BAYBURT HALK KÜLTÜRÜ

Halk Takvimi ve Meteorolojisi

Bayburt halk takviminde iki mevsim vardır. Bunlar Ruz-ı Kasım (Kasım Günleri) ve Ruz-ı Hızır (Hızır Günleri) dır. Yıl bu iki mevsime göre ikiye ayrılır. Ruz-ı Kasım ayı 8 Kasım’dan başlayıp 5 Mayıs’a kadar olan sürece denilir. Bu süreç ortalama 179 gündür fakat 4 yılda bir şubat ayı 29 çektiği zaman 180 gün sürer. Ruz-ı Hızır ayı ise 6 Mayıs’tan başlayıp 7 Kasım’a kadar sürer. Ortalama 186 gün sürer ve Ruz-ı Kasım ayına göre bir hafta daha uzundur.

 

Resmî

Yerel İsmi

Ocak

Zemheri

Şubat

Cücük / Gucuk

Mart

Tohum / Döl dökümü

Nisan

Abrel / Abrul

Mayıs

Ayların Gelini

Haziran

Kiraz

Temmuz

Ot Ayı

Ağustos

Orak

Eylül

Harman

Ekim

Ceğert

Kasım

Koç

Aralık

Karakış / Sığırkoyan

 

Soğuklar Ruz-ı Kasım ayının kırkıncı günü başlar. Hayvanlar kış uykusuna yatar. Bu döneme halk arasında Erbain denir. Miladi 1-15 Kasım arası Koç Katımı günleri olarak adlandırılır. Koç ayı koyunlarla, koçların çiftleştirildiği ve koç katımı işlerini yapıldığı dönemdir.

26 Kasım’a kadar olan zamana da Pastırma Yazı adı verilir. Sonra elli günlük bir süreç başlar, bu dönemde şiddetli soğuklar görülür. Bu sürece de Hamsin Ayı denilir. Aynı zamanda bazı köylerde 14 Ocak ile 13 Şubat arasına Zemheri ayı denir. Zemheri öyle soğuktur ki “Zehmeride kıble esene kadar kan aksın” atasözü söylenir. 14 Ocak yeni yılın başlangıcı olarak görülür. Bayburt’ta bu dönemde yeni yıl kutlamaları yapılır. Bu gelenek Ermeniler’den kalma bir adettir. Ayın doğuşu ve batışından hesaplanan seneyi devriye Bayburtlar için bir eğlence dönemidir. Gün öncesinden hazırlıklar yapılır. Yılbaşı gecesi gençler evlerin merdivenlerinden çıkıp bacanın başına gelir. Ellerindeki sepeti aşağıya sarkıtırlar. Evin sahibi de çeşitli hediyeler koyar.

Cücük ayına yani şubat ayına kadar baharın gelmeyeceği söylenir. Ardından cemreler düşer. İlk cemre 19-20 Şubat’ta havaya düşer. Bu eski usul (Rumi ) 8- 9 Şubat’a tekabül eder. Cemrenin havaya düşmesiyle havanın ısınacağı düşünülür. Bayburt ‘ta hava kelimesinin karşılığı olarak da ayam kelimesi kullanılmıştır. İkinci cemre 26-27 Şubat’ta suya düşer. Bu da Rumi 14-15 Şubat’a denk gelir. Üçüncü cemre 5-6 Mart’ta toprağa düşer ve Rumi 21-22 Şubat’tır. Cemrenin toprağa düşmesinden sonra artık havanın iyiden iyiye ısınacağına inanılır. Ayrıca cemrelerin düşmesi, Ruz-ı Kasım’dan Ruz-ı Hızır’a geçiş, başka bir ifadeyle kıştan bahara geçişin sembolleri olarak görülür.

Bayburt’ta 24 Şubat’ta esen rüzgârların bir tür savaş yaptığına dair bir inanış vardır. Kuzeyden esen rüzgâra Bayburt’ta Balgar, güneyden esen rüzgâra da Kıble denilir. Bu iki rüzgâr bütün rüzgârları yener ve sadece ikisi çarpışır. Bu çarpışma üç gün üç gece sürer. Sonunda Balgar galip gelirse kış mevsimi 40 gün daha ileri gider ve soğuklar artar. Kıble galip gelirse havalar ısınır ve yaz gelir. Bayburt’ta keskin soğuk ve rüzgâr için sazak tabiri kullanılır.

 Cemrelerin düşmesinden sonra da zorlu kış şartlarının yaşandığı iki özel zaman daha vardır. Bunlardan ilki, Anadolu’da Koca Karı soğukları adı verilen ve Bayburt’ta Berdelecüz olarak isimlendirilen dönemdir. Bu 11 Mart’tan 17 Mart’ta kadar sürer. Halk tabiriyle kemikleri sızlatan soğuklar vardır ve bundan en çok yaşlılar etkilenir. Soğukla birlikte şiddetli fırtınalar görülür. Halk arasında bu fırtınaya da Kocakarı Fırtınası denir. Bununla ilgili olarak da şöyle bir efsane anlatılır:         

“Eskiden bir koca karı ve bunun üç tane keçisi vardır. Bir gün keçilerine “yaz geldi biz dağa çıkalım” der. Her şeyini hazırlar ve yola çıkacakken komşuları “bugün fırtına olur, dağa çıkma” diye uyarır. Kadın da ben bitten kurban kestim, fırtına olmaz diye onları reddeder. Komşularını dinlemeyen yaşlı kadın:

“Gıcı gıcı keçilerim,

Hadi çıkalım yaylaya

Sizi fışır fışır sağayım

Gümbür gümbür yayayım” deyip yola çıkar fakat kadının sözünü Allah hoş karşılamaz. Kadın keçilerini otlatmaya başlayacağı sırada dağda bir fırtına çıkar, kocakarı ve keçileri orada taş kesilirler. Bu olaydan sonra mart ile nisan arasındaki fırtınaya kocakarı fırtınası adı verilir.”

Bayburt’ta 18-20 Nisan’da görülen soğuklara da Camışkıran adı verilir. Şiddetli soğuğun olduğu bu dönem halk arasında “kork abrelin beşinden camışı ayırır eşinden” sözüyle tabir edilir. Abrel, nisan ayına verilen isimdir ve 18 Nisan Rumi 5 Nisan’a tekabül eder.

Nisan ayından mayıs ayının sonuna kadar ikindi vakti yağan yağmura kırk ikindi yağmurları denir. Bu dönemde köy halkı, çiftçiler ektikleri ürünlerin yeşermesi için yağmur bekler. Yağmur yağmadığı zaman bir imam eşliğinde yağmur duasına çıkılır. Ayrıca bu doğrultuda bazı inanışlar ve uygulamalar da yapılır.

Bayburt’ta yağmur duası perşembe veya cuma günleri yapılır. Özellikle köylerde çok yaygındır. Gençler sahoyluğ adı verilen büyük bir süpürgeye bir sopa takarak yağmur duasına çıkarlar. Önce kapı kapı dolanıp tekerleme söylerler:

 

“Kırmadığım kır ister

Kaşık kaşık yağ ister

Sarı ineğin yağından

Gundul (kuyruksuz) tavuğun yumurtasından

Ver Allah’ım ver

Bir sulu yağmur

Bir tekne hamur ver

 

Bir sulu yağmur ola ki evlerde tekne tekne hamur yoğrula.” Ardından kapısına geldikleri ev halkı sahoylunun başından bir tas su döker. Gençlere evden hediye verilir. Köyün erkekleri bu dolaşma bitince Çoruh’un kenarına iner ve namaz kılar. Ardından kırk tane İhlas okunmuş taşı suya atalar. Bundan sonra yağmur beklenir. Çoruh’un suyundan alınıp köye getirilir ve köy meydanına serpilir. Hediye edilen ürünlerin işe yarayanları alınır işe yaramayanları satılır. Ayrıca bu hediyelerden yemek yapılır ve köy meydanında dağıtılır.

6-7 Mayıs’tan itibaren Ruz-ı Hızır (Hızır Günleri) başlar, doğa yavaş yavaş canlanır. Çiçekler açar, dağlarda, tepelerde otlar çıkar. Hayvanlar otlaklara, meralara salınır. Bu ayda hayvanın sütü lezzetlenir, koku ve aroması değişir. Bu sütlerden yapılan tereyağları da çok güzel olur. Bayburt halkı mayıs ayı içinde yapılan tereyağlarında fazlaca alıp buzluklarında muhafaza eder. Mayıs ayına halk arasında Kiraz Ayı denir. Kiraz Ayı manilere de konu olmuştur:

 

Gül bülbüle gülünce

Mevsimleri bilince

Kışlar yeşile döner

Kiraz ayı gelince

 

Ay vurur gölge artar

Şavkı dalları tutar

Kurban kiraz ayına

Canı canlara katar

 

Bayburt’ta 17 Mayıs-5 Haziran arasındaki dönem vardır ki bu Yılan Zamanı olarak tabir edilir. Bunun sebebi de Bayburt’un Kırkpınar Köyü’nden çıkan ve şifa verdiğine inanılan yılanlardır. 14 Temmuz 13 Ağustos arası Orak Ayı olarak adlandırılır. Bu dönem genellikle çayır biçme zamanıdır. Bayburt’ta yazlar kısa sürer, kışlar uzun olur. Bu durum sözlü edebiyat ürünlerine de yansımıştır:

 

Bahar ayı tez geçer

Kız pınardan su içer

Kanun böyle kurulmuş

Ana kızından geçer

 

Karanfil ektim taşa

Bitmedi kaldı kışa

Gitme nazlı yârim

Bende düşerim yasa

 

Mektup yazdım kış idi

Kalemim gümüş idi

 

Daha çok yazacaktım

Ellerim üşümüştü

 

Halk takvimi bağlamındaki önemli hususlardan biri de mevsimlere ve aylara dair halk inanışlarıdır. Bayburt’ta kuşburnunun çok olduğu sene kışın sert geçeceğine inanılır. Şimşek çakıp gök gürlediği zamanlar evin kapında bulunan zırza denilen kilitler ısırılırsa o eve şimşek gelmez. Çok şiddetli yağmur yağdığında dışarıya bir bıçak veya demir parçası konulursa yağmurun azalacağı düşünülür. Dolu yağdığı zaman da aynı şekilde tandırda kullanılan hetircek kapı eşiğine atılır böylece dolu biter veya zararı olmaz. Yazın kavurga (tahılların saç üzerinde kavrulmuş hali) yenilirse kıtlık olacağına inanılır. Leylek yuvasına kaşık getirmişse o sene kıtlık olacağı, buğday başağı getirmişse bolluk olacağı düşünülür.