak kış ortasında olgunlaştığında yenir.

Kızıl Armut: Kızıl armudun yaz ve sonbahar mevsiminde toplanan cinsleri vardır. Olgunlaştığında armudun bir tarafı kızıl renk alır. Olmamışı buruk bir tat verir.

Gül Armudu: Olgunlaştığında gül rengi alır. Kabuğu incedir. Dayanıklı olmayan bir armuttur. Güzel bir kokusu vardır.

Hacıhamza Armudu: Sonbaharda toplanır sulu yerde yetişenler hem büyük olur hem de sulu olur. Çok güzel bir kokusu vardır. Ticari değeri olan en önemli armut çeşitlerindendir.

Hakverdi Armudu: Yaz sonuna doğru toplanır. Yuvarlak yeşille sarı arasında renginde ince kabuklu, güzel kokulu bir armuttur.

Keşişyemez Armudu: Yaz armududur. Yuvarlak ve serttir. Çok güzel reçeli olur. Pek bol değildir.

Lop Armudu: Kasım ayı sonlarına doğru toplanır. Toplandığı zaman acıdır. Olgunlaşınca içi kararır, çikolata rengini alır.

Limon Armudu: İnce sivri bir limon biçimindedir. Sulu olur, Her bahçede bulunmaz.

Mehrani Armudu: Sonbaharda toplanır, kış için saklanır kabak armuduna benzer.

Meyrik Armudu: Bu armudun yazlık ve sonbaharlık cinsleri vardır. Cevizden biraz büyük olur. Olgunlaştığında bir tarafı kırmızı diğer tarafı parlak sarı bir renk alır. Yenirken ağızda dağılır.

Sultan Armudu: Ağustos ayı içerisinde toplanır, rengi sarıya çalar, çok tatlıdır.

Turşu Armudu: Sonbaharda toplanır. Toplanırken zehir gibi acıdır. Olgunlaştığı zaman kararır. Sirkesini almak için küplere konur. Kışın küplerden çıkarılarak ikram edilir.

Pestil-Köme Sektörü

Gümüşhane’nin tarım sektöründeki en önemli ürünü pestil ve kömedir. İlde onlarca işletme pestil ve köme ürünlerini çeşitlendirerek ülke genelinde pazarlamakta ve ile önemli girdiler sağlamaktadırlar. Pestil ve Köme; dut pekmezi, süt, bal, ceviz, fındık ve undan oluşmuş, içerisinde temel besin öğeleriyle birlikte protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral maddelerini önemli ölçüde bulunduran önemli bir gıda maddesidir.

Dutlar olgunlaşıp dökülmeye başlayınca, altına yaygılar serilen dut ağaçları silkelenerek dutlar toplanır. Toplanan dutlar kovalara boşaltılır. Bakır dut kazanı bahçenin uygun bir yerinde hazırlanan ocağa konur. Dutlar kazana boşaltılır ve kaynamaya bırakılır. Dutlar kazanda kaynatılırken süt, un, bal ve ceviz içi hazırlanır. Dutlar belli bir kıvam ve ölçüde kaynayınca bir ahşap tekne içindeki temiz tülbentlere konularak süzdürülür. Posa tülbentte kalır, şıra ise tecde birikir. Kazanda kaynayan dut boşalınca elde edilen şıra ince tülbentlerden bir kez daha geçirilerek bakır kazanda kaynamaya alınır. Şıra kaynamaya devam ederken belirli bir ölçekte süt, un, bal karıştırılarak bulamaç yapılır. Hazırlanan bulamaç kazanda kaynamakta olan şıranın içine yavaş yavaş akıtılır karışımın şıra ile buluşması esnasında tokaçla kazan karıştırmaya devam edilir. Şıra karışımla herle haline gelir ve pişer. Artık pişen herle serilmeye hazırdır. Kazan ocağın üzerinden alınır, bezlere serileceği ve bol güneşli alana yahut bacaya çıkartılır. Önceden hazırlanmış kilim serili alanda beyaz pestil bezleri açılır kazandan kepçe ile alınan herle bezlerin üzerine serilir. Pestil, günün sonunda iyi güneş varsa tamamen kurumuş olur. Ertesi gün serin bir avluda bezler, temiz bir yaygı üzerine ters yüz edilerek ıslatılır. Islatma işi bittiğinde bez üzerine serili pestil bezden ayırılır. Ayrılan pestil kurutulmak üzere yeniden güneşli bir yere temiz yaygılar üzerine açılır. Hava güneşli ise kurutma işi de aynı gün tamamlanır. Pestiller kışa kadar saklamak için katlanarak tenekelere basılır. Pestil yapılırken ince ip üzerine dizilmiş iri ceviz içleri kazandaki taze herleye birkaç kez daldırarak kurutulur tadı ve lezzeti çok güzel olan köme elde edilir.

Hayvancılık

Gümüşhane Karadeniz, Doğu Anadolu ile İç Anadolu bölgelerinin kesiştiği bir coğrafyada kurulmuş, iklimi, coğrafi özellikleri açısından hayvancılığa müsait bir yapıya illerimizden birisidir. Kelkit ve Harşit adlı iki vadi ile bu vadilerin boyunca uzanan dağlık arazileri ile hem tarım hem de hayvancılık imkânlarını bir arada barındırır. Gümüşhane ilini oluşturan bu iki önemli vadinin yamaçlarında asırlardır hayvancılık yapılır. Hayvancılık kültürünü bütünleyen yaylacılık gelenekleri halk ekonomisi başlığı için çok kıymetli malzemeler ihtiva etmektedir. Vadi içlerinde meyvecilik, düz arazilerde tarım ve dağlık arazilerde hayvancılık ilin geleneksel ekonomisini kuran alanları oluştururlar. Gümüşhane halkı hayvancılığı sadece bir geçim kaynağı olarak görmemiş aynı zamanda hayvancılık çevresinde bir de kültür meydana getirmiştir. Hayvancılığı tarımla birlikte geçiminin ana kaynağı olarak kurgulayan Gümüşhane halkı, yetiştirdiği hayvanın etini, sütünü, derisini, yününü ve sakatatını ürün olarak değerlendirmiş ve tarımla desteklenmiş hayvancılıkla geçimini asırlarca sürdürmüştür. Hayvancılık yöre halkının inanışlarına da yansımıştır. Yöre halkının arasında yaşattığı hayvanlarla ilgili birçok inanış vardır. Hayvancılık aslında insanların geçim kaynağıdır; ancak günün büyük kısmını hayvanlarla uğraşarak geçiren yöre insanı hayvanlarla ilgili birçok özlü söz meydana getirmiştir. Karşısındaki insana düşüncelerini doğrudan söyleyemeyen insanlarımız hayvanları vasıta yapmışlar, onlar üzerinden düşüncelerini ve durumlarını belirtmişlerdir. Bu deyim ve atasözleri günlük hayatta insanlar arasında sohbetlerde sık sık kullanılır. Bölgede geçmiş zamanlarda camış, medek, inek, öküz, eşek, at, koyun, keçi gibi hayvanlar beslenmiştir. Göç nedeniyle köy nüfusu azalınca hayvan yetiştiriciliği de azalmıştır. Son yıllarda devlet desteğiyle besi çiftlikleri kurulmaya başlanmış ve hayvancılık yörede yeniden önemli bir sektör haline gelmiştir. İlde kültür ırkı sığır sayısı verilen devlet desteğiyle artmakta bu destekten yoksun kalan küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ise gittikçe küçülmektedir.

İlin Hayvan Varlığı

Hayvan Sayısı

2002

2016

Sığır (Kültür)

7.807

29.417

Sığır ( Melez)

24.483

22.700

Sığır ( Yerli)

49.084

16.632

Koyun

84.271

25.600

Keçi

7.098

3.864

 

 

İlde kanatlı hayvan besiciliği köylerin boşalması ve son yıllarda ülke genelinde tehlikesi tespit edilen kuş gribi gibi hastalıklarla mücadele nedeniyle az sayıdaki besi çiftliği dışında bitmiş gibidir. 2016 yılında ilde 24.354 bin adet yumurta üretilmiştir.

İlin Kanatlı Hayvan Varlığı

Kanatlı Cinsi

2014

2015

2016

Yumurta Tavuğu

86.970

92.620

86.980

Hindi

259

239

567

Kaz

200

186

359

Ördek

261

238

343

 

Arıcılık

Gümüşhane ili coğrafik açıdan oldukça engebeli bir yapıya sahiptir. Bu yapı, bitkilerin aynı zaman diliminde çiçek açmasını önlemektedir. Bitki türlerindeki çiçeklenme yükseklere doğru artmakta, bu durum bölgeyi arılar için elverişli bir hale gelmektedir.

Gümüşhane florasında 124 familyada 2.856 tür bitki bulunmaktadır. Bunların 253’ü endemik bitki, 9’u da doğada ender bulunan bitki türleri arasında yer almaktadır. Özellikle; nane, ballıbaba, yonca, akasya, ıhlamur, kestane, deve dikeni, kekik ve orman gülü gibi ballı bitkilerin zengin bir flora göstermesine imkân tanımaktadır. Bu tür arazilerde kolonilerin nektar akımı yoğun olarak gerçekleşmekte, arı popülasyonunda sürekli artış görülmektedir.

Gümüşhane ilinde son dönemlerde arıcılık alanında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. İlin 170 bin hektar çayır ve mera alanı ile zengin ballı bitkilere sahip olması bu gelişmelerde önemli etkileri olmuştur. Gümüşhane ili 160 bin arılı kovan barındıracak bir kapasiteye sahiptir. Gümüşhane ili sahip olduğu nektar çeşitliliği ve bal verimi açısından gezginci arıcılar için önemli bir potansiyel olarak görülmektedir. Başta Ordu olmak üzere Giresun ve Trabzon gibi Karadeniz’in diğer illerinden gelen her yıl ortalama 230 gezginci arıcı konaklama yapmak için Gümüşhane ilini tercih etmektedir. Gümüşhane ilini tercih eden gezginci arıcılar yılda ortalama 30 bin kovanla 510 ton bal üretimi gerçekleştirmektedir.

Geçmiş dönemlerde Gümüşhane’nin iklim koşullarına uyum sağlamayan, devlet eliyle bilinçsizce dağıtılan arı kovanları yerli üreticileri zarara uğratmıştır. Ayrıca bu durum ana arı ırkının genetik yapısının bozulmasına da neden olmuştur. İlde arıcılığın en önemli sorunlarından birisi kaliteli damızlık değeri olan ana arı üretiminin bulunmayışıdır.

İlde Arıcılık ve Bal Üretimi

Yıllar

Arılı Kovan

Bal

Üretimi

(ton)

Bal Mumu

Üretimi

(ton)

Eski

Yeni

2012

115

34.274

361.37

10.87

2013

52

34.032

576.92

19.76

2014

505

44.214

954.30

27.04

2015

480

44.948

807.54

18.64

2016

488

48.416

595.05

21.47

 

Balıkçılık

Türkiye’nin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Gümüşhane ili sahip olduğu akarsu, göl ve barajları ile kültür balıkçılığı üretimi için büyük bir potansiyele sahiptir. İl genelinde faaliyette bulunan su ürünleri tesislerinin tamamı gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliği yapmaktadır.

İlde 2016 yılı itibariyle alabalık üretimi yapan 39 işletme mevcuttur. İç sularda, göllerde, göletlerde ve barajlarda balık avcılığı yapılmaktadır.

İlde 2016 Yılı Su Ürünleri Yetiştiriciliği

Üretim Tesisleri

İşletme Sayısı

İşletme Kapasitesi (ton)

Karada Üretim Yapan Tesisler

17

255

Baraj Göllerinde Ağ Kafeslerde Üretim Yapan Tesisler

Kürtün

11

2.658

Torul

11

1.869

 

 

Yeraltı Kaynakları

Gümüşhane ili, ismini almış olduğu gümüşün yanı sıra, altın, demir, bakır, manganez, kurşun, çinko, pirit, linyit kömürü, krom, mermer ve uranyum yatakları gibi önemli yer altı kaynaklarına sahip bir ildir.

Gümüşhane bölgesi tarih boyunca Anadolu'daki önemli maden bölgelerinden biri olmuştur. Bölgede madencilik tarihinin “İlk Tunç Çağı”na dayandığı düşünülmektedir.

Gümüşhane’de Osmanlı Devrinde Kanuni Sultan Süleymân ve özellikle Dördüncü Murad dönemleri Gümüşhane ilinin madencilik tarihi açısından zirvenin yaşandığı dönemler olarak kabul edilmektedir. Osmanlı Devrinde Gümüşhane’nin Canca Mahallesindeki darphanede 12 çeşit gümüş ve altın para basıldığı ve Gümüş madenlerinin işletilmesi nedeni ile 1750 senesinde Gümüşhane şehir nüfusunun 60 bini bulduğu kaynaklarda rivayet edilmektedir.

Gümüşhane ili madencilik tarihindeki zirvede olunan dönem olan 17. yüzyılda sadece Gümüşhane madenlerinden sağlanan gelir tüm Osmanlı İmparatorluğu bütçesinin yaklaşık %5’ini karşılamaktaydı.

Osmanlının atadığı maden eminlerinin maaşları dışına çıkarak madenlerden büyük oranda pay almak için madencilere yaptığı baskı, direnenlere uygulanan idam, sürgün ve hapis cezalarından bunalan halk madenlerde çalışmayı bırakarak bölgeden göç etmişlerdir.

Tespit Edilmiş Maden Yatak ve Zuhurları

Maden Türü

Adet

Metalik Maden (Cu, Pb, Zn, Fe, Au, Ag)

20

Endüstiriyel hammadde (barit, refrakter, kil, kireçtaşı

20

Enerji Hammaddesi (kömür)

17

Yapı Malzemesi sahaları

7

Toplam

64

 

 

Bölgenin jeolojik yapısı Au-Ag (Altın ve Gümüş) oluşumu için uygun koşullar taşır. Yapılacak çalışmalarla ortaya konulacak yeni maden yatakları ile İlimizin tarihteki eski parlak günlerine kavuşarak bir madencilik şehri olma imkânı vardır.

Dokumacılık

Dokumacılık ildeki halk sanatlarının en önemli kollarından biridir. Kelkit İlçesinde üretilmekte olan zili kilim, Şiran ilçesinde ala kilim Kürtün ilçesinde ipek halı üretilmektedir.  Bunların dışında yörede cecim, kolan dokumacılığı da yapılırdı. Dokumacılığın yanı sıra yörede yün çorap, tiftik papak, tiftik çorap, kıl çorap, heybe, palaz, çıval ve çanta örücülüğü de yapılırdı.

Taşımacılık

Yörede eskiden taşımacılık işleri genellikle katır, at ya da eşeklerle yapılırdı. Bunlarla birlikte at arabaları da kullanılırdı. At arabasıyla taşımacılık yapanlara “arabacı” denirdi. Sadece katırlarla yapılan taşımacılığa “katırcılık,” bu mesleği yapanlara da  “katırcı” denirdi. Köylerde üretilen ürünler katırcılar sayesinde başka yerlere taşınırdı.

Tarım yapılan birçok arazi yamaç ve düzgün bir yolu olmayan yerdedir. Hayvanlara koşulmuş araba ile birçok tarlaya gidip gelmesi mümkün değildi. Bu nedenle ekim zamanı tarlaya tohum vb. getirmek için veya tarladan kaldırılan sapları, çayırlardaki biçilmiş otları getirmek için kızaklar kullanılırdı.

Kışın ulaşım aracı olarak genellikle kızak kullanılırdı. Kızaklar atlarla veya insanlar tarafından çekilirdi. Hastaların doktora ve yolda kalmış yolcuların gidecekleri yere kızakla götürüldüğü zamanlar olurdu. Bu işi meslek edinmiş aileler vardı. Yapılan işe de "kızakçılık" denirdi. Ormanı olan köylerde kışın yakacağı bitenler, ücret karşılığında kızakçılara ormandan odun getirttirirlerdi.

Turizm

Tarihi süreç içerisinde bu topraklarda bizden önce yaşayan medeniyetler, antik kentleri, sit alanlarını, tarihi mekânları, köprüleri, hanları, hamamları, camileri, kiliseleri ve manastırları günümüze miras olarak bırakmıştır. Bugün itibariyle il ölçeğinde 391 adet tescilli taşınmaz kültür varlığı bulunmaktadır. 

Geleneksel Meslekler

Çerçi: Çerçi boncuk, iğne, lastik, makas gibi tuhafiye eşyaları yanında akla gelebilecek birçok eşyayı içerir. Çerçicilik de bu tuhafiye eşyalarını köy, pazar ve benzeri yerlerde dolaşarak satan gezginci esnaftır. Çerçiciler, iğneden ipliğe, aynadan cımbıza, boncuktan oyuncağa, astardan kumaşa her türlü nesneyi bir eşek, beygir veya at üzerinde veya arabalarında köy köy, mahalle mahalle gezip dolaşarak satarlardı.

Orakçı ve Tırpancı: Orak, ekin ve ot biçmede kullanılan, yarı çember biçiminde, yassı, ensiz keskin ağızlı bir bıçak ve bu bıçağa bağlı bir saptan oluşan bir tarım aracıdır. Orağı kullanana, orakla ot, arpa, buğday gibi tarım ürünlerini biçenlere “orakçı” denir. Tırpan ise, uzun bir sapın ucuna tutturulan, ot, arpa, buğday gibi ekinleri biçmeye yarayan hafifçe kıvrık, uzun çelik bir bıçaktır. Tırpan sallayanlara, tırpan atanlara, yani tırpanla ot, arpa, buğday gibi tarım ürünlerini biçenlere de” tırpancı” denir.

Yapı Ustalığı: Yapı ustalığı geleneksel bir meslektir. İnşaat faaliyetlerini profesyonel olarak icra eden kişiler usta olarak adlandırılır. Bu kişiler bir binayı temelinden çatısına kadar inşa edebilecek kapasitede olan meslek erbaplarıdır. Ustalık ancak yılın uygun mevsiminde ve eğer iş varsa yürütülür.

Çobanlık: Hayvancılığın son derece önemli olduğu yörede hayvan sahiplerinin hayvanlarla ilgili her türlü işe yetişememesi söz konusudur. Büyükbaş hayvanlar için tutulan çobana “sığır çobanı veya mal çobanı”, eşek ve buzağılar için tutulan çobana “dana çobanı”, koyun ve keçiler için tutulan çobana “davar çobanı”, kuzular için tutulan çobana ise “körpe çobanı veya döl çobanı” denir. Bunların ücretleri İhtiyar heyetleri ile çoban arasında varılan anlaşma ile saptanır.

Kızakçılık: Eskiden her köyde ulaşım aracı bulunmazdı. Kışın ulaşım aracı olarak genellikle kızak kullanılırdı. Kızaklar atlarla veya insanlar tarafından çekilirdi. Hastaların doktora kızakla götürüldüğü zamanlar olurdu.

Buruculuk: Genellikle taşımacılıkta kullanılan hayvanların erkeklik bezleri çıkarılarak veya burularak erkeklik görevini yapamayacak duruma getirilirdi. Böylelikle hayvanın enerjisini başka alanlarda kullanmasının önüne geçilirdi. Burulan hayvan besiye çekilmiş ise semizleşir, sabana koşulmuşsa uysal ve dirençli olur, binek ise hızı ve dayanıklılığı artar. Dolayısıyla kendisinden en iyi faydalanılacak duruma getirilmiş olurdu.

Arabacılık: Yörede yapılan arabacılık hem öküz arabası yapımcılığını ve taşımacılığını hem de kamyon ve minibüslerle yapılan yük ve yolcu taşımacılığını içermektedir. Yörede kullanılan öküz arabaları iki tekerleklidir. Öküz arabalarıyla sap-saman taşınmasının yanında, diğer taşımacılık işleri de yapılırdı. Diğer bir taşımacılık aracı ise at arabalarıydı. Daha sonraki yıllarda arabacılık kamyonlarla ve küçük otobüslerle yapılmaya başlandı.

Tenekecilik: Tenekecilik ince galvanizli sacların veya tenekelerin işlenmesi işidir. Bu meslek dalına mensup ustalar lamba, idare lambası, fener, soba; su, süt, güğümü; kahve tepsisi, güvercin yemliği, yoğurt kabı, yuvarlak gövdeli yoğurt tepsisi, sandık gibi gündelik kullanım araçları imal ve tamir ederlerdi.

Hızarcılık: Yörenin kuzey bölgelerindeki eski evlerin mimari özelliklerinin en önemlisi ahşap olmalarıydı. Yörenin kuzey kesimlerinde evlerin bacalarına tahta kaplamalı çatılar yapılırdı. Ağaç tomrukları, yöreye has bir hızarla, daha önceden hazırlanan tezgâh üstünde biçilerek, tahta şekli verilirdi.

Berberlik: Yörede eskisen beri yapılan mesleklerden biri de berberliktir. Berberler saç sakal tıraşının yanında sünnetçilik, dişçilik, sülükçülük, ve halk hekimliği de yaparlardı.

Sünnetçilik: Eskiden yörede sünnet işini genellikle berberler yaparlardı. Mesleği berberlik olmayıp bu işi yapan kişiler de bulunurdu. Sünnetçinin sürekli yanında taşıdığı bir çantası olurdu. Çantanın içinde kıstırma aletleri, pamuk, ustura gibi gereçler bulunurdu. Sünnetçiler genellikle yaz mevsiminde köy köy, mahalle mahalle dolanırlardı. Sünnet ettirilecek çocuğu olan kişiler sünnetçiyi çağırırlardı.

Terzilik: Terzilik mesleği; “biçki” ve “dikiş” denen iki ana kaideye dayanmaktadır. Biçki ve dikişten sonra terzilik mesleğinin içinde bulunan deneme işi de çok önemlidir. Deneme; elbisenin henüz tamamlanmadan dikilen, kişinin vücuduna uygun olup olmadığını öğrenmek için yapılan iştir. Dikişte ve biçkide bir hata varsa bu sırada düzeltilir. İlk zamanlar erkek ve kadın elbiselerini aynı terziler dikerlerdi. Günümüzde genel olarak erkek ve bayan terzileri ayrıdır.

Katırcılık: Yörede eskiden taşımacılık işleri genellikle katır, at ya da eşeklerle yapılırdı. Köylerde üretilen ürünler bu katırcılar sayesinde başka yerlere taşınırdı. Köy içinde odun taşımak ya da çarşıdan alınan eşyaları köye taşımak yine bu katırcıların işiydi.

Kireç Kuyuculuğu: Eskiden evlerin badanalanmasında ve duvarlara konulan harçlarda kireç kullanılırdı. Söndürme işlemi teknelerde veya kireç kuyularında yapılırdı. Kireç kuyulama işini belli kişiler yapardı. Kaya parçası halindeki kireçler daha önceden hazırlanmış olan kuyulara doldurulurdu. Üzerine kireçlerin yüzeyine çıkacak kadar su konulur belli bir süre bekletilirdi. Bekletilen kireç bir süre sonra yoğurt kıvamını alırdı. Yoğurt kıvamındaki kireç kuyulardan alınarak yapı harcına katılırdı.

Keyvenilik: Yörede düğün ve mevlitler yemekli olur. Böyle günlerde yemek yapma işini belli kadınlar üstlenir. Bu kadınlara yörede “keyveni”, “keyvanı” veya keyvane denir. Yemekler keyveninin yani aşçı başının önderliğinde yapılır. Keyveniler genellikle gönüllü çalışırlar. Bazen yemek yaptıran kişiler tarafından belli bir ücret veya çeşitli eşyalar verilir.

Köy Ebeliği: Yörede eskiden, özellikle köylerde ulaşımın zor olduğu yıllarda doğum işlerini köy veya mahalle ebeleri yaptırırlardı. Yörede doğum yaptıran kadına; mahalle ebesi, köy ebesi, ebe, ebe nene denmektedir. Ebe, yaptırdığı doğum için para almaz, gönül rızalığı ile yapar. Ebe, doğumdan sonra çocuğu kırk gün yıkar. Bu süre içerisinde doğum yapan kadına yardımcı olur.

Celepçilik: Kent pazarlarına koyun ve sığır gibi hayvanları getirip satan, köylerde çiftçilik ve hayvancılık yapan ailelerden koyun ve sığır alan esnafa celepçi denirdi. Celepçilik büyük sermaye işiydi. Onun için herkesin yapabileceği bir iş değildi.

Sınıkçılık: Sınıkçı; kırıkçı, çıkıkçı anlamındadır. Sınıkçılar, zeytin veya üzümü ezip bir bezin üzerine yayarak ezik ve moraran yerlere sararlardı. Bazen de sabunlu suyla ovarlardı. Ayak, bacak ve kollardaki morarmalarda, bölgeye pis kan toplandığı düşünülerek bazen jilet atma uygulaması yaparlardı.

Pırtıcılık: Yörede basma, keten, yatak ve yorgan yüzü, giysilik gibi kumaşlara “pırtı” denir. Bu tür kumaşları satanlara da “pırtıcı” denirdi. Eskiden yörede yatak ve yorgan yüzleri, yastık kılıfları, adına fistan denilen giysiler pırtıcıdan alınan kumaşlarla dikilirdi. Pırtıcılar kumaşlarını atlarla veya katırlarla köy köy dolanarak satarlardı. Kumaşları genellikle para karşılığı olmakla birlikte bazen de yağ, bulgur, buğday gibi ürünler karşılığında sattıkları da olurdu.

Kuşçuluk: Yörede bazı kişilerin en büyük tutkuları kuşçuluktu. Bu kuşçular genellikle güvercin beslerlerdi. Bu kişiler evlerinin bir kısmında, çatılarında veya ahırlarının bir bölümünde kuş besleme yerleri yaparlardı. Kuşlar gelenek olarak sabah ve ikindi zamanı olmak üzere günde iki defa uçurulur. Taklacı kuşların havada taklalar atarak uçması sahibinin övünç kaynağıdır. Kayıp vermeden evine dönen kuşlar evine bağlı, sadık ve yavuz kuşlardır. Kuşçu, başkalarının kuşlarından bazı kuşları kendi kuşları arasına katar ve onu yakalarsa o günkü kârı o olur.

Hancılık: Eskiden otel ve motorlu taşıt yoktu. Başka il ve ilçelerden yük ve binek hayvanlarıyla gelenler veya köylerden hayvanlarıyla ürünlerini pazarda satmaya getiren köylüler, hem kendileri, hem de hayvanlarıyla birlikte hanlarda kalırlardı. Han sahiplerine veya işletenlere “hancı” denirdi.