BAYBURT HALK KÜLTÜRÜ

Törenler

Bayburt’ta geçiş dönemleri bazı geleneklerin halen korunduğu, bazılarının değişime uğradığı bazılarının ise terk edildiği halde varlığını devam ettirmektedir.

Ölümle ilgili geleneklerin cenaze evinde oturma gibi kısımları halen devam etmektedir. Konaklarda oturma geleneği mahalle ve köy odalarında oturma geleneği biçiminde devam etmektedir. Düğün adetleri büyük ölçüde değişmiştir. Önceleri damadın evinin bulunduğu sokağa masa sandalyeler kurulur, davul zurnalı, yemekli düğünler yapılırdı.

Önceden genç kızlar için kendilerinin de emeğinin bulunduğu çeyizler hazırlanırdı. Sonraları hazır çeyiz, ev tekstil ürünleri alınmaya başlandı.

Evlilik

Oğlu askerliğini yapmış, evlenecek yaşa gelmiş, baba mesleği de elindeyse evlenme zamanı gelmiş demektir. Kız bakma ile evlenme süreci başlar.

Kız bakma, uzun ve birbirinden farklı uygulamalar içeren bir süreçler bütünüdür. Oğlu olan anneler kız bakma işine düğünler ve hamam gibi genç kızların geldiği yerlerde yapardı. Hamamda veya düğünde kız beğenildi ise önce fiziki olarak incelenir, vücudunda bir problem var mı, eli ayağı düzgün mü vb fiziksel durumuna bakılırdı.Bütün vasıfları uygun ve kız beğenilmiş ise önce kızın ailesi araştırılır, aile asıllı mı, nesilli mi? Diye sorulur soruşturulurdu. Kızın ve ailesinin temiz olması çok önemlidir. Kızın hem beden hem de mekân temizliğine, temizlik anlayışına bakılırdı. Kız yeterince temiz bulunmaz ise kızdan vazgeçilirdi.

Oğlanının annesi beğenilen kız ve ailesi ile ilgili kararını eşine, oğluna, diğer yakınlarına söyler. Eğer eş ve oğlu kararlarını olumlu karşılar ise ertesi gün anne yanına yakınlarından birkaç kişi daha alarak ikinci kez kıza bakmaya gider. Yakınları da beğendiyse birkaç gün sonra kız kalabalık olarak istemeye giderler.

Kız İsteme

Oğlanının annesi beğenilen kız ve ailesi ile ilgili kararını eşine, oğluna, diğer yakınlarına söyler. Eğer eş ve oğlu kararlarını olumlu karşılar ise ertesi gün anne yanına yakınlarından birkaç kişi daha alarak ikinci kez kıza bakmaya gider. Yakınları da beğendiyse birkaç gün sonra kız kalabalık olarak istemeye giderler.

Aile eğer kızı vermeyecek ise gidiş gelişi uzatmadan, götürüp getirmeden “nasibinizi başka yerden arayın” der, bir daha kızı istemeye gelmemelerini açıkça ifade ederdi.

Tekrar gittiklerinde kızı verip vermeyecekleri annenin ve babaannenin tavrından belli olur. Kızlarına “hele bir kahve pişir, getir” derler. Kahveler içildikten sonra erkek tarafının büyüğü kız tarafının büyüğünden kızı ister. Kız evini aile büyüğü “sorduk soruşturduk Allah yazdıysa ne diyelim” diye cevap verirdi. Bu cevap kızın verildiği anlamına gelirdi.

Üçüncü istemeye ailenin büyüğü erkekler dedenin ve babanın iş yerine kızı istemeye gider. O gün bayanlarda kızın evine gider “büyük istemeyi” yaparlar, kahve içme, nişan gününü konuşurlar. Kız tarafından “Kesir” istenir. Kız tarafı “Kesir”i (pusula) hazırlar oğlan evine gönderir. Kesirde; kız için istenen altın adedi, Trabzon Çekmesi mi, Erzurum Burması mı? İsteniyor belirtilir, kaç top en, kaç tuht yün gibi şeyler yazılırdı. Erkek tarafı gönderilen “kesire” bakar kabul eder veya biraz indirmelerini söyler, bir noktada anlaşma sağlanır, altınlar geline ait olur. “En” “süt hakkı” gibi isimlerle aile efradına gönderilen kumaşlar dışında kesirde istenenler kızın çeyizi ile birlikte kocasının evine geri döner. Altın geline aittir, bunun üzerinde damat dahil gelin dışındaki hiç kimse hak iddia edemezdi.

Az da olsa karşılıklı sevme ile evlilik de olurdu. Kız ile oğlan eğer anlaşmış iseler ve oğlan ve kız aileleri de bu durumu uygun buluyor ise kız bakma devre dışı kalır ve doğrudan oğlanın isteğine göre hareket edilirdi. Kız tarafı eğer kızı vermez ise kız ile oğlan anlaşır ve kaçardı.

Bu durumun dışında da evlilikler olurdu. Oğlan kızı seviyor ise bazen kızın rızasına bakmaksızın kızı kaçırırdı. Buna “kız kaçırma” denirdi. Tersi durumlar da vardı. Kız sevdiği oğlanın evine giderdi. Buna “kız kaçması” denirdi. Bu şekilde eve gelen kız geri gönderilmezdi. Kızı geri göndermek aile için ayıplanma, dışlanma konusu olurdu. Baba evine geri dönen kızın “adı çıkmış” sayılırdı.

Nişandan önce erkek tarafı kahve, kesme şeker, lokum, çikolata, şeker, sigara alarak kız tarafına gönderir. Ertesi gün kız evine bir grup kadın bir grup erkekle gider. Önce Erkekler kahve içmeden önce kızı tekrar isterler. Kız ailesinin büyüğü “Allah yazmış, biz de hoş görürüz, olur deriz. Allah mesut ve bahtiyar etsin, her iki tarafa da hayırlı olsun” der, nişan artık resmiyet kazanmış olurdu. Oğlan tarafının gönderdiği; lokum, şeker sonra da kahve ikram edilirdi.

Erkeklerden sonra kadınlar kahve içmeye kız evine giderler. Erkeklerde olduğu gibi kadınların aile büyüğü kızı ister aynı ikramlar ve uygulamalar onlara da yapılır. Kahve içme törenine evlerdeki törenler için sadece aile efradı katılırdı. Bin dokuz yüz seksenli yıllardan sonra kahve içme törenleri erkekler için evlerden “Mahalle Odalarına” kaymıştır.

Erkek tarafında nişan hazırlıkları başlar. Kıza altınlar, yüzükler, küpeler, kıyafet, çamaşır, ayakkabı, hamam için hamam takımı, havlu takımı, hamam halısı, gümüş lalın, fildişi tarak, ipek keşani peştamal, kızın ailesine enler (kumaşlar) gümüş hamam tası, çerez, şeker, hamam bavulu, nişan selesi hazırlanır, kız tarafına gönderilir. Kız tarafı nişan selesi getiren kişiye bahşiş verirdi.

Kız tarafında nişan hazırlıkları başlar. Temizlik yapılır. Nişandan 2 gün önce yemek hazırlıkları başlar. Keyveni bulunur, onun katkı ve gözetiminde; su börekleri, baklavalar açılır, mevsim kış ise tel helvası çekilir, fasulye yaprağına dolmalar sarılır, kızartmalık etler pişirilir, ayranlı çorba, kaysefe hoşafı, pilavı gibi yiyecekler pişirilerek hazırlıklar tamamlanır. Oğlan evine kaç kişiyi misafir edebilecekleri bildirilir. Oğlan evi de o sayıya uygun olarak çağıracağı kimseleri belirler, “Çırgıcı” aracılığı ile evlerine davet eder, oradan topluca kız evine gidilirdi.

Nişan için oğlan evi ya öğlen yemeğine ya da akşam yemeğine davet edilirdi. Erkek evi toplu olarak kız evine geldiğinde siniler kurulur, gelenlere yemek ikram edilir.

Gelin olacak kız sofra kalktıktan sonra erkek tarafının yanına gider. Yere erkek tarafının getirdiği ipek en (kumaş) serilir. Kız sağdıçlarıyla o enin üzerinde yürüyerek aile büyüklerinden başlayarak herkesle görüşür. Nişanda erkeğin ailesi nişan yüzüğünü takar. Damat bu törene katılmaz.

Nişandan sonra kız tarafında nişan selesi hazırlıkları başlar.

Nişan selesinde dedeye, kaynataya, ailedeki erkeklere el örgü süveterler, yün çoraplar örülür, kadınlara yelekler, namaz baş örtüleri işlenir oyalanır, leçeklere boncuk oyaları yapılır, beyaz iş veya kanaviçe bohçalar işlenir, aile büyüklerine yün seccadeler örülürdü. Böylece hazırlanan bohçalara un kurabiyesi de yapılarak erkek tarafına gönderilirdi.

Nişandan sonra Peştamal Hamamı düzenlenir, gelin süslenir, nişanda takılan altınlarını takar, gümüş nalınlarını giyer. Hamam sediri serilir. Gelin sağdıçlarıyla sedirin üzerinde “süzülür”. Erkek tarafı geldiğinde büyüklerinden başlayarak herkesle görüşür. Gençler müzikle veya oyun havaları söyleyerek oyunlar oynarlar.

Oğlan tarafı hamama gelenlere kışın kızak, yazın fayton tutar, gelen kişileri evlerinden alır hamama götürür, hamamdan çıkınları evlerine bırakır.

Peştamal hamamından sonra kız tarafında düğün hazırlıkları başlar. Bu uzun ve zorlu bir süreçtir. Nişanlılık süresi istisnalar dışında en az bir aydır. Nişanda takılan altınlara karşılık altın takan herkese bohçalar hazırlanır, bohçaları içerisine el emeği göz nuru olan el işleri yapılır.

Sandık Gönderme: Düğün günü “kesildikten” sonra, düğüne 1 ay kala oğlan tarafı sandık alışverişi yapar, gelin evine gönderilirdi. Sandığa gelinlik, gelin için alınan kıyafetler, çamaşırlar, ayakkabıları, terlikleri, yeleği, hırkası, gecelikleri, dağılacak enleri, hamam için sabun, sandık bakmaya gelenler için fındık, fıstık, şeker vs. alınırdı. Bir çift burma bilezik, üç boyun zincir, yüzük, küpe vs. alınır sandığın içerisine konularak kız tarafına gönderilirdi.

Sandık Açma: Sandık ile gelen eşyalar kız evinde dizilir, düğüne çağrılacak kişiler sandık bakmaya çağrılır, sandıkla gelenler davetlilere gösterilir.

Sini Çıkarma: Ramazan Bayramından 1-2 gün önce gelin için bayramlık hediyeler alınır. Üzerine de altın konularak geline gönderilir. Buna “bayram sinisi” denir.

Çeyiz Bakma: Düğünden 10-15 gün önce kız tarafı çeyizleri evin bir odasında sergiler hem kız için hazırlananları hem de oğlan evine çıkarılacak bohçaların görülmesini sağlardı. Çeyiz bakmaya gelenler geline “saçı” (hediye) getirirlerdi.

Çeyiz Yazma: Çeyiz bakma bittikten sonra oğlan tarafı birkaç aile büyüğüyle bayanlar ve erkekler kız evine çeyiz almaya gelir. Yanlarında Mahalle muhtarı ve imam da getirirlerdi. Orada bulunanların nezaretinde çeyizde olanlar, oğlan tarafından gönderilen “kesir” altınları dahil her şeye değer biçer ve bir kâğıda tek tek yazardı. Sonuçta çeyiz miktarı belirlenir, orada bulunanlara miktarı söylenir ve katılanlar tarafından imza altına alınır, kızın annesine teslim edilirdi. Kız annesi bu kâğıdı saklardı.

Çeyiz yazma işi bittikten sonra imam nikâhı kıyılır. Nikâhta gelin ve damat bulunmaz, onların yerine vekilleri olurdu.

Nikah bitince çeyizi toplanır, sandık eşyaları sandığa doldurulur. Bütün eşyalar oğlan evine götürülür.

Çeyizle gelen sürahi içinde şerbet ve Kuran-ı Kerim gelin odasının baş tarafına konur.

Gelini Kınaya Çıkarma: Çeyiz gittikten sonra gelinin akrabaları, komşuları, yakın arkadaşları gelini kınaya çıkarırlar.

Gelin Hamamı: Düğünden bir gün önce gelin hamamı yapılırdı. Gelin hamamın göbek taşına oturtulur, etrafında gençler oyunlar oynarlar. Gelinin annesi veya yakın birisi gelinin başını yıkar, sırtını keseler, lifler, hamamda çok bekletmeden gelini çıkarırlardı.

Kına Gecesi: Hamam dönüşü kına gecesi yapılırdı. Kızın arkadaşları ve oğlan evinden genç kızlar katılırdı. Kız evinde gelenler için siniler kurulurdu. Kına için gelen herkes yedirilip içirilirdi. Gençler eğlenir, çeşitli oyunlar oynar.

Bir süre sonra gelin giyindirilir sandalyeye oturtulurdu. Gençler türküler söyleyerek gelinin etrafında oynar oğlan tarafının gönderdiği kınayı gelinin avucuna yakarlardı. Gelin nasipli olsun diye avucun tam ortasına altın koyarlardı.

Düğün

 

Önceleri bu günkü anlamı ile biri kız tarafında, diğeri erkek evinde olmak üzere iki düğün yapılırdı. Kadınlar için kız tarafında yapılana düğün denmez, “başörmesi” denirdi. Başörmesine her iki taraftan da sadece kadınlar katılırdı. İkinci düğün yani asıl düğün erkek tarafında yapılandı. Buna düğün denirdi.

Başörme: Erkek düğününden bir gün önce yapılırdı. Baş örmesinin yapıldığı yerler; mahalledeki konaklar, büyük ve müsait merekler veya evin çeşitli bölümleri olurdu.

Düğüne çağrılan davetliler gelir. Gelin hazırlanır, içeri girer oturacağı yere kadar iki üç metre uzunluğunda en serilir, buna “ayak eni” denirdi. Gelin alkışlar eşliğinde sağdıçları yanımda, sağdıçların elinde mendile sarılı yanan mumlarla ayak eninin üzerinden yürüyerek içeriye girerdi. Yan sağdıç, gelin, baş sağdıç sıralamasına uygun olarak oğlan tarafındaki en büyük kişinin önüne gelindiğinde gelinin başından aşağı pullar ve paralar dökülür, kaynananın eli öpülür, düğünde bulunan herkesle görüşürdü. Gelinin başından aşağı dökülen paraların uğur getireceğine inanılırdı.

Başörmesine gelen oğlan tarafı geline altınlarını takar, kız tarafı kızın annesine saçı getirirler. Saçı; kıza getirilen para, hediye yani armağan anlamına gelmektedir. Baş örmesi bittikten sonra herkes evine gider. Gelin o gece baba evinde kalır.

“Saçı” geleneği devam etmektedir. Günümüzde saçı olarak evlenecek kızın ihtiyacı olan çamaşır makinesi, ütü gibi eşyalar ve para, altın gibi maddi katkılar biçiminde sürmektedir.

Düğün: Düğünden bir gün önce sağdıçlar sağdıç gecesi düzenler. Baş sağdıç mutlaka evlilerden seçilir.

Düğün günü sabahı sağdıçlar damat ve arkadaşları topluca hamama giderlerdi. Hamamdan sonra damattan başlanarak sıra ile tıraş olunur, elbiseler giyilir ve düğün yerine gidilirdi.

Dünürcüler öğlen olmadan kız evine gelini almak için giderler. Damadın babası ile baş yenge; gelini baba evinden alarak çıkarlar. Gelin kapıdan çıkarılırken kapı “tutulur”. “Kapı tutma parası” ödenerek gelin dışarı çıkarılır. Anasının evinde gözü kalmasın diye evden çıkarken ayağı altında kaşık kırdırılırdı.

Gelin yaz ise faytonlarla damat evine götürülürken önü kesilir. Buna yol kesme denir. Yol kesenlere para ödenerek yol açtırılır.

Gelin, oğlan evden içeri gireceği sırada damat bacada; gelinin başına çerez ve döker. İçeri girince de evden helal kazanç eksik olmasın, bolluk bereket olsun diye başının üzerinden ekmek doğranır, köpeğe yedirilir. Kocası ile bir yastıkta kocasın diye aynaya baktırılırdı. Gelin, kötü davranışlarını eve getirmesin, evde bardak çanak kırmasın diye ayağının altında bardak kırdırılır, çocukları okusun diye koltuğunun altına Kur’an konur. Buradan doğrudan tandır başına götürülür. Evden bolluk bereket eksilmesin diye tandırın etrafı üç kez döndürülür. Gelin direğinin önüne oturtulur. İlk çocuğu oğlan olsun diye gelinin kucağına ailenin en küçük oğlan çocuğu oturtulurdu. Erkek düğünü için yemekler hazırlayan Keyveni kadın, kepçesini geline uzatırdı. Gelin kepçenin içerisine bahşiş bırakırdı.

Gelin bu direğin önünde ve sağ eli sol göğsünün üzerinde "Süzülür" gelenler de geline bakarlar. Damadın yakını biri damat ve sağdıçları içeri çağırır. Gelin damadın koluna girdirilir ve bir odaya alınırlar. Buna "koltuğa verme" denir. Bir süre sonra odadan çıkarılırlar. Damat ve gelin oradaki büyüklerin elini öper. Eli öpülenler gelin ve damada hediyeler verirdi.

Dünürcülere yemek verilirdi. Düğün, evin önünde davul zurna eşliğinde yatsıya kadar devam ederdi. Düğünde silahlar atılırdı. Yatsıdan sonra damat arkadaşları tarafından yumruklanarak evden içeriye atılırdı. İçeriye atılan damat, gelinin getirdiği düğün kurabiyelerini bekleyen arkadaşlarına verirdi. Sağdıçlar da getirdikleri çerezleri damada verir, oradan ayrılırdı.

Damat gelinin yanına gider, burada bulunan kadın damat ile gelini el ele tutuştururdu. Buna "Ele verme" denirdi. Damat da ele veren kadına bahşiş verirdi.

Baş yenge ertesi gün sabahleyin erkenden gelir damattan gerdek çarşafını ister. Damat çarşafla birlikte yengeye bir miktar bahşiş verirdi. Oğlanın annesi çarşafın yanına adına “yüz akı” denen hediye koyar, çarşaf üzerindeki lekeler yıkanmadan o hali ile kızın annesine gönderilir, buna “yüz akı gönderme” denirdi.

Daha sonra damadın sağdıçları damadı evden alarak hamama götürürlerdi. Dönüşte damada fındık, fıstık alır tekrar eve bırakırlardı. Bu üç gün sürerdi.

Gelin, gerdek geçesinden yedi gün sonra babasının evine götürülürdü. Aileler yemekler yer, hediyeleşirler, gelini bırakır evlerine dönerlerdi. Gelin yedi gün süre babasının evinde misafir bırakılırdı. Buna "Yediye dönme" denirdi. Kızın babası da yüzünü karartmadığı için kızına "yüz akı” hediyesi verirdi.

Ayak Açma: Kız eve geldikten on on beş gün sonra oğlanın yakınları gelini sıra ile evlerine davet ederler. Buna “ayak açma” denir. Yemekler pişirilir. Yemeğe davet edilecek kişiler çağrılır.

Doğum

 

Gelinin gebe olduğu anlaşılınca aileler beşik takımı hazırlıklarına başlarlar. Hem oğlanın annesi hem de kızın annesi bebek için beşik takımı hazırlar.

Doğum gerçekleştikten sonra sarılık olmasın diye çocuğun ağzına önce limon sıkılır, sonra besmele ile göbek adı konulur. Çocuk içerisine altın-madeni para atılmış suda yıkanır, kundaklanır, “Cevşen”i kundağın içine konulur, kundağın üstüne 7 delikli boncuğu takılır, başına çapraz tülbenti bağlanır, çocuğun kulağına 3 defa ezan okunarak büyüklerince belirlenmiş gerçek adı konurdu.

Doğan çocuk ailenin ilk oğlu ise komşular, arkadaşlar “baca eşme’ye” geleceğiz denir. Eğer yemek verilmez ise dama çıkar bacayı kazma ile eşerler. Ev sahipleri börek gibi ağır yemek hazırlar kadınlara yedirirler. Aynı şekilde çocuğun babası da arkadaşlarına ziyafet çeker.

Doğum yapan kadına yakınları “Lohusa Çanağı” hazırlar, hasuta gibi tatlılar yaparak “göz aydını’na” gelirler. Bereketli olsun diye çocuğun koynuna para konurdu. Nazardan korunmak için çocuğun yüzü tülbentle kapatılır, kimseye gösterilmez, “al basmasın” diye lohusa kırk gün odada yalnız bırakılmaz, hasta olmasın diye kırk gün dışarı çıkarılmazdı.

Yirmi gün sonra çocuğun “yarı kırkı” dökülür. Bunun için bir tespihe 20 defa İhlas Suresi, 3 defa Felak - Nas Sureleri, 1 defa da Fatiha Suresi okunur, tespih kazandaki suyun içine atılır, çocuk yıkanır, artan suyla da anne yıkanır, abdest alırdı. Bu aynı zamanda çocuğun kundaklama biçiminin de değişmesi anlamına gelirdi. Çocuğa yarı kırkına kadar tam, yarı kırkından sonra yarım kundak yapılır. Çocuğun “kırk dökmesi” “gün çalınarak” 40. günden 1 gün önce 39. günde yarı kırkında yapıldığı gibi yapılır.

Diş Hediği: Çocuğun ilk dişinin çıktığını gören çocuğun atletini yırtarak çıkarır. Bir hediye alarak çocuğa getirir. Ertesi gün “diş hediği” yapılır. Buğday tuzlu suda kaynatılarak hedik yapılır. Hedik süzülerek bir tepsiye dökülür. Tepsiye beyaz kuru üzüm, fındık eklenerek karıştırılır. Yakın akraba, komşu, eş, dost diş hediğine çağrılır. Bakır sini üzerine konulur. Çocuk sininin üzerine oturtulur. Siniye makas, bıçak, kalem vb. konulur. Çocuğun başından aşağı hazırlanan hediğin bir kısmı dökülür. Bir kısmı da gelenlere ikram edilir. Hedik baştan aşağı döküldüğünde çocuk makasa el atarsa terzi, bıçağa el atarsa kasap, kaleme el atarsa okumuş olacağına inanılırdı.

Çocuk yürümek için ilk adımını attığında evde açma kete yapılır. Çocuğun ayağı kaldırılır. Çocuğun sağ ayağının yanından çörek yuvarlanır. Çocuk çabuk yürüsün, ayağı çabuk olsun diye bir kişi yuvarlanan çöreği alarak kaçardı.

Sünnet: Sünnet olacak çocuk için sünnet düğünü düzenlenirdi. Evde temizlik yapılır, yemekler pişer, börekler, baklavalar açılırdı. Çocuğun yatağına beyaz dantelli kanaviçeli veya beyaz iş karyola etekleri asılır, beyaz çarşaf serilir, yatağın etrafı süslenirdi.

Yakın akraba, eş, dost çağrılırdı. Erkek davetliler çocuğun sünnet olacağı yerde toplanırdı. Sünnetten önce ezan okunur, takiben sünnetçi çocuğu sünnet ederdi. Sünnetten sonra davul zurna eşliğinde oynanırdı. Önce erkeklere, sonra kadınlara pişirilen yemekler ikram edilirdi. Sünnete gelen misafirler çocuğun yakasına, yorganına altın, para takarlardı.

Yılbaşı Kutlamaları

Yerel takvimle yılın ilk günü kabul edilen Ocak ayının 14. günü “ayı oyunu, deve oyunu, kalender oyunu” gibi çeşitli oyunlar eşliğinde ev ev gezilirdi. Kapısı çalınan her ev gelenlere yağ, bulgur gibi yiyecekler verirdi. Daha sonra bu yiyecekleri toplayan gençler bunları birlikte yerlerdi.

Evlerin içerisinde de tel helvası çekilir, ev halkı, komşular bir araya gelir bunu yerdi. Eğer nişanlı kız var ise oğlan tarafından kadınlar fındık, fıstık gibi çerezler, gelin için ayakkabı, kıyafet gibi eşyalar ve altın alarak kız evini ziyaret ederlerdi.

Gucuk Gezdirme: Şubat ayının eski adı Gucuk ayıdır. Gucuk ayı Şubat ayının 14'ünde başlardı. Bir mahallede yaşayan kadınlar Gucuk ayı başından başlayarak ay bitinceye kadar sokakta bulunan her eve sırası ile oturmaya giderlerdi. Buna “Gucuk Gezdirme” denirdi.

Gucuk gezdirme kışın ve soğuğun gitmesini kolaylaştırmak için yapılırmış. Gucuk gezdiren kadınlar arasında yapılan konuşmalar samimiye ve nükte içerirdi. Öfke sözleri, tartışma gibi olumsuz konuşmalar olmazdı. Gucuk birden başlanarak bir her eve gidilir, o gün hava soğuk olur ise gidilen evin camına kartopu atılır, ev sahibine nükteli sitemler edilir, “senin Gucuk’un soğukmuş, hele bir yemek çek de ısınsın” denirdi. Soğuk gün denk gelen ev sahibi gucuk’u memnun etmek, soğuğu göndermek için misafirlerine yemek ikram ederdi. Ziyaret eğer sıcak bir güne denk gelir ise “senin Gucuk’un sıcakmış” denir, o gün çay kahve gibi sıcak içecekler ikram edilirdi.

 

Gucuk ayı şöyle dermiş:

Gucuk’am küçükem

Ya dağları doldururam

Ya itleri soldururam

Dayımdan utanmasam

Tandırdaki debbeleri patlaturam

Gucuk Ayı’nın dayısı “büyük ve küçük zemherilerin” yaşandığı ocak ayıymış.

Hıdırellez: Hıdırellez gelmeden bütün ev baştan aşağı yıkanır, evde kapalı bir şey bırakılmaz. Hıdırellez’in öncesi gün bütün dolapların, tencerelerin kapakları açılırdı. Böyle yapılarak Hızır geldiğinde eve bolluk ve bereket getirmesi sağlanmaya çalışılırdı.

Asker Uğurlama

 

Asker uğurlama ile ilgili uygulamaların temelini ziyaret, hediye ve düğün oluştururdu. Askere gidecek olan genç akrabalarını, komşularını ziyaret eder, onlar da gence iç çamaşırı, yün çorap gibi hediyeler ve harçlık verirlerdi. En yoksul onlar bile Allaha ısmarladık diyen gence çorap, mendil gibi hediye verirdi.

Yola çıkmadan önce askere gidenin avuçlarının içine ve “gıcılık” (serçe) parmağına kınalar yakılırdı. Yola çıkılacağı gün “asker uğurlama” yapılırdı. Gençler yine davul zurna ile bu kez katılımcıların da bulunduğu bir alandan, otobüs yazıhanesinin önünden topluca uğurlanırdı.

Bayramlar

Ramazan ve Kurban Bayramı Bayburtlular için temizlikten başlayarak, alışverişlerin yapılması, yemeklerin hazırlanması gibi bir dizi hazırlık, büyükleri ziyaret, dargınlarla barış, herkes için temiz ve güzel giyinme, özel şeyler yeme, bir araya gelme bir ve beraber olma günleridir.

Bayramda aile büyüklerinden başlanarak, ailenin büyükleri sıra ile ziyaret edilir. Bu önemli ve uyulması gereken bir gelenektir. Bu gelenek ailenin ölmüş büyüklerini de kapsamaktadır. Arefe günü ve bayram sabahları bayram namazını takiben mezarlık ziyaretleri yapılır.

Bayram günü “bayram namazı” ile başlar. Namaz bitince imam başta olmak üzere cemaat sıralanır, herkes tek tek birbiri ile bayramlaşır. Buradan önce kabir ziyareti için mezarlığa, sonra evlere gidilir, ikinci bayramlaşma evlerde yapılır. Küçükler büyüklerin ellerini öper, bayram harçlığı alırlar. Üçüncü bayramlaşma ailenin diğer büyüklerini ziyarettir. Hane dışındaki akrabaların büyüklerinin elleri öpülür. Son bayramlaşma ise mahalle odalarında yapılır. Belirlenen saatte mahalleliler mahalle odasında toplanır, bayramlaşır, sohbet ederler. Buradaki bayramlaşmalara ilin yöneticileri de katılır.

Bayram sabahı erken kalkılır, yeni ve temiz elbiseler giyilir. Kahvaltıyı takiben çocuklar bayramlık toplamaya başlar. Çocuklar ellerinde poşetlerle ev ev gezer bayramlık ister. Çocuklara fındık, fıstık gibi çerezler, lokum, şeker gibi tatlılar ve mevsim meyveleri verilir.

Bayburt’ta birden çok cirit ekibi vardı. Bu ekipler dini bayramlarda cirit de oynardı.

Aileden birinin ölümünü takiben gelen ilk bayram ise bu bayrama “Karalı Bayram” denirdi. Ailenin erkekleri evlerinde oturur, ziyarete gelenleri evlerinde karşılarlardı.

Cenaze Törenleri

 

Ölüm gerçekleşince ölünün kıyafetleri kesilerek çıkarılır, altına bir çarşaf serilir, serin bir odaya alınır, üzerine hiç kullanılmamış yeşil bir kumaş örtülür, “günlük” (buhur da denir) yakılır, ölünün etrafından 3 kere döndürülürdü. Aynı buhur erkeklerin oturduğu mahalle odasında da gezdirilirdi.

Ölen eğer kadın ise kefenin yanı sıra adına “kıyamet gömleği” denen bir kıyafet daha giydirilir. Kadın kıyamet günü kalkınca çıplak kalkmasın diye bu gömlek kefenin altına giydirilir.

Cenazeyi bekletmek iyi tutulmaz, bu nedenle bir an önce toprakla buluşturulur.

Ölen için “Devir” (İskat) yapılır. Beş masum kişiden az olmamak üzere bir halka oluşturulur. Ölen kişinin “devir” için ayırdığı para varsa o para yoksa ailenin verdiği para bu kişilerin ortalarına konur, “aldın kabul ettin mi” denir. O da “aldım ve hibe ettim” der. Yeterince tekrardan sonra para yoksullara dağıtılırdı.

Ölünün yakın akrabaları ve ev halkı yas süresince evde radyo açılmaz, düğüne derneğe gidilmez. Ölümün yedinci, kırkıncı ve elli ikinci günlerinde mevlit okutulur. Kırkıncı gün genellikle Cuma gününe denk getirilir ve mevlit camide erkekler için de okutulurdu. Vefatın “sene-i devriyesinde” de mevlit okutulduğu görülmektedir.