GÜMÜŞHANE HALK KÜLTÜRÜ

Giyim- Kuşam ve Süslenme

Giyim, coğrafi koşullar, cinsiyet, yaşam tarzı ve kültür etkisi ile tarih boyu değişime uğramıştır. Kültür geleneksel giyim tarzına da yansımış, hiyerarşik yapı, ekonomik durum, toplumsal statü, meslekler ve uğraşı alanları giyim tarzını belirleyici olmuştur. Süslenme, süs ve takı kullanma; ilk çağlarda bir inanca dayalı olarak veya süslenme gereksinimi nedeniyle ortaya çıkmış ve gelenekselleşerek günümüze kadar gelmiştir. Her topluluk kendi örf, adet, görenekleri doğrultusunda yaşadıkları coğrafi çevreden temin edebildikleri doğal malzemelerle tasarladıkları takılar geleneklerle de bütünleşip, sembolik anlamlar yüklenerek günümüze ulaşmışlardır. Taş, metal, ağaç, kemik, kumaş, cam gibi temel maddelerin yanı sıra, artık malzemelerden de elde edilen birçok takı güçlü bir kültürel birikimin geçmişten günümüze yansıyan örnekleridir. Geleneksel giyim-kuşamı bütünleyen takı kullanma ve süslenme geleneği geleneksel yaşamı sürdüren toplumlarda günümüzde hala devam etmektedir.

Giyim kuşam kültürünü belirlerken şehir ayırımı yapmak zordur. Geçmişte aynı kültürü yaşamış Anadolu'nun pek çok yöresine yayılmış boyların giyim kültürlerin büyük ölçüde benzer olması doğaldır. Ancak yörelerde yapılan giysi kültürleri araştırmalarının birlikte değerlendirilmesi sonucu Anadolu giyim kuşam kültürü değerlendirmesi yapılabilir. Gümüşhane de giyim kuşam geleneğinin, coğrafi yapı ile sosyoekonomik yapıya göre şekillendiği görülür. Yörede yaşayan iki farklı kültür, Gümüşhane giyim kuşamında, küçük farklılıklar göstermektedir. Gümüşhane de özellikle düğün törenleri sırasında gözlemlenen takı kullanma ve süslenme geleneği bu törenler sırasında kişilerin önem sırasına ve törenin önemine göre değişmektedir. İş ve özel gün giysileri farklılıklar içerir.

Kuzey Kesimi Kıyafetleri

Gümüşhane'nin kuzey kesimlerini oluşturan Torul ve Kürtün ilçeleriyle, merkeze bağlı Yağmurdere bölgesinde Karadeniz kıyı şeridinin etkisi hissedilir. İklim ve coğrafi özelliklerde beliren benzerlik giyim-kuşama da yansır. Kuzey insanının geleneksel giyim kuşamında daha çok keten kullanılır. Bu keten dokumalar yöreye özgüdür. Başlıkları iklim koşulları biçimlendirir. Başa örtülen parça Başlık, "Kara Puşu" "gugul" gibi adlarla anılır. Sırta, gömlek ve mintan üstüne bir kara cepken giyilir; bu cepkene "Yelek" de denilir. Cepkenin göğsünde bazen sağlı sollu iki fişeklik-cep yapılır. Kışın cepkenin altına ve mintanın üstüne omuzdan ilikli kara bir zıbın-yelek giyilir; cepkenin önü bu zıbın-yelek üstüne kavuşturularak kapanır. Bacaklara "Zıpka" denilen kara bir potur giyilir, buna "Laz Poturu", "Laz Donu" da denilir; Zıpka bir iç donu üstüne giyilir. Kalçadan ayak bileğine kadar bacağa sımsıkı yapışır, fakat ağı körüklüdür. Bele karaya boyanmış hafif bir pamuk kuşak sarılır; iç kısımlarda kuşak renkli olup daha kalın bir şekilde katlanarak bele dolanır, sahil kısmında kuşağın üstüne geniş bir meşin kemer bağlanır. Dağlılar ise kış ve yaz ayaklarına "Salenk" giyerler, Salenk hem mest hem çizme özelliği taşıyan, Çapula gibi bu yalı halkına mahsus bir ayakkabıdır. Başlık-Kukula, Zıbın-Yelek, Cepken-Yelek ve Zıbka kara çuhadan, bazen kalın ve yüzü parlak saten-bezden yapılır ve hepsi yine kara şeritten zırhlarla süslenir.

Doğu ve Güney Kesimi Kıyafetleri

Gümüşhane'nin doğu ve Güney kesimlerini oluşturan Kelkit, Köse, Şiran ve Merkez ilçenin yukarı kısmında Doğu ve İç Anadolu etkisi hissedilir. İklim ve coğrafi özelliklerde beliren benzerlik giyim- kuşama da yansır. Türkiye'nin doğusunda erkekler eskiden başlarına "keçe külah, fes ebaniye" adı verilen bir başlık takarlardı. İçte köynek ve üzerinde özel olarak yaptırılmış içlik giyilirdi. İçliğin üzerinde kapaklı "gezeki- gazeki" (Çuha) bulunurdu. Gezeki'nin düğmeleri süslü, kol ağızları ayrıca kaytanlı olurdu. Gençler bellerine Keşmir ve Trablus kuşak bağlarlardı. Kuşağın üzerinden ayrıca bir kemer bağlanırdı. Yanlarında kaytanlı ön ve arkası bir olan ağlı parçaları topuğa kadar uzanan bir elbise de giyerlerdi. Uçkurlu ve kaytansız olduğundan buna "şalvar" da denirdi. Ayrıca Zıvga denilen topuktan dize kadar üç veya dört körüklü, boğumlu giyimler çok makbuldü. Ayağa çorap giyer, çarık, hasıl, çapula ve yemeni gibi kösele ve deriden yapılmış ayakkabı giyerlerdi. Kadınlar, başlarına "Tepelik" takarlardı. Özellikle maddi durumu yerinde olan ailelerde bu tepelikler altın ve gümüşle süslenirdi. Yine kadınlar, başlarına çevresi "Çırnakça" tabir edilen oyalı pullu bir yazma diğer adıyla çit örterlerdi. İçte köynek, onun üzerine işlik ve üç etek veya bindallı, alta şalvar giyerlerdi. Üç etek elbisenin yakası açık olduğunda göğsü ve iç çamaşırı örtmek için bir önlük giyilirdi. Üç etek üzerine uç kısmı arkaya sarkık, üçgen teşkil eden, elde dokunmuş bir kuşak sarılırdı. Ayrıca üç etek üzerine peştamal de bağlanırdı. Kadınlar ayaklarına çarık, ekonomik durumu iyi olanlar kundura-potin giyerlerdi. Sahile doğru yaklaşıldıkça hem tarz hem de renk bakımından farklılaşır bu kıyafetler. Gümüşhane'nin doğu ve güney kesimlerinin kıyafeti bunlarla hem benzeşir hem de üslupta iklim ve coğrafi farktan kaynaklanan değişiklikler taşır. Sahilden yüksek kesimlere doğru gidildikçe hem tarz hem de renk bakımından farklılaşır Karadeniz kıyafetleri. Gümüşhane'nin kuzey kesimleri Karadeniz'in genel kıyafet dokusuyla ben-zeşerek de olsa kendi üslubunu oluşturur. Bu fark daha çok iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı kullanım amacından kaynaklanır.

Erkek Giysileri

Eski Gümüşhane'de erkekler, şalvar giyerlerdi. Ama şalvarlar Güney Anadolu'da olduğu gibi arkadan öyle yerlere sürünecek biçimde bol dablalı değildi. Şalvar, her türlü kumaştan yapılırdı. Yoksul durumda olanlar, karamandol, denilen siyah bezden yapılmış şalvar giyerlerdi. Varlıklı olanların şalvarları daha çok mavi şayaktan yapılırdı. Bu şalvarların yanlarında ve önlerinde, belden topuğa kadar kaytan şerit olurdu. Şalvarların altına giyilen uçkurlu don da şalvar biçimindeydi. Yalnız bunlar topuktan iliklenirdi. Bu donların adına (tuman) denirdi.

Erkek gömleklerine Gümüşhane'de kömnek denir, köynek diyenler de vardır. Gömlekler, patiskadan ya da bezden yapılırdı. Önden üç düğmeleri vardı. Uzunlukları beli geçerdi. Gömleklerin üzerine işlik (içlik) giyilirdi. İşlik de çeşitli kumaşlardan yapılırdı. Önden üç düğmesi vardı. Yakası iki santimden fazla olmazdı. Gömleğin de, işliğin de kolları çok geniş yapılırdı. Kolayca sıvansın, abdest almayı kolaylaştırsın diye. Gümüşhane'de cepken giyme âdeti olmadığı için işliğin üzerine yelek giyilirdi.

İşliklerin pamukla sırınmış olanları da vardı. Bunların üzerine de gene yelek gibi bir şey giyilirdi. O zaman ceket yoktu. Yaşlılar uzun hırka giyerler, çarşıya pazara öyle çıkarlardı. Palto giymek âdeti de yoktu. Hacılar, hocalar uzun cübbelerini giyerler, bu suretle başkalarından ayrılırlardı.

Orta yaşlılar ve yaşlılar, bellerine kuşak sararlardı. Bu kuşaklar, daha çok Lahur Şalı'ndan olurdu. Kuşaklar cep gibi kullanılırdı. Kösteği boyundan asılı ipek telden örülmüş olan kese içindeki saat, kuşağın arasına konurdu. Gene ipek telle ve özenle işlenmiş olan renkli ve nakışlı para kesesinin yeri, gene kuşak arası idi. Eğer kullanılıyorsa enfiye kutusu, tütün kesesi, meşinden yapılmış çakmak ve çakmak taşı kesesi, hep bu kuşağın arasında taşınırdı. Hatta okur-yazar olanlar çoğu kez divit kalemlerini de bu kuşağın arasına sokarlardı. Divit, mürekkebi dökülmeyecek biçimde, pirinçten yapılmış hokka kutusuna deniyordu. Divitin içi boş, kalem sığacak kadar uzunlukta bir sapı vardı. Kuşağın arasına bu sapla sokulurdu.

Erkekler bellerinde altın koymak için bir kemer taşırlardı. Bu kemer ya meşinden ya da ipek telle örülmüş olarak yapılırdı. At kolanı biçimindeydi. Ortasında boylu boyunca bir kanal gibi boşluk geçerdi. Altınlar bu kanala yerleştirilir. Gömleğin üstünden bele bağlanırdı.

Başta fesin üzerine, bembeyaz tülbent sarılmış olan hocaların sarığından başka, herkes başına bir şeyler sarardı. Abaniye, yemeni, patiska, bez gibi şeyler. Sarıkların bir ucu arkadan, sol kürek kemiğinin üzerine sarkıtılırdı. Başlarına ğuğul saranlar da olurdu.

Ayağa yün çorap giyilirdi. Siyah-beyaz veya yedi renkten örülen nakışlı çoraplar haricinde keçi kılından "çöpür çorap" da giyilirdi. Önceleri çorabın üstüne çarık giyilirdi. Erkeklerin kullandıkları pabuçlar pek çeşitli değildi. En çok kullanılan çapula idi. Çapulalar mestle de giyilirdi. Özellikle külot pantolonla birlikte körüklü çizme giyilirdi, körüklü çizme aynı zamanda sosyal statü unsuru olarak kabul edilirdi.

Millî Mücadele Yılları'nda başta papak, avcı ceketi, kilot pantolon moda olmuştu. Genç ve orta yaşlılar bu biçim giymeğe başlamışlardı. Avcı ceketi, bugünkü subay ceketleri gibi yakası açık, yanlarda spor cepleri, vardı. Bir spor cep de sol göğüs üzerinde vardı. Kilot pantolon, belden dizlere kadar sağdan, soldan geniş; dizden topuklara kadar gittikçe daralan biçimde idi. Çizmeyle, dizlikle giyiliyordu. Çokları ellerinde gümüş kamçı da taşırlardı.

Eski Gümüşhane'de bazı delikanlılar, Karadeniz kıyafetiyle gezmeyi seviyorlardı. Zıpka, mintan, başlık ve ayaklarda sabuk. Sonra saat, köstek, gümüş hamaylı, gümüş muska, belde cıngıllı mıngıllı çerkes kayışı, gümüş saplı kama ve bıçak, fiyakalı oluyordu.

Şapka Kanunundan sonra, daha çok kasket olmak üzere çeşitli modelde şapkalar giyilmeğe başlandı. Kasketlerin güneşlikleri yana getiriliyordu. Fötr şapkalar, üzerindeki bağlarla yakaya iğneleniyor, bazıları da günlük olarak melon şapka giyiyorlardı. Şapkadan ürküntü duyanlar, yünden örülmüş gugullar, giyiyorlar, fakat bu başlıkla çarşıya, pazara çıkamıyorlardı

Eski Gümüşhane'de çocukların giysileri de büyüklerden pek farklı değildi.

Kadın Giysileri

Gümüşhane’de kadınların kıyafet çeşitliliği alabildiğince zengindir. Farklı iki kültürün varlığının yanında merkez ilçede farklı giyimlere de rastlamak mümkün olmaktadır. Kadınlar mahalle dışı bir yere ya da hamama gidecekleri vakit çarşaf giyerlerdi. Çarşafların en çok kullanılanı, siyah zemin üzerine beyaz puanlı olan (harput çarşafları) idi. Bu çarşaflar tek parça halinde kullanırlardı. Belden büzgülü değildiler. Çeşitli renklerde olan bezden büzgülü ipek çarşafları, varlıklı olan hanımlar giyerlerdi. Bu çarşafların üzerinde seyrek çiçekler, geometrik desenler, yollar bulunurdu. Birinci Dünya Savaşı'ndan önce, İstanbul'da çıkmış, sonra Gümüşhane'ye de gelmiş olan siyah şermuz çarşaflar, yaygın bir moda halini almıştı. Bu çarşaflar da belden büzgülü olurlardı. Bu çarşaflan daha çok genç kızlar, gelinler kullanıyordu. Çarşaf giyildikten sonra elle çene altından tutuluyor, yüz, peçe ile örtülüyordu. Hanımlar, kızlar, bir komşudan öbür komşuya ya da bahçeye, bostana giderken başlarına iğreti bir örtü örterlerdi. Bu örtüye (çalgur) denirdi. Çalgurlar, basma, dokuma gibi ucuz kumaşlardan olurdu. Baştan bele kadar uzanırdı. Böyle çalgurlu bir hanım, yolda bir yabancı erkeğe rastlarsa, hemen oracıkta, yere çömelir, erkek geçtikten sonra kalkar, yoluna devam ederdi. Bugün hâlâ köylerimizde kullanılan siyah, beyaz çizgili Merzifon çarşafları, şehir merkezinde kullanılmazdı.

Gümüşhane kadınları şalvarı dış giysi olara kullanmazlar. İçten giyilen şalvar da Anadolu'nun bölgelerinde, dıştan kullandıkları şalvarlar gibi, öyle pek bol ve geniş değildir. Eski Gümüşhane'de entarinin altından giyilen şalvar, ayak topuklarına kadar iner, ayak bileğinden bir düğme ile iliklenirdi. Ya da baldırdan bağlanarak ayak bileklerine sarkıtılırdı. Hiç bir zaman entariden dışarı sarkmaz, görünürse ayıp sayılırdı. Şalvarlar belden bir uçkur ile bağlanırdı. Şalvarların üzerine, yine herkesin haline göre, bezden, patiskadan, kelenden, ipekten dizlere kadar uzanan bir gömlek giyilirdi. Bu gömleğin yakası dar yapılır, önden iki üç düğme ile iliklenirdi. Yörede kömlek veya köynek olarak adlandırılır.

Göğsü kapatmak ve soğuktan korunmak için giyilen bebek önlüğü biçiminde bir parça vardı ki buna yallık denirdi. Kutnu kumaştan dikilen yakalık, beden genişliğindedir. Yakası boyna paralel yuvarlaktır. Boyun arkasında ve bel kısmında yine ikişer bağ bulunur. Bunların biri ilik şeklindedir, diğeri içinden geçirilerek sıkıştırılır. Boyu göğüs altındadır.

Üçetek entarinin üzerine içine hasse (Amerikan bezi) 'den yelek giyilir. Boyu bele kadar, yaka göğse kadar oldukça açık önden bel hizasında 3 düğme ile sıkıca kapatılan yelek, sutyen yerine kullanılır. Kadınların en ağır giysilerinden birisi de hırka idi. Entarilerin üzerine giyilirdi. Vişneçürüğü, mor, yeşil ve başka renklerde kadifeden olduğu gibi içerisi pamukla sırınmış, başka kumaşlardan da yapılırdı. Divitin, basma, pazen veya fariz cinsi kumaşlardan da entari dikilirdi. Bu entarilerin yakası yuvarlak ya da "v" şeklinde olurdu. Bu entarilere fistan denirdi. Yuvarlak yakalı fistanların yakası göğse kadar düğmelerle kapatılırdı. Fistanın üstüne iş yaparken tütünlük, dışarı çıkarken şal (dokuma) giyilirdi. Fistanın altına don giyilirdi. Entarinin kumaşından dikilen donun boyu ayak bileğine kadardır. Ucu uçkurla büzdürülerek toplanırdı. Bel de uçkurla büzdürülürdü. Fistanın beline peştamal bağlanırdı. Direkli/tahtalı gibi isimler alan peştamalde özellikle kırmızı-beyaz çizgiler tercih edilirdi. Peştamalın üzerine bele kuşak sarılır. "Hozan şal" da denilen kuşak uçlarından ikiye katlanarak üçgen şeklin de katlanıp arkaya sarılır önde iğnelenerek tutturulurdu. Kuşak yün iplerle örülen "yılan sırtı" olarak adlandırılan bağ ile bağlanırdı. Bağdan sarkan daha ince ipliklerde de çakı ve iğnelik vardır.

Hırkalar tıpkı erkek ceketi biçimindeydi. Yanlarında cepleri de vardı. Yeleğin üzerine sarka /gazeki/ işlik gibi isimler olan basma, pazen, divitin, kutnu ve kadife, çuha gibi kumaşlardan dikilen cepken giyilir. Entarilerde çeşitli kumaşlardan yapılır, gömlek gibi baştan geçirilir, etekler topuklara kadar inerdi. Belde, ayni kumaştan yapılmış belbağı vardı. Düğünlerde, gezmelerde bu entarilerin kadife gibi ağır kumaşlardan yapılmış olanları giyilirdi. Simle işlenmiş olan bindallı entariler daha gösterişli olurdu. Üç etek entariler ve tuman genellikle aynı kumaştan dikilir ve bu "bir kat" olarak tanımlanırdı. Üçeteğin üzerine, öne yünden tezgâh ta (Çepni tezgâhı) dokunan şal peştamal örtülürdü.

Üçeteğin beline "şal kuşak" sarılırdı. Hazır alınan kuşağın uçları üst üste getirilerek üçgen şeklinde katlanır, küçük gelir ise bir ucu daha kısa bırakılarak bele arkaya sarılır, uçları öne getirilip üst üste konarak iğnelenirdi. Şal üzerine, önden arkaya arkadan öne tekrar arkaya dolanarak bağ geçirilirdi. Bağın uçları püsküllüdür ve ucuna yapılan ilik- düğme ile arkada tutturulur, saçaklar/püsküller boncuklarla süslenirdi. Bu bağa yine aynı şekilde daha az iple örülen bağlarla "iğnelik" asılırdı

Gümüşhane'de en önemli takı tepelik idi. Tepelik, tam ortadan bölünmüş büyük bir elmanın yarısından azıcık daha büyüktü. Üzeri siyah ibrişimle işlendikten sonra, sıra sıra altınlar dizilirdi. İlk sıralarda teklik altınlar, yukarı sıralarda yarımlıklar, tepeye doğru çeyrek altınlar yer alırdı. Bu biçim olanlar, yalnız teklik altınlarla yapılanlardan daha bir güzel olurdu. Tepelikler, kenarlarından iliştirilmiş, üzeri altınlarla sıralanmış olan bir şerit halka ile başa geçirilirdi. Daha zengin olan ailelerden tepeliklerinin üzerinde bir de baştan tepeyi aşırarak geçen, altın dizili bir şerit daha olurdu. Başa çeşitli renkte ve desende oyalı çenber (yemeni) örtülürdü. Çenber başa örtüldükten sonra, boyundan dolandırılır, çok zarif ve ustalıklı biçimde ucu, yanağın sağ tarafına sokulurdu. Yaşlı hanımların çenberleri oyasız olur, üzerine kenarları oyalı beyaz namaz bezi örterlerdi. Varlıklı genç hanımlar düğüne, gezmeğe gittikleri zaman ağır elbiselerini giyer, başlarına tepeliklerini takar, tepeliğin üzerine bir örtü örterlerdi. Bu başörtüsünün rengi giyilen elbisenin rengine göre değişirdi.

Başa takılan gümüş tepeliklerde vardı. Bu tepelikler, başın üst kısmının büyüklüğünde olup üzeri işlidir. Tepeliğin üstünden gümüş zincirler sarkar, zincirlerin ucundan gümüşler sarkardı. Alın kısımdan aşağı gümüş zincirlerle kırklık paralar asılırdı. Tepeliğin önündeki paralar görünecek şekilde üst kısmına pembe yazma, bağlanır. İpekli düz renk kumaştan kare şeklindeki yazma önce üçgen katlanır sonra tekrar katlanarak alına sarılıp bağlanırdı. Buna "gacık" veya "gaç vurma" denirdi. Tepelikten başka başa fes de takılırdı. Hazır alınan fes bordo veya kırmızı çuha kaplıydı. Alın kısmına altın ya da gümüş paralar dikilirdi.

Eski Gümüşhane'de şehrin hanımları, kendi elleriyle yünü tarar, eğirir, iplik yapar, kendi çoraplarını kendileri örerlerdi. Bu çorapların üstündeki nakışlar, motifler, giyecek olan hanımın yaşına göre değişirdi. Meşrutiyet'ten sonra pamuk iplikle çeşitli renklerde örülmüş (çülki) moda olmuştu. Ayağa yünden örülen siyah, beyaz veya mor renkte düz çorap ya da renkli iplerle örülen nakışlı çorap giyilirdi. Çorap üzerine çok eskiden sırımlı çarık giyilirken daha sonra kabaralı kundura giyilmiştir. O zamanlar ayakkabı fabrikaları olmadığı için, ayak ölçüsü verilir, ayakkabılar kunduracılara yaptırılırdı. Günlük ayakkabı olarak kara lastik / Trabzon lastiği de giyilirdi.

Aksesuar olarak boyun hizasında gümüş gerdanlık takılır, gerdanlığın ortasında yıldız şeklinde gümüşün ortasında bir adet elmas taş bulunur. Gümüş kemer bele, gümüş küpe kulaklara takılır. Boyunda gümüş hamaylı tam öne veya sağ kol altından geçirilerek sağ tarafa sarkıtılır.