BAYBURT HALK KÜLTÜRÜ

Yöresel Mimari

Çoruh Nehrinin ikiye ayırdığı Bayburt'ta konut kültürünün ve mimarisinin şekillenmesinde iki faktör etkili olmuştur. Bu etmenlerden birincisi coğrafi etmenler, ikincisi ise kapalı aile yapısıdır.

Coğrafi bakımdan etmenler güneşin doğuş ve batış yönü; Çoruh'a paralel olarak uzanan özellikle doğu yönünde bulunan vadinin durumu ve Bayburt Kalesinin konumudur.

Meskenler dışarıya kapalı olarak tasarlanmışlardır. Mesken; girişinden başlayarak, içeride yaşayanı dışarıdan gelenden ayıracak ayrıntılar barındırır.

Bayburt Evleri; oda, içerisinde ayrıca tandır evi de barındıran ev, havlu, sofa gibi bölümlerden oluşmuştur. Yörede "dam" diye tabir edilen ahır, ahırdan da girişi olan ve yörede samanlık olarak da tabir edilen “merek” evin en belirgin tamamlayıcı unsurlarını oluşturmuştur. Ekonomik durumu iyi olanların bunlara ilave olarak bir de adına “konak” denen ya konuta ekli ya da konutun hemen yanında bir mekân daha bulunurdu.

Binanın alt bir bazen iki katı taştan, en üst katı ise ahşap iskeletin arasına çamurun doldurulması ile inşa edilen ve adına harpuşta denen yöntemle yapılmıştır.

Geleneksel mimarinin ana yapı malzemesi duvarlar ve bina örtüleri bakımından farklılık gösterir. Ana yapının dış duvarları bugün de "Bayburt Taşı" olarak bilinen ve yörede bolca bulunan sarı ve beyaz renklerdeki taştır. İç duvarların yapı malzemesi ise toprak ve samanın karışımı ile yapılan kerpiç veya yörede harpuşta olarak ifade edilen ahşaptır. Tavanı oluşturan ve yörede yetişen ardıç ağacından uzatmalar ve bunların üzerini kapatmada kullanılan ve yine yörede halkının pelit diye adlandırdığı meşe ağaçlarıdır. Gerek ardıç gerekse pelit ağırlık taşımaya ve rutubete karşı oldukça dayanıklı ağaçlardır. Bu nedenle ardıç ağaçları geleneksel yapılarda taşıyıcı unsur; pelit ağaçları ise örtme amaçlı olarak tercih edilmiştir. Zengin evlerinin tavan örtüleri; adına "gont" denilen taşıyıcılar ve üzerine çakılan tahtalardan yapılmıştır. Bunun yanı sıra odalarda aynı zamanda süsleme unsuru olarak ahşap işlemeli ters tavanlar da görülürdü.

Yüklük, tecir terek gibi ev içi bölümlerde çam türü ağaçlar kullanılmıştır. Ağaç yüzeyleri süslemede el sanatlarının devreye girdiği görülür. Böylece bir yandan konuttaki bölümün işlevselliği geliştirilirken diğer yandan da kabartma ya da oyma yapılarak mekanlara estetik katılmıştır.

Mesken bölümlerin kullanım amaçları bellidir. İsimlendirmeler ve kullanım konusunda meskenden meskene değişmeyen mutlak bir birlik ve düzen vardır.

Mesken eklentilerinin ve evin iç bölümlerinin belirlenmesinde temel unsur; mesken sahibinin ekonomik gücü ve yaptığı işi olmuştur. Ticaretle uğraşanlar ve zanaatkârlardan zengin olanlar genellikle evlerinin bitişiğine bir adet "konak" adı verilen sosyal ve kültürel amaçlı eklenti yaparken, tarımla, hayvancılıkla uğraşanlar merek ve ahır gibi tarımsal amaçlı eklentilerle yetinmişlerdir. Eklentiler bir yandan sosyal ve kültürel ilişkileri güçlendirmeyi, geliştirmeyi; diğer yandan da ekonomik varlığı koruma, kontrol etme ve devamlılığı sağlamayı amaçlamıştır.

1828-1829 Osmanlı Rus Savaşlarında işgale uğrayan şehir Ruslar tarafından ateşe verilmiş, yakılmıştır. Bu tarihten öncesine ait birden çok katlı mesken örnekleri günümüze ulaşamamıştır. Bu tarihten sonra yaptırılan geleneksel meskenler de ya bir ya iki ya da üç katlı olarak yapılmıştır. Ailenin büyüklüğü ve ekonomik gücü kat sayısının belirlenmesinde etkili olmuştur. Çok katlı evlerin duvarına nakşedilen tarihlerden genel olarak 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başlarında yaptırıldığı görülmektedir.

Geleneksel yapı malzemeleri ve mimari yöntemler 1960'lı yılların sonuna kadar devam etmiştir. Bin dokuz yüz atmışlı yıllarda yurt dışına çalışmaya giden birinci nesil Bayburt'a bağlılık göstermiştir. Kazandıkları para ile geride bıraktıkları aileleri için çalıştıkları ülkelerdeki konut tipine uygun, yeni konut talebi oluşturmuşlardır.

Yerel girişimciler ve özellikle yurt dışında yaşayan işçilerin ortaklığı ile 1967 yılında yeni konutun temel ihtiyacı olan tuğlayı üretecek fabrikayı kurma hedeflenir. 1968 yıllarında tuğla makineleri alınır, 1969 yılında "Baytaş Tuğla Kiremit Fabrikasının" kurulması tamamlanır ve tuğla üretimi başlar. Tuğla üretiminin başlaması meskenlerin yapı malzemelerini ve mimarilerini geri dönülemez biçimde değiştirmiştir.

Daha önce örtü malzemesi olarak kullanılan ardıç ve meşe ağacının yerini beton, taş ve kerpiç duvarların yerini ise tuğla almaya başlamıştır. Daha önceleri geleneksel konutun bir eklentisi olan "konak" gibi bölümler plandan çıkarılmış, tandır evi, tecir, ambar gibi bölümler yapılmaz olmuştur.

Yerel halk 1969 yılından başlayarak modern meskenler yapmaya başlamıştır. Bu durum iş hayatını da canlandırmış, yerli esnaf ve sanatkâr da kendileri için modern konutlar inşa etmişlerdir. Üretilen konutlar eski meskenlerin yıkılarak yerine yenilerinin yapılması biçiminde olmuştur. Her eski meskenle birlikte geleneksel yaşayış biçimi ve geleneksel konut mimari örnekleri yıkılmaya başlanmıştır. Bugün itibari ile Bayburt'ta geleneksel mimariyi yansıtan 37 adet kültür varlığı olarak tescilli mesken kalmıştır. Diğer meskenlerin önemli bir kısmı yıkılmış yerine yenileri yapılmış, geri kalanları da yaşanan göç ve verese çokluğu nedeni ile terk edilmiş, yıkılmaya terk edilmiştir.

Geleneksel Meskenler

Geleneksel konutlar aynı zamanda geleneksel mimari miras olarak da kabul edilmektedir. ICOMOS Türkiye "yöreye özgü malzeme ve tekniklerle, yöresel yapım geleneklerini, yerel kimliği yansıtan geleneksel yapı, yapı grupları ve yerleşmeleri" geleneksel mimari miras olarak açıklamaktadır (ICOMOS Türkiye Mimari Mirası Koruma Bildirgesi “2013” -http://www.icomos.org.tr-).

Bayburt'taki geleneksel yapılarda kullanılan malzeme seçiminde en önemli etmen mevsimdir. Ağır ve uzun kış mevsiminden korunmak için dış duvarlar bir metreyi aşan genişlikler yörede bulunan taşlarla yapılmışlardır. Dış yüzeyler yontma taştandır. Ulu Cami gibi anıtsal yapılarda; yapının hem dış hem de içi yüzeyinin yontma taşla yapıldığı örnek mekânlar da bulunmaktadır. Taşların arasında harç olarak kullanılan malzeme meskenlerle anıtsal yapılar arasında değişiklik göstermiştir. Anıtsal yapılarda kireç, kıl, yumurta akı gibi malzemelerin karışımı ile oluşturulan Horasan harcı, meskenler ve eklentilerinde ise çamur saman veya çamur kireç karışımı harç kullanılmıştır. Duvarlarda esneklik ve dayanaklılık hatıllarla ve kirişlerle sağlanmıştır.

Mesken gibi binalarda katları birbirinden ayıran yerlerde, binanın en altın ve pencere altlarında çeşitli geometrik motiflerle işlenmiş kornişler yerleştirilmiş taş; yapı malzemesi olmanın yanı sıra meskenin dış yüzeyini süsleme unsuru olarak da değerlendirilmiştir.

 

Tek katlı meskenlerin dış duvarlarında taş, iç duvarlarında kerpiç, direklerinde ve taşıyıcı kısımlarında ardıç, tavanlarında ise ardıç ve meşe ağacı kullanılmıştır.

Tek katlı meskenlerin üstü duvar kalınlığına yakın kalınlıkta killi toprakla örtülmüştür.

İki katlı meskenlerde giriş katı çoklukla taş, ender olarak tuğla, üst kat taş veya harpuşta, taşıyıcı aksamları çam türlerinden gont, tavanın üstünde tahta, altında ise ters tavan olarak yine tahta kullanılmış, katlar arasında ses ve ısı yalıtımı sağlanmaya çalışılmıştır.

Üç katlı meskenlerin dış duvarları giriş mutlaka taş, üstü taş veya harpuşta, üçüncü kat ise mutlaka harpuşta, taşıyıcı aksamları çam türlerinden gont, üstten tahta, alttan ise ters tavan olarak yine tahta kullanılmış, katlar arasında ses ve ısı yalıtımı sağlanmaya çalışılmıştır.

İki katlı meskenlerin damlarının bazen çatı ile bazen de toprak ile örtüldüğü görülmüştür. Üç katlı meskenlerin üstü sacdan çatı ile örtülmüştür.

Geleneksel mimaride hem süsleme hem de yapı malzemesi olarak ahşap malzeme önemli bir unsur olmuştur. Odaların tavanlarında taşıyıcı olarak yaklaşık 20x20 ebatlarında ebatlarında gont, bunların üzerine tavan ve ters tavan örtüsü olarak tahta, direk, çatı, merdiven, sahanlık, kapı, pencere, dolap, yüklük gibi evin diğer unsurlarında ve tandır evinin ve "ev"in üstünde ahşap kullanılmıştır. Evin üstünde aşağıdan yukarıya doğru küçülerek bacayla bütünleşen "kırman" ahşaptır. Kırman sadece meskenin "ev" tavanlarında kullanılmıştır.

Kırman baca seviyesinden yukarı bacada küçük bir kubbe oluşturur. Bacanın üstü camdır ve evi aydınlatma işlevi görür.

3. katın ön tarafında ahşap konsollar ile öne doğru çıkılmış bölümü olan oda evin en büyüğüne aittir.

Geleneksel yapılar; Çoruh Nehrine doğru, doğudakiler batıya doğru güneşin doğuş ve batış yönüne göre batıdakiler doğuya doğru konumlandırılmıştır. Her iki yöndeki konutların cephesi Çoruh Nehrine dönüktür. Bayburt Kalesi görüş alanlarındadır. Kalenin eteğinde yer alan konutların yönü ise güneye doğrudur, Çoruh Nehrine yukarıdan bakarlar. Çoruh Nehrinin doğu yakasında nehrin yakınında bulunan evler bahçelerin içerisinde yer alır. Önlerinde Çoruh'a kadar uzanan bahçeleri vardı. Çoruh’tan uzaklaştıkça evler arsaların içerisinde konumlanmaya başlar, bahçeler küçülür evin önünde adına "kanat" denen etrafı duvarlarla kapatılmış ve geniş bir ana kapı ile girilen küçük bahçeler bulunurdu.

Odaların pencereleri; güneş ışığından daha iyi faydalanmayı sağlamak için pencerenin iç kısmından başlayarak duvarlar üstten sağ ve sol taraftan içeriye doğru genişletilmiş, ışığın içeriye daha iyi yayılması sağlanmıştır. Oturma odası, yatak odaları gibi yaşama alanları üst katlarda planlanmıştır. Bu nedenlerle üst katlardaki mekanlarda pencere sayısı alt katlara oranla daha fazla tutulmuştur. Pencere kasaları çoğunlukla dış duvardan yaklaşık 10cm içeriye takılıp, mevsime dayalı dış etmenlerden etkilenmesi önlenmeye çalışılmıştır. Pencereler; dışarıdakiler dışa, içeridekiler içe açılacak biçimde çift kanatlı olarak yapılmışlardır.

Yaptıranın ekonomik durumu yaşam alanlarında kullanılacak zemin örtülerinin belirlenmesinde etkili olmuştur; varlıklı ailelerin odalarının zeminleri ve tavanları ahşap, ekonomik imkânları sınırlı olanların evleri tek kat, döşemesi ise sazlardan yapılan hasır olmuştur.

Odanın pencerelerinin önünden, dışa bakan tarafından başlayarak iki tarafında adı "makat" "peyke" "sedir" gibi isimlerle ifade edilen yerden yüksekçe ve duvar boyunca oturma bölümleri bulunur. Altında odun gibi ihtiyaçlar saklanır. Odada eğer yüklük ok ise veya ancak eşyalar sığdırılabiliyor ise makatın bir kenarında kapak ve altında taştan oyularak yapılmış küvet işlevi gören bir banyo bölümü yapılmıştır.

Oda giriş kapısının solunda veya sağında ahşaptan yapılmış yüklük bulunur. Yüklük iki bölümlüdür; büyük bölümü yatak yorgan gibi ihtiyaçları saklamak amacı ile; zemininde taştan oyulmuş küvet bulunan küçük bölümü ise banyo olarak kullanılmıştır.

Salon amaçlı olarak kullanılan ve adına oturma odası denilen mekân ev halkının müşterek mekanı olarak tasarlanmıştır. Burada diğer odalardan farklı olarak bir duvarın içerisinde kahve fincanı, bardak, tabak gibi günlük ihtiyaçları karşılamaya yönelik ev gereçlerinin bulunduğu bir gömme dolap yapılmıştır. Oturma odasında 2 ocak bulunurdu. Bunlardan biri ısınma amaçlı olarak kullanılırdı ve büyüktü. Bir başka duvar içerisinde ise kahve çay gibi günlük ihtiyaçları karşılamak amacı ile şömineye benzer küçük ocak bulunurdu. Küçük ocağın hemen yakınında duvarda adına kahvelik denen küçük bir girintiye yer verilmiştir.

Geleneksel evlerin ikinci katları asgari dört oda şeklinde planlanmıştır. Daha çok odalı evler de vardı. Özellikle Şinğâh ve Mehmet Çelebi Mahallelerinde Zengin Türklerin ve Ermenilerin kullandığı 20 den fazla odalı evler de yaptırılmıştır. Bu evler bin dokuz yüz yetmişli yıllarda yıkılmış, yerlerine betonarme evler yapılmıştır.

Çok odalı evlerin yapılış amacı bir zenginlik göstergesi olmaktan çok oğulları bir arada tutmaya yönelikti. Zengin ve yoksul duvar duvara bitişik olarak yaşardı.

Odalarda tavanlar, dolaplar, yüklük ve pervazlar, kapı göbekleri ahşap işçiliğinin güzel örnekleri olan çeşitli motiflerle süslenmiştir.

Diğer odalarda genellikle giriş kapısına bakmayan bir duvarda yüklük bulunur. Yüklük genel olarak oda giriş kapısının sağ ya da sol yanında bulur. Bir duvarı boydan boya kaplayan yüklüğün orta kısmına vitrin denir. Buraya çiçeklik, şerbetlik diyenler de vardır. Yüklüğün sağ veya Sol taraftaki kısmına minder, şilte, yatak, yorgan ve yastık gibi odanın bütün saatlerde kullanılabilmesi için gerekli eşyalar yatakdan başlayarak üst üste dizilirdi. Yüklüğün diğer gözü ise odanın hamamıdır. İçerisinde taştan yapılma bir küvet bulunur. Buraya banyo, gusülhane diyeler de bulunur. Eğer odada yüklük yok ise yüklüğün işlevleri makatın altı bu amaçlar için kullanılır. Bu durumda önden açılan yüklük kapağının yerini alttan açılan kapaklar alır. Banyo yapılan yerler dışarıdan gelenler tarafından görülmez.

Geleneksel evlerin girişinde havlu (avlu) denilen dar ve uzun bir hol bulunur. Havlunun girişi bir duvar ile ayrılır; aradaki kapıdan ev ve odaların bulunduğu asıl ev kısmına diğer taraftan ise ahır ve merek gibi eklentilere geçilirdi.

 

Mesken birden çok katlı ise yatak odaları üst kattadır. Üst katlara çıkış için bir ahşap merdiven bulunur. Evin giriş kapısının tam karşısında bir kapı daha bulunur. Bu kapıyı geçince meskenin içerisinde kareye yakın büyüklükte ayrıca “ev” denen bölüm bulunurdu. Ev; mekânın en büyük, en yüksek ve en çok kullanılan bölümün adıdır. İki girişi vardır biri doğrudan dışarıya açılan giriş, diğeri de odalara geçişi sağlayan giriştir.

Evin üstü kırman ile kaplıdır. Kırman adına “gont” denen yaklaşık 20x20-15x15 ebadında ahşap kütükler kullanılarak yapılır, bir kubbe gibi aşağıdan yukarıya doğru daralarak çıkar; bacaya ulaşırdı. Kırmanın en üstünde adına güvercin bacası veya fort baca denilen ve aşağıdan bir düzenek ve ip yardımı ile açılıp kapanabilen kare biçimli, cam takılı bir baca vardı. Evin aydınlatılması bu baca aracılığı ile sağlanmıştır. Bu baca evin damından biraz yüksekçe olur ve küçük bir kubbe oluştururdu.

Bu bacanın hemen altında çay taşı bulunurdu. Burası evin en aydınlık yeridir. Baca evin ışık kaynağıdır. Çay taşının buraya yapılmasındaki amaç çay taşında yıkanan bulaşıkların temizlenip temizlenmediğini daha iyi görmek, eğer yağmurlu karlı havalarda bacadan damlama olur ise suyun eve yayılmasını önlemekti.

Eve alt kattan sağlanan girişin tam karşı tarafında; duvar başlangıcından tandır evinin başlangıcına kadar uzanan yani evin "ev" kısmında ön tarafı ahşabın oyulması suretiyle yapılmış motiflerle bezenmiş ve griş kapısının karşısında ahşap terekler bulunurdu. Tereklerde bakır sahan, tabak, tas, sirpoş (kapaklı sahan) seyran parhaçları (yoğurt kabı) gibi mutfak gereçleri dizilirdi.

Tereklerin altına tecir denir. Zemini ahşap olan tecirde zap, küp gibi topraktan yapılan saklama kapları bulunur. Bir nevi saklama dolabi işlevi gören bu küplere bakla giller, yarma, bulgur, eritilmiş yağ, bal, turşu gibi yiyecekler depolanırdı. Burada kullanılan küplerin adı yeşildi. Küpler rutubet almasın, içerisinde bulunan yiyecek bozulmasın dıye içerisi ve dışarısı sırlanmış olurdu. Dış rengi yeşildi.

Genellikle tereklerin karşı tarafında evin en az güneş alan yerinde ahşaptan yapılma ambar bulunurdu. Ambar un ve buğdayın depolanmasında kullanılırdı. Eğer özel olarak konması gereken bir yer hazırlanmamış ise ekmek teknesi ambarın üzerinde bulundurulurdu.

Ambar genel olarak tereklerin karşılarında ve evin en serin, en karanlık yerinde bulunurdu.

Evin bir yerinde de taştan oyulmuş su kurunu olurdu. Su kurununa sokak çeşmesinden su taşınırdı.

Evin sağ veya sol köşesinin iki tarafı duvardı. Tandır yandığı zamanlarda dumanın evin içerisine dağılmasını önlemek için diğer iki tarafı üstten aşağıya doğru hilâl biçiminde ahşap muhafaza ile ayrılan bir tandır evi vardı. Bu kısım ahşaptan yapılırdı ve adına “tüssülük” (tütsülük) denirdi. Tüssülük tandırdan çıkan dumanın eve dağılmasını önlerdi.

Biri küçük biri büyük olmak üzere tandır başında yanyana 2 tandır bulunurdu. Bunlardan küçük olan günlük ihtiyaçlar için su ısıtma, yemek pişirme gibi işlerde kullanılırdı. Bu tandırın bir diğer fonksiyonu da ateşi bir sonraki güne saklamaktı. Tandırda işler tamamlandıktan sonra içeride bulunan közün üstü kapatılırdı. Buna külleme denirdi. Ertesi gün tandır yakılacağı zaman külün üzeri açılır ve küllenen köz, yeni ateşi yakmada kullanılırdı. Büyük tandır ekmek yapmak gibi işlerle sınırlı olmak üzere haftalık olarak kullanılırdı.

Bu bölümün işlevi özellikle ekonomik bakımdan sınırlı gelire sahip ailelerde sadece yemeklerin pişirildiği, ekmeklerin yapıldığı bir mutfak mekânı olmakla sınırlı değildi. Tandırların üst “ağzı” yer seviyesinde diğer tarafları yer altına gömülü olduğu için sıcaklığı sürekli muhafaza ederlerdi. Ev halkı bu durumdan faydalanır kış akşamları burada toplanırdı. Burada ısınılır “hekatlar” (masal) Köroğlu Hikayeleri vb. anlatılırdı.

Sıcak iklimdeki ekmek-yemek pişirmek için kullanılan eklentiler genellikle evin dışındadır. Tandır evinin; evin içerisinde inşa edilmesinde iklimin yani Bayburt’taki ağır kış şartlarının da etkisi vardır. Gündüz yemeklerin pişirildiği, ekmeklerin yapıldığı tandırlar; özellikle çocukların ve yaşlıların kışın uyuma yerleri olurdu.

Tandır içeride yapılarak hem evin ısıtılması sağlanmış hem de birlikte yaşama kültürünün geliştirilmesine, geleneksel kültür unsurlarının çocukalara aktarılmasında da önemli bir unsur olmuştur. Asgari üç neslin bir araya gelebilmesi aile bağlarının da güçlenmesini sağlamıştır.

İki tandırım bulunduğu bu alan “tandır başıdır” ve tavan ardıç ağacı ile kapatılmıştır. Ortasından 1,5-2 metre yükseklikte, bacadan daha genişçe ve bacanın üstündeki hepene uzanan havalandırma boşluğu bulunur. Hepen bacanın üzerinde etrafı karedir, uzunluğu dikdörtgeni andırır ve ahşaptır. Hepenin içerisinde bulunan bacadaki kapağın açılıp kapanması için kalın bir ip ve makaradan oluşan bir düzenek bulunur. İp aşağıda bir direğe bağlanır.

Direkler her biri tüssülüğün bir köşesinde olmak üzere üç tanedir. Ev ile tandır başını birbirinden ayıran ve köşeye denk gelen direğin adı keyveni/gelin direğidir. Oğlan evine getirilen gelin gelin direğinin önüne oturtulur, buna süzülme denir. Buraya oturan gelin gelenlere saygısının bir işareti olarak sağ elini sol göğsünün üzerine koyar. Komşu ve akrabaların gelini görmesi tanıması evin ev bölümünde sağlanırdı.

İkinci kata ev içerisindeki ahşap merdivenle önce bir sahanlığa çıkılır, oradanda bulunan kapıdan geçilerek odalara varılırdı. Konutların tavanı bütün bölümlerde ahşaptır. Odalarda döşeme ve tavanlarda tahta kullanılırken, ahır ve samanlık gibi bölümlerde yuvarlak ardıç gontlar ve bunların üzerinde ardıç ve pelit dalları örtü malzemesi olarak kullanılmıştır.

Tahtadan yapılan tavanlarda tavan göbekleri, kapıların içinde dışında baklava dilimleri gibi el oyması motifler bulunurdu.

Bazı evlerin üst katında tuvalet de vardı; ancak bu istisna gibi bir durumdu. Çoklukla tuvalet yaşam alanlarından uzakta düşünülmüş; ya evin hemen girişinde ya da evin hemen dışında yapılmıştır.

Mekan Kullanımı

Bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel ihtiyaçları meskenlere yeni eklentiler gerektirmiştir. Bunlar son derece işlevseldir. Ne, nerede bulunur bellidir. Nere hangi amaçlarla kullanılacak bellidir. Pencere tasarımı ışığa, konak odası, misafire, kültürel ihtiyaçlara, ahır hayvanlara, evin iç mekanları ev halkına vb. yöneliktir. Her biri bölüm, her bir tasarım bir gerekliliği yerine getirmek içindi.

 

Evler duvar duvaradır. Zengin ile yoksul aynı mahallede, aynı sokakta duvar duvara yaşardı. Herkesin bir işi vardı. Kimi çiftçi, kimi sanatkar, kimi tüccardı. İşi mesleği olmayana iş ve meslek üretilirdi. Kadınlara “çırgıcılık” erkeklere, pohrenk (baca) temizliği gibi işler yaptırılır, bir meslek edindirilmiş olur, yaptırdıkları işlerle anılmaları sağlanırdı. Zengin evlerinin sucusu, ekmekçisi olurdu. Su onlara taşıtılır, ekmek onlara yaptırılırdı. Komşunun gelir elde etmesi sağlanır, karşılıksız bir şey verilmemiş olunur, hem mekanların işlevselliği sağlanır hem de komşunun onuru korunurdu.

Zengin ile fakirin evlerindeki fark kat farkı ve içerisinde kullanılan ahşap taş gibi yapı malzemelerinin işlenmiş veya işlenmemiş olmasıydı. Zenginlerinki yontma taş ve biçilmiş kereste ile fakirlerinki moloz taş ve işlenmemiş ağaçla yapılırdı. Biri iki üç katlı olurdu, biri tek katlı, birinin odası çok diğerinin az olurdu. Onun dışında mekanların işlevselliği birbirine yakındı. Zengin olanın dışarıdan da girilebilen konak odası olurdu, fakirlerin ise konağı yoktu, hemen girişteki odalardan biri misafir odası olurdu. Aradaki tek fark konaktan oluşan bu eklentinin fakirlerin evinde olmamasıydı. Her ikisi için de ev bölümü aynı tasarımdaydı. Ev bölümü tecir terek, tandır evi, oda, baca, hepen vb. aynı işlevleri görürdü. Her evin tandır evinde, ekmekler pişirilirdi, kış sohbetleri burada yapılır, masallar söylenir, ısınılırdı.

Köylerin bazı köylerle, merkezin bazı köylerle arasında ağız farklılığı olurdu. Bazı köylerde “gelmek” fiilinin şimdiki zamanı “geliyem” bazı köylerde “celiyem” bazılarında “keleyrum” merkezde “gelirem” biçiminde telafuz edilirdi; fakat mimari işlevsellik genellikle her bölgede aynıydı. Buralarda anlatılan masallar, halk hikayeleri ve mekan bölümlerinin işlevleri, isimleri genellikle birbirinden farklılık göstermezdi.

Herkesin evinde ahşaptan yapılma bir ambarı vardı, un, yarma bulgur gibi tahıllar buralarda depolanırdı. Kiminin ambarı çok gözlü, kiminin ki ise daha az gözlüydü. Sadece çok zengin birkaç evde istisna olarak kiler görülürdü.

Herkesin tecir tereği vardı. Mutfak kapları tereklerde, yiyecekler tecirlerde dizili olurdu. Her ikisinin de tereğinde el işi nakışlarla işlenmiş terek örtüleri bulunurdu.

Mesken girişlerinin ya sağı ya solu ya da hemen karşı tarafı ahır ve merekten oluşurdu. Durum tek katlı meskenlerde de aynıydı, çok katlı meskenlerde de aynıydı. Ev ile ahır bölümleri duvarlarla birbirinden ayrılırdı.

Bayburt yaylaları mesken amaçlı olarak kullanılmazdı. Yaylaya çıkarılan hayvanlar genellikle mahalle veya köye ait olurlardı. Çoban tarafından otlatılırdı.

Yayladan köye veya mahalleye uzanan su çeşmesi gibi süt çeşmeleri yapılmıştır. Herkesin bir süt günü olurdu. Sütler o gün gün sahibi tarafından sağılır, belli bir saatte süt kurununa dökülürdü. Süt kurunundaki süt puhrenk su kanalları aracılığı ile yayladan çeşmeye gelir, çeşmede bekleyen kadınlar sütü alır, yağ, peynir gibi işlerinin her gün yapmak yerine bir güne sığdırır, kendilerine sıra gelinceye kadar. yeniden “ağ işler” ile uğraşmazlardı. Süt çeşmeleri her köyde yoktu. Örence köyünce kullanılan çeşme halen durmaktadır. Çeşmesi olmayan köylerde bu işler yaylada yapılır tekrar köye dönülürdü.

Sadece özellikle varlıklı ailelerin evlerinde misafirlerin ağırlandığı, kahve içme ve nişan törenlerinin yapıldığı, aşık atışması gibi kültürel etkinliklerin düzenlendiği konaklar varlıklı ailelerin evlerinin olmaz ise olmaz eklentileriydi ve hem evden geçişi sağlayan bir kapısı hem de doğrudan dışarıdan girişi olan bir başka kapısı bulunurdu. Bu eklenti

Ev Eklentileri

 

Meskenlerde olduğu gibi eklentilerinde de iklim, kültürel yapı ve ekonomik durum belirleyici olmuştur.

Bayburt kendisine özgü gelenekleri olan bir yerdir. Bir kısım geleneklerin uygulanması mekanla mümkün olabilmektedir, bu durum eve bir eklenti yapılması sonucunu doğurmuştur.

Hayvancılık ağırlıklı ekonomik yapı meskenin içine hayvanlar ve yiyecekleri için bölüm eklentileri gerektirmiştir.

Bölümlerde de aynen meskenlerde olduğu gibi yerel kaynaklar, Bayburt taşı ve ahşap yapı malzemesi olarak kullanılmıştır.

Konak: Geleneksel meskenin en önemli eklentilerinden biri konaktır. Meskene konak odası ilave etmek varlıklı insanlar için hem kültürel bir gereklilik hem de sosyal bir sorumluluktu.

Konaklar komşulara ve dışarıdan gelen misafirlere açık mekanlardır. Köyde veya mahalledeki sokakta bir cenaze olsa, cenaze sahibinin 3 gün süre ile burada oturmasına izin verilirdi. Konak sahibi konağı komşularının kullanımına açarak sosyal sorumluluğunu yerine getirirdi.

Konaklarda özellikle kış akşamlarında aşıklar davet edilir, bu mekanlarda aşık atışmaları yapılır, aşıklar misafir edilirdi. Bu tür zamanlarda komşular hatta komşu köylerden insanlar da konağa gelir, kültürel etkinliği yaşarlardı. Mekanların benzer diğer işler için de kullanılırdı.

Yabancı misafirlerin olmadığı zamanlarda da bu mekan kullanılırdı. Konakta toplanılır “Ahmediye” “Muhammediye” okunurdu. Mahallede/köyde borçlu, hasta ve para ihtiyacı olan biri varsa o ihtiyaç da bu konaklar aracılığı ile karşılanırdı. Makat kiliminin kapıya en yakın olan yerine zekat, fitre, adak, sadaka gibi niyetle para bırakılırdı. Orada yaşayanlar bunu bilirdi. Faaliyet olduğu gün paranın konduğu yere oturur, oradan ihtiyacı olan parayı alırdı. Eğer borçlu ise borcunu öder, ihtiyacını savardı. Durumu düzeldiğinde kendisi de aynı şeyi yapar, makat kiliminin altına para koyardı.

Mimari yapının değişmesi ile birlikte bu eklenti meskenin bir parçası olmaktan çıkınca bu ihtiyacın giderilmesi için “Bayburt Mahalle Odaları” yapılmaya başlanmıştır. Evin eklentisi olmaktan çıkan konak yeni ve bağımsız bir mekana dönüşmüş ve oturma, mutfak gibi ihtiyaçları gidermeye yönelik kendi eklentilerini oluşturarak varlığını farklı bir isimle devam ettirmiştir. 

Dam (ahır): Bayburt’ta hayvanların barındığı eklentinin adı damdır. Damın eş anlamlısı gibi kullanılan “ahur” ahırın değil, hayvanların bağlandığı yemlerinin içerisine konduğu ahşap ve uzun teknenin adıydı.

Tarım ve hayvancılığa göre de eklentiler alan meskenin en önemli eklentilerinden biri de “damdır” Dama giriş eve giriş ile aynı dış kapıdan yapılırdı. Hayvanlar ikinci bir kapıdan geçerek dama girerlerdi. Damda üç tarafta hayvanların bağlı olduğu “ağur” (ahur-ahır) ve bir tarafında yerden yaklaşık 2 metre yüksekte bir de ahşaptan yapılmış “sekü” bulunurdu. Seküye merdivenle çıkılırdı. Sekü hayvanların sağlığını takip etmek, doğum yakınsa hayvanın doğumunu yaptırmak ve hayvanın başını beklemek gibi amaçlarla kullanılırdı.

Sekünün bir diğer kullanımı da gövercinleri izlemek içindi. Damda tavana yakın yerlere güvercin yuvaları yapılırdı. Buralarda ötücü olan Bayburt Güvercinleri beslenirdi. Hayvancılık mahallelerde azalmaya, geleneksel evler yok olmaya başlayınca ahırlarda kuş beslenemez oldu. Bunun yerini eski evler aldı. Eski evi olmayanlar da bahçelere, çatı veya teraslara küçük “kuş damları” yapmaya başladılar.

Damın yapı malzemeleri meskenin yapı malzemeleri ile aynıdır. Duvarları taş, üstü ise ardıç gontların üzerine ardıç ya da meşe ağacıdır. Damın pencereleri insan boyundan yüksek ve küçüktür. Pencere ile sadece ahırın içerisine ışık girmesi amaçlanmıştır.

Damın içerisinde samanlığa açılan bir kapı bulunurdu. Bu kapı kullanılarak merekten saman alınırdı.

Samanlık/Merek: Tarım ve hayvancılığa göre oluşan eklentilerin biri de “merektir” Merekler “dam” ile bitişik yapılırdı. Damın eklentisi gibiydi. Girişi genel olarak damdan (ahırdan) olurdu. Merek bir eklenti gibi ahıra bağlanarak yemin taşınacağı mesafe kısaltılmıştır.

Kapısında açlıp kapanan bir bölüm bulunurdu. Merek dolu olduğu zamanlar kapı açılamayacağı için bu bölüm açılır, bu saman bu bölümden alınır ve hayvanlara yedirilirdi. Mereğin üstü toprak örtüydü. Tavanında bir baca bulunurdu. Saman gibi hayvan yiyecekleri bu bacadan aşağıya mereğe dökülürdü.

Merekler de damlar gibi meskenlerin konut yapı malzemeleri kullanılarak yapılırdı. Duvarları taş, üstü ise ardıç gontların üzerine ardıç ya da meşe ağacıdır. Samanlık genellikle penceresiz olurdu. Işık gerektiği zaman ya tepedeki baca kapağı açılırdı ya da kapıdan sağlanan ışık kullanılırdı.

Yapım Teknikleri

Bayburt geleneksel konutları ahşap-kargir-yığma yapı tekniği kullanılarak inşa edilmişlerdir.

Temel, alt kat ve duvarları taş ile ara bölmeler kerpiç, harpuşta, kısmen tuğla ila yapılmıştır. Kuzeye gelen cephelerde daha çok kerpiç kullanılmıştır. Bunun temel nedeni soğuktan korunmaktı. Örtü sistemi ahşaptır.

Kullanılan malzemeler yerel olarak temin edilebilen malzemelerdir. Taş; sarı veya beyaz renkteki Bayburt Taşıdır. Toprak, yerel topraktır ve hem sıva hem birleştirme elemanı hem de kerpiç olarak değerlendirilmiştir. Bir diğer yapı elemanı olan tuğla da buradaki topraklar pişirilerek yapılmıştır.

Geleneksel mekanların alt katının dış duvarları taş ile yapılırdı. Ekonomik durumu iyi olanlar taş işleme ustalarına yontma taşlar hazırlatır ve evin alt katı kesinlikle taş duvar olurdu. Bu gün kültür varlığı olarak tescilli meskenlerin üst katlarının dış duvarları da taş örülüdür.

Dış duvarlar yaklaşık 1 metre civarında ve oldukça kalındır. Duvarın kalın yapılmasında amaç ağır kış şartlarının yaşandığı bölgede evi soğuktan korumaktır.

Meskenin iç kısımları toprak ve saman karışımı harçtan oluşan sıva ile sıvanır, kireçle badana edilirdi. Meskenin üstünde de yaklaşık 1 metre toprak bulunurdu. Taş duvar temelden başlanarak yapılırdı. Taşlar bir bütün bir yarım olarak yapılır, birbirine “bağlanırdı.” Duvar yüksekliğince aynı teknikler kullanılarak duvar örülürdü. Köşelere gelen taşların gövdeye binen taraflarının ağır olmasına dikkat edilirdi. Taş duvarlarda katları birbirinden ayırmak için hatıl kullanılmazdı.

Taşlar, kireç, toprak özellikle tuğla fırınlarından çıkan toprak, kıl iyice elenmiş toz saman gibi karışımlarla yapılan harç ile birbirine tutturulurdu. Çok sayıda taş yontan ve yontulmuş taş ile duvar yapan usta halen bu işlere devam etmektedir.

Bayburt’ta sadece Veysel Mahallesinde 30 dan fazla puruthane bulunduğu bilinmektedir. Bu puruthanelerin ürettiği yapı elemanlarından biri de tuğlaydı. Kerpiç kadar yaygın olmamakla birlikte tuğla da mekanın iç bölmelerinde duvar olarak kullanılmıştır. Tuğla, toprak, samaan, kireç vb yapılan harç ile örülürdü. Harcın içerisinde tuğla ocağının içerisinden çıkarılan iyice ısınmış toprak da bulunurdu. Bu toprak örülen tuğlalar birbirini sağlam tutması için kullanılırdı.

İç mekan bölmelerinde daha çok balçıktan yapılan ve tuğla gibi pişirilmek yerine kurutularak sertleşmesi sağlanan kerpiç yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Kerpiç, içerisine çamuru bir arada tutsun, çatlamasın diye saman katılarak çamur haline getirilip dinlendirilen balçığın kalıplara dökülmesi ile yapılırdı.

Kerpiç kalıplarında üç yavru iki ana olmak üzere beş göz bulunurdu. Kerpiçlerin bu şekilde dökülmesi duvar yapım tekniği ile ilgiliydi. Analar duvara yatay olarak, yavrular ise dikey olarak “kazığına” işlenerek duvar örülürdü.

Kerpiç duvarın yapımında da aynen kerpiç yapımında olduğu gibi toprak ve samandan yapılma harç kullanılırdı. En eski yapı malzemelerinden biri olan kerpiç; yapılmasının çok az maliyetli ve kolay oluşu, sıcak ya da soğuğa karşı yalıtım sağlaması gibi sebeplerle tercih edilmiştir.

Harpuşta; ahşap ve toprağın birlikte kullanıldığı bir yapı tekniğidir. Üst katlarda odaları birbiri ile ayıran oda duvarları gibi bölümlerin yapımında bu tekniğin çokça kullanıldığı görülür.

Harpuştanın yoğun olarak kullanıldığı bir diğer bölüm ise üçüncü katlarda/çatı altında yapılan has oda gibi bölümlerdir. Bu odaların duvarları harpuşta olurdu.

Harpuşta duvar yapmak için önce zeminden tavana kadar uzanan direkler dikey olarak sabitlenir. 1,5-2 metre mesafelerle 10x10 ebatlarında direkler dikilir. Alt ve üst kenarları aynı ebatlarda direklerle yatay olarak ta dasitlenirdi. Dikey direklerin arasına yaklaşık 5x5 cm çapında ahşaplar her iki direğe çapraz olarak çivilerle sabitlenirdi. Harpuştanın iskeleti bu şekilde bötün duvarlar için tamamlanırdı.İkinci aşamada ise içerisinde saman bulunan toprak çamur hazırlanırdı. Hazırlanan bu çamur harpuştanın iki tarafından da ahşap bölümlerin arasına sıvalanır, boşluklar çamur ile doldurulur, üzeri düzgün olarak sıvanır.