GÜMÜŞHANE HALK KÜLTÜRÜ

Eğlence Unsurları

Yörede geleneksel halk eğlenceleri denildiğinde akla herfene toplantıları, yayla şenlikleri, çocuk oyunları ve köy seyirlik oyunları gelmektedir.

Herfene Toplantıları

Türk kültürünün en önemli aktarım araçlarından biri olan sohbet toplantıları, Türk dünyasının hemen her bölgesinde köklü bir geleneğin devamı olarak yaşatılmaktadır. Bu toplantılar; hoşça vakit geçirme, eğlenme, eğlendirme, eğitme ve kültürü genç kuşaklara aktarma gibi işlevleri gerçekleştirmeyi amaçlayan sosyal kurumlardı. Toplantılarda dini ve tasavvufi kıssaların aktarılması, müzik icrası, âşık dinletisi, seyirlik oyunların gösterisi gibi sanatsal etkinliklerle birlikte masrafları ortaklaşa karşılanan toplu yemeklerin de düzenlendiği bilinmektedir. Halk anlatılarının ve ezgilerinin üretildiği, anlatıldığı, dinlendiği, okunduğu mekânlar tekke, zaviye, kahvehane, han, oda, hamam, pazar, panayır, konak, evlerdir.

Halk anlatı ve ezgilerinin icra edildiği eğlence ortamlarının en otantik mekanı odalardır. Köylerde, köylünün ortak malı veya şahıslara ait olan, ihtiyaçları ortaklaşa giderilen, yolcu ve misafirlerin ağırlanmasında kullanılan, vakit geçirmek için bir araya gelinen yerler “oda” olarak nitelendirilmiştir. Her an, herkese açık oluşuyla odalar, kamusal bir mekân özelliğine sahiptir. Odalar, genellikle köy halkı tarafından veya maddî durumu iyi olan birisi tarafından yaptırılırdı. Odalar farklı yapılara sahiptir. Bazıları tek, bazıları iki katlıdır. Bir ve birden fazla odası olabilmektedir. Tek göz odadan ibaret olanların yanında odunluk niyetine kullanılan bir bölmesi vardır. İki katlı olan bazı odaların alt katı ahırdır. Gelen yolcu üst katta kalırken hayvanı alt kattaki ahıra bağlanır.

İslam öncesi Türk Topluluklarında Toy, Şölen gibi eğlenceler vasıtasıyla bir araya gelen insanların, belirli kural ve gelenekler çerçevesinde gerçekleştirmiş oldukları toplantılardan çeşitli kaynaklarda bahsedilmektedir. Geçmişte toy ve şölen gibi isimlerle anılan toplantıların devamı olarak nitelendirebileceğimiz “Sohbet Toplantıları”, aynı kökten beslenen bir ağacın dalları gibi bütün Türk dünyasında geniş bir coğrafyada canlı olarak sürdürülmektedirler. “Sohbet” başlığı altında toplayabileceğimiz bu toplantılar, Anadolu’da yörelere göre, Yaren (Yâran), Sıra Gecesi, Kürsübaşı, Oturmah, Oturak, Sohbet, Fırıttım,  Muhabbet, Kef (Keyif), Perde, Birikme, Gezek, Harifâne (çeşitli söyleniş biçimleriyle, Harefene, Herfene, Harfana, Arfana, Erfene, Elfene, Ferfene), Barana, Sıra Oturması, Cümbüş,  Velime Geceleri; Anadolu dışındaki Türk yurtlarında ise, Doğu Türkistan’da Meşrep, Kırgızistan’da Coro Bozo, Özbekler’de Geşdek, Karay Türklerinde Konuşma, Bulgaristan’da Muhabbet adları ile anılmaktadır.

Türk kültüründeki sohbet toplantıları, Gümüşhane’nin de içinde yer aldığı Doğu Karadeniz’in iç bölgelerinde, Doğu Anadolu bölgesinde ve İç Anadolu’nun doğuya komşu bölgelerinde herfene (erfene, elfene, ferfene) adlarıyla anılır. Herfene; Arapça harif(akran-esnaf) kelimesiyle Farsça ane(nisbet edatı)’nin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir birleşik sözcüktür. Akranca, esnafça anlamına gelen bu birleşik sözcük terim olarak “masrafları katılımcılar tarafından ortaklaşa karşılanan yemekli, müzikli, seyirlik oyunlu ve öykü anlatımlı toplantı” olarak tanımlanabilir. Harifane kelimesi zamanla herfene söyleyişine dönüşmüş ardından da ağızlarda farklı söyleyişleri oluşmuştur. Bu gelenek Gümüşhane, Bayburt, Erzurum, Erzincan, Sivas, Malatya, Adıyaman gibi illerimizde çeyrek asır evveline kadar canlı bir şekilde yaşamaktaydı. Göçler nedeniyle köylerin boşalması ve sözlü kültürden yazılı kültüre doğru evirilmemiz nedeniyle işlevlerini kırsalda önemli ölçüde kaybetti. Ancak, Urfa’da “sıra gecesi”, Elazığ’da “kürsü başı” adıyla şehir hayatına aktarılması başarılan toplantı türleri yaşamaktadır.

Yayla Şenlikleri

Gümüşhane yöresinde yayla şenlikleri genellikle Temmuz ve Ağustos aylarında gerçekleştirilmektedir. Şenlikleri özellikle büyük yaylalarda yapılır. Bu tür yaylaların obaları çoktur ve çeşitli ilçelerden ve köylerden binlerce insan hiçbir zorlama, teşvik ve duyuru yapılmadan, takvimi çok önceden belli olan bu şenliklere katılır. Örneğin Kadırga yaylasında şenlik her yıl Temmuz ayının üçüncü Cuma günü yapılır. Gümüşhane yaylacılarıyla birlikte Trabzon ve Giresun’dan da yaylacılar bu tarihi bilir ve şenliğe iştirak ederler.

Şenlik günü aileler çevredeki yayla, oba, köy ve ilçelerden şenliğin yapılacağı yaylaya gelirler. Halk erkeği ve kadınıyla iç içedir. Şenliklerde horonlar büyük halkalar halinde, kadın-erkek karışık şekilde oynanır. Son yıllarda alanı büyük, katılımcısı fazla olan şenliklerde elektronik cihazlardan yararlanılmaktadır. Şenliklerde yörenin tanınmış sanatçıları da icracı olarak yer almaktadır. Çeşitli yörelerden gelen halk oyunları ekipleri de şenliğe renk katmaktadır.

Şenliklerde yöre mutfağına has yemekler genellikle ticari amaçlı, bazen de tanıtım maksatlı olarak gelen misafirlere sunulmaktadır. Bu arada aileler şenlikler esnasında piknik yapma imkânı da bulmaktadırlar. Hazırlıklı gelemeyen aileler için mangalda yapılan et ve köfteler satışa sunulmaktadır. Yine şenlik esnasında hayvansal ürünler başta olmak üzere, yaylada üretilen çeşitli süt mamulleri satışa sunulmaktadır. Burada şenliklerin ticari amaçlı olarak değerlendirilmesi söz konusudur. Şenliklerde insanlar aynı halka içerisinde el ele diz dize samimi bir hava içerisindedirler. Bu durum birlik-beraberlik ve samimiyet duygularının pekiştirmek gibi bir sosyal işlev sağlar. Yayla şenliklerinin organizesini eskiden köy muhtarları yaparlardı. Son yıllarda kaymakamlıklar ve köy dernekleri bu konuda daha aktif bir rol üstlenmektedir.

Şenliklerin önemli bir işlevi de uzun süredir görüşemeyen, dostların, akrabaların ve hemşerilerin birbirlerini tekrar görmelerine vesile olmasıdır. Şenlikler; bayramlar gibi insanların bir araya geldiği, sosyal dayanışmanın ve kaynaşmanın zirveye çıktığı, halkın kendi kimliğini ve geleneklerini hatırladığı kültürel oluşumlardır. Geniş yaylalara serpilmiş obalar, yayla şenlikleri esnasında bir araya gelirler. Bu birliktelik, tanışmayı ve dayanışmayı temin etmektedir. Obaların şenlik alanına gelişleri sırayla ve bir düzen içerisinde olmaktadır. Her oba, kurulduğu taraftan, muhtarları önderliğinde; erkekler önde, kadınlar geride olacak şekilde ve kalabalık bir grup halinde; kemençe, davul ve zurna eşliğinde icra edilen horonlarla birlikte şenlik alanına gelmektedir. Obaların gelişi şenlik alanında büyük bir coşkuyla karşılanmaktadır.

İlimiz Kürtün ilçesi Süme köyü sınırları içerisinde olan “Kadırga Yaylası,” Merkez ilçeye 65 km mesafededir. Kadırga Yaylası, civarında bulunan yaylaların odak merkezi konumundadır. Yayla şenlikleri, her yıl Temmuz ayının 3. haftası "Otçular" haftası denilen özel haftayla açılır. Yayla şenliklerine bölgesel, ulusal ve zaman zaman da uluslararası katılımın olduğu gözlenir.

Rivayete göre Kadırga yaylası ismini Kadırga ve çevresinde yerleşen (çepni) Kadir Ağa oymağından almaktadır. Bu bölgede bulunan Kadir Ağa oymağı ile yine bu bölgeye yakın bulunan başka bir oymak arasında çıkan çatışma sırasında oymak beyi Kadir Ağa vefat etmiş ve cenazesi diğer oymak mensupları tarafından Kadırga tepesine defnedilmiştir. Bu tepede bulunan kayaya Kadir Kaya ismini vermişler ve zamanla bu isim kadırga olarak değişikliğe uğrayıp günümüze kadar gelmiştir. Kadir Ağa’nın ölümünden sonra 1400’lü yılların başından itibaren Kadırga şenlikleri adı altında Kadırga yaylasında törenler yapılmaya başlanmış ve günümüze kadar gelmiştir. Yaklaşık 600 yıllık bir geçmişi olan bu şenlikler günümüzde de yöresel oyunlar ve at yarışları gibi etkinliklerle kutlanmaktadır.

Duzlam Eğlenceleri: Duzlam, yayla ortası eğlencesidir. Yaylada ortalama üç ay kalan yöre insanı, yaylaya çıkıştan sonra bir buçuk ay geçince duzlam eğlencesi yapar. Duzlam eğlencesi aslında ot göçü töreninin bir diğer şeklidir. Haziran ayı girişinde, yaylaya çıkmak için hazırlıklar yapılır. Yaylaya aynı gün, toplu olarak çıkılır. İlan edilen gün herkes malını, davarını hazırlar; her tür hazırlığını yapar, çobanlar hep birlikte yayla yürüyüşüne başlarlar. Yaylada bir ay, bir buçuk ay olunca, "Duzlam" denilen bir eğlence vardır ki bu her sene yapılır. Yayladaki keyvenilere haber salınır. Keyveniler kuymak yaparlar, taze yoğurt yaparlar, peynir hazırlarlar. Duzlam günü gelince bütün mahallelere haber salınır. Atını, silahını alan, hazırlığını gören, çalgılarıyla beraber ilan edilen yere gelir. Silahlar atılır, çalgılar çalınır, horonlar oynanır. Keyveniler karşılamaya gelirler. Kadın erkek karışık bir topluluk olarak yaylanın düzlüğüne inilir. Düzlükte at binilir, cirit oynanır, çalgılar çalınır, eğlenceler yapılır, horonlar oynanır, topluca yaylaya girilir. Duzlam’da her ailenin köyden getirdiği tuz hayvanlara verilir ve böylece hayvanlar tuzlanır. Duzlam ismi veya yayla ismi buradan gelmektedir. O gece yaylada kalınır. Gece, meydan ateşi yanar, gelen odun atar, alevler göklere çıkar, ateşin şavkı dağlara vurur. O ateşin etrafında davul – zurna ve kemençe eşliğinde horonlar oynanır. Bu eğlenceler sabaha kadar devam eder. Sabah olunca, davardan topluluk sayısı dikkate alınarak yeter sayıda koyun alınır. Koyunların parası katılımcılar tarafından ortaklaşa ödenir. Yaylanın en soğuk gözesinin başında davarlar kesilir, kazanlarla kavurma yapılır, külbastı hazırlanır. Yenilir, içilir, masraflar katılanlara taksim edilir. Akşam olunca köye dönülür. Duzlam eğlencesinde köyde kalanlarla yaylada olanlar buluşarak eğlenmiş olurlar. Şenliklerin bir diğer işlevi de farklı köylerden gençlerin birbirlerini daha yakından görmeleri ve tanımaları için zemin oluşturmasıdır. Şenliklerde yeni aşkların ortaya çıktığı; hatta şenliklerden sonra kız isteme, sözleşme ve kız kaçırma olaylarının çoğaldığı yöre halkı tarafından ifade edilmektedir.

Çocuk Oyunları

Oyun, her ne kadar çok basit kuralları olan bir eylemmiş gibi görünse de, çocukların dünyasından bakıldığında karmakarışık kuralları olan, kendi içinde hiyerarşisi ve sistematiği olan, ciddiye alınması gereken bir eylemdir.

Oyunlar bir hazırlık aşamasıyla başlar. Oyun oynanacak zamanın, oyun alanının, oyuncu sayısının, oyun kuralarının belirlenmesi bu hazırlıkların başlıcalarıdır. Çocuklar içinde bulundukları her zaman ve mekânda oyun kurabilirler. Yöre çocuk oyunlarının ilk aşaması "ebe" seçimidir. Ebe seçimi tekerleme söylenerek yapılır. Kimi zaman ceza, kimi zaman mükâfat olan "ebe"lik müessesi, bu zıtlıklar içinde geleneksel oyunlarımızın bel kemiği durumundadır.

Gümüşhane yöresinde, oyuncakların hemen hemen hepsini çocuklar kendileri yaparlardı. Yapılması güç olan oyuncaklar büyüklere yaptırılırdı. Bunlar arasında çeşitli malzemelerden yapılmış tekerlekli oyuncaklar önemli yer tutarlar.

Ahşap ve demirden yapılmış oyuncak beşikler, örme sırt beşiği gibi oyuncaklar da yöredeki oyuncak çeşitliliğinin örneklerindendir.  Anadolu oyun geleneğinde en eski oyuncakları olan aşıklar ve topaçlar da yörede çokça kullanılan oyuncaklardandır. Cam, çamur, mika, çelik bilye çeşitleri de yöre oyuncakları listesinde önemli bir yer tutar. Top oyuncaklar da yöredeki oyuncaklar arasında yer alır. Evcilik oyunlarında kullanılan oyuncaklar önemli bir grup oluşturur.  Yörede en yaygın oyunlardan olan çelik-çomak oyunlarında kullanılan oyuncaklar çok sayıda çeşitlilik gösterir.

Ateş Alma / Ateşli: Cirit oyununun atsız oynanması olarak da yorumlanabilir. Oyun taktik geliştirme ve çeviklik kazandırma işlevleriyle bir savaş talimi oyunu görüntüsündedir. En az beşer kişilik iki takımla oynanır. Malzeme gerekmez. Dik dörtken bir alan belirlenir. Alanın iki ucuna yaklaşık iki metre aralıkla iki taş konularak birer kale oluşturulur. Kalelerin sağ tarafında oyun alanının yan çizgisi üzerinde taşlarla çevrelenerek bir alan oluşturulur. Bu alanın adı “esir damı”dır. İki ekip kalelerine dizilirler. Oyunculardan birisi “ateş” diye bağırarak kalesinden çıkar. Diğer ekibe doğru yaklaşarak onların alanına doğru çeviklik gösterileri yaparak hamle eder. Diğer kaleden de bir oyuncu “ateş” diye narasını atarak ona karşı çıkar. Oyuncuların birbirlerine üstünlükleri kaleden çıkış sırasına göredir. Sözgelimi A ekibinin birinci oyuncusu “ateş” diyerek kalesinden ayrılmıştır. B ekibinin oyuncusu ondan sonra “ateş” diyerek ayrılmışsa ona üstün olur. Bu nedenle ilk çıkan sonradan çıkana yakalanmamak zorundadır. Ancak her çıkan oyuncuya karşı, rakip takım sahaya bir oyuncu süreceği için oyuncuların kendilerinden üstün oyuncuları akıllarında tutmak ve onlara yakalanmamak gibi bir dikkat ve çeviklik taşıması gerekmektedir. Yakalanan oyuncu rakibin “esir damı”na götürülür. Rakibin esir damındaki oyuncu kendi takım arkadaşlarından biri gelip de kendisine dokununcaya kadar tutukludur. Oyuncular alandan kalelerine dönerek, kaleden ateş alabilirler. Üstünlük konumlarını yenileyebilirler. Oyun, ekiplerinin birinden bir oyuncunun karşı takımın kalesini oluşturan taşların arasından yakalanmadan geçmesiyle biter.

Ateşlim (Kaleli Ceylan): Oyuncu sınırlaması yoktur. İki takım halinde oynanan bir oyundur. Kızlar ve erkekler birlikte oynayabilirler. En az üçer kişilik iki takım olur. Yaklaşık 10 metre aralıkla iki kale belirlenir. Takımlar kalelerine geçerler. Kurayla belirlenen takımdan bir oyuncu, kalesinden çıkarak hızla koşmaya başlar ve karşı takımdan bir oyuncuyu esir almaya çalışır. Diğer takımdan çıkan oyuncu da onu yakalamaya çalışır. Yakalanmadan kendi kalesine ulaşan oyuncu kurtulur. Rakibine yakalanan oyuncu esir düşer ve esirler için ayrılan yerde bekler. Esir düşen oyuncunun yerine başka bir oyuncu çıkar. Kendi kalesinden çıkıp yakalanmadan karşı kaleye adım atabilen oyuncu, kendi takımından esir düşen bir oyuncuyu kurtarabilir. Bir takımın oyuncularından bir kişi hariç herkes esir düşmüşse galip tarafın oyuncusu karşı kaleye girerek oyunu bitirir. İstenirse, oyuna tekrar devam edilir.

Dikmeli Çelik: Açık alanlarda erkekler tarafından oynanır. Bazen oyuna kızlar da katılabilirler. En az üçer kişilik iki takım vardır. Yaklaşık bir metre boyunda değnek, yaklaşık yirmi santimetre boyunda çelik, oyuncuların kullanacağı değnekler malzeme olarak kullanılır.

Kura sonucu çelik vuran ve yakalayan ekip belirlenir. Değnek dikilir. Değneğin üzerine çelik konulur. Sopa ile çeliğe vurulur. Karşı taraf çeliği yakalarsa diğer ekip yanar ve yer değiştirilir. Eğer çelik yakalanamazsa karşılayan ekip çeliği alır ve “gadı” adı verilen dikili değneğe atar. Değneğin başındaki oyuncu atılan çeliği vurup uzaklaştırmak için bekler. Atılan çeliğe vurursa gittiği yere kadar değnek boyunca sayılır. Anlaşılan sayıya kadar ölçülür ve belirlenmiş her sayıya ulaşılınca bir taş konulur. Atılan çelik karşılanamaz da çelik değneğe vurursa atıcı ekip yanar. Bir değnek mesafesinden daha düşük mesafeye atılırsa çelik vuran ekipten olan oyuncu yanar. Değnek bir değnek boyundan daha uzağa düşerse mesafe değnekle ölçülür. Ölçülen sayı atıcının hanesinde kalır. Taraflardan biri önceden belirlenen sayıya ulaşınca oyun biter.

Donguz: Oyun, genellikle hayvan otlatırken eğlenmek amacıyla sopalarla oynanır. Oyun ağaç kökünden yapılmış yuvarlak bir topla oynanır. Bu topun adına donguz denir. Her oyuncu için iki avuç içi büyüklüğünde kuyular kazılır. Bir kuyuda ortaya, ebe için kazılır. Oyuncular, daha önceden kazılmış kuyularının başına geçerler. Ebe ise ortada ebe için kazılmış kuyuya geçer. Ebe, donguzu kendi kuyusunun içine koyar. Oyuncular, kuyularını korumak için sopalarını kuyuların içinde tutarlar. Ebe, kuyusundaki donguzu sopasıyla sürerek oyunculardan herhangi birinin kuyusuna sokmaya çalışır. Bu oyuncu ise ebenin sürdüğü donguzu uzaklaştırmaya çalışır. Oyuncu, bir taraftan donguzu uzaklaştırmaya çalışırken bir taraftan da kuyusunu korumak için sopasını kuyusunda tutmak zorundadır. Ebe, herhangi bir oyuncunun kuyusuna donguzu bırakırsa o oyuncu ebe olur.

Galak: İki takım halinde oynanan bir tür çelik çomak oyunudur. Geniş alanlarda oynanır. Oyunda kullanılan çeliğe “Galak” denir.

Kazan Kale: Oyun altı adet bileyi denilen düz ve yumruk büyüklüğünde taşlarla erkek çocuklar tarafından oynanır. Takım oyunudur. Nişancılığı geliştirmek ve hüner göstermek amacıyla oynanır. Her takımın üç bileyi taşı vardır. Bu taşlara “Kazan Kale” denir. Takımların taşları arasındaki mesafe 18 adım olarak ayarlanır. Her takım kendi taşlarını birer adım aralıklarla arka arkaya diker. Takımların taşları önüne bir çizgi çizilir. Oyuna başlayacak takımın oyuncuları, ellerindeki yumruk büyüklüğündeki taşlarla başlangıç çizgisinden rakip takımın kazan kale taşlarına atıp devirmeye çalışırlar. Taşların devrilmesine “kazan çatladı” denir. Kazan kalelerden devrilemeyen olursa oynama sırası diğer takıma geçer. Kazan kalelerden hepsini ilk deviren takım oyunu kazanır.

Kuşkuturum (Yağmur Dodusu / Kuşkutura): Oyun, kurak geçen ilkbahar ve yaz aylarında yağmur yağması için kız veya erkek çocuklar tarafından oynanır. Yağmur duası niteliğinde bir oyundur. Oyuncular, bir adet çalı süpürgesine bir sopadan kol yaparlar. Ellerindeki eski elbiseleri süpürgeye giydirirler. Süpürgenin giydirilmiş bu haline “Kuşkuturum” denir. Oyuncular hep bir ağızdan, “Tarlada çamur, teknede hamur, ver Allah’ım ver sicim gibi yağmur” diyerek mahalledeki evleri ziyaret ederler. Evlerden kendilerine bulgur, un, yağ vb yiyecekler verilir. Toplanan yiyecekler oyunculardan birinin evine götürülür. Evin annesi veya ablası çocukların getirdiği bulgurdan pilav, un ve yağdan helva yapar.  Pişirilen pilav ve helvayı oyuncular hep beraber yerler.

Mam: Oyun en az dört kişiyle yaklaşık kız erkek karışık oynanabilen bir oyundur. Küçük bir tümseğin yahut ince, düz bir taşın üstüne (Bu taşa veya tümseğe Mam denir) yumruk büyüklüğünde yuvarlak bir taş konur. Bu taşa Mızdı veya Mızrak denir. Oyuncular kendilerinin belirledikleri bir mesafeden ellerindeki düz taşları sırayla mızdıya atarlar. Mızdıyı tümsekten veya taşın üstünden düşüremeyen oyuncu ebe olur. Ebe mızdının yanında bekler. Oyuncular sırayla ellerindeki taşları mızdıya atarlar. Mızdı düşerse, ebe mızdıyı mamın üstüne koyana kadar diğer oyuncular taşlarını alıp mama taşlarıyla vurarak “Mızdı mızdı mızara ebenin götü kızara”  derler ve taşlarını alıp kaçarlar. Ebe, mızdıyı mamın üstüne koyduktan sonra kaçan oyunculardan birini yakalarsa yakalanan oyuncu ebe olur. Mızdıyı hiçbir oyuncu deviremezse oyuncular taşlarına ayaklarıyla dokunmaya çalışırlar. Taşına dokunan oyuncu “mam” der. Ebe mam diyen oyuncuya dokunamaz. Mam yapamayan oyuncu ebe tarafından yakalanırsa ebe olur. Mam yapan oyuncu taşına elini dokunmadan, ayağının biriyle diğer ayağının üstüne koyar ve “hopbili kef” diyerek taşını havaya atarak tutar.Taşını tutamayıp düşürürse ve ebe dokunursa ebe olur. Ebe, taşını tutmaya çalışan oyuncuyu beklerken diğer oyuncular taşlarını alıp başlangıç noktasına kaçabilirler. Ebe, kaçan oyunculardan birini yakalarsa, yakaladığı oyuncu ebe olur. Ebe, kaçan oyuncuyu yakalamaya çalışırken, taşını ayağı ile tutmaya çalışan oyuncu, taşını eline alıp kaçabilir. Ebe, taşını tutmaya çalışan oyuncuyu beklerken diğer oyuncular mızdıyı düşürürlerse, ebenin beklediği oyuncu taşını istediği gibi alır ve başlangıç noktasına gider. Oyun, oyuncuların isteğiyle sona erer.

Tütü Taşı: Kızlar tarafından oynanan bir oyundur. Açık ve kapalı alanlarda oynanır. Kapalı alanlarda oynanacaksa kızlar, eteklerini kullanarak oynarlar. Açık alanlarda hem kızların eteklerinde hem de oyun için kazılan kuyularda oynanabilir. Her oyuncu önüne kendisi için iki avuç büyüklüğünde kuyu kazar. Kuyu yerine elbiselerin eteklerinin kullanıldığı da olur. Her oyuncu kendi kuyusuna yedi çift bir tek taş koyar. Ebenin taşları ya eteğinde ya da düz bir yerde olur. Ebe parmaklarının uçlarını birleştirir. Parmaklarının uçlarına tü tü tü diye üfler ve eteğindeki veya düz alandaki taşlarına elini atarak, parmak uçlarıyla bir seferde alabildiği taşları havaya atar ve elinin üstünde tutmaya çalışır.  Ebe, elinin üstünde kalan taşlar kadar sıradaki oyuncunun kuyusundan veya eteğinden taş alır. Kendi kuyusuna atar. Daha sonra aynı yöntemle diğer oyuncunun taşlarından alır. Eğer ebe, elinin üstünde taş tutamazsa oyuna sıradaki oyuncu devam eder. Kuyusundaki veya eteğindeki taşlar en erken biten oyuncu oyunu kaybeder.