BAYBURT HALK KÜLTÜRÜ

İnanç Yapısı

Bayburt farklı inanç ve mezhepten birçok kişiye ev sahipliği yapmış, köklü geçmişe sahip kadim bir şehirdir. Türkler’in Anadolu’da ilk fethettikleri yerlerin başında gelir. 1914 Ermeni göçünden sonra Bayburt çeşitli yerlerden gelmiş farklı ailelerden oluşmuştur. Bayburt’un birçok köy ve mahallesine yerleşen Ermeniler buralarda Ermeni köy ve mahalleleri kurmuştur. Müslüman ve gayrimüslimlere ait müstakil köy ve mahallerin yanında karışık yerleşimler de kurulmuştur.  Bayburt’ta uzun yıllar süren Ermeni yerleşimi Bayburt’un inanç yapısını, dil ve kültürünü de etkilemiştir. Köy isimleri ne kadar Türkçeleştirilmişse de halk arasında Ermeni isimler kullanılmaya devam etmektedir (Varijna- Mutlu Köyü gibi).

Toplumsal yapı itibariyle Bayburt’un en dikkat çekici yeri Demirözü İlçesi’dir.  Burada Alevi nüfus oldukça yoğundur. Demirözü merkezde Hacı Osman Efendi’nin türbesi ve Yanbaksı (Güneşli) kümbeti yer alır. Demirözü’ne bağlı Serenli Köyü’nde Kara Baba Türbesi, Eymür Köyü’nde “Oğuzlar” olarak adlandırılan ziyaret yeri bulunur.

Bayburt’ta kırklara, pirlere, üçlere ve yedilere olan inanç çerçevesinde çeşitli ziyaret yerleri oluşmuştur.  Diğer taraftan taş kesilme motifinin pek çok versiyonunu Bayburt halk anlatılarında görmek mümkündür. Taş kesilme motifinin Bayburt’taki örneklerinden biri şöyledir:

Bayburt’u Gümüşhane’ye bağlayan yolun otuzuncu kilometresinde bir dağın eteğine kurulmuş Nişantaşı (Ostuk) Köyü vardır. Dağın üzerinden köyün içine kadar uzanan yılan şeklinde bir taş yığını bulunmaktadır. Bir nevi iskelet diyebileceğimiz şekil, şaşılacak derecede yılana benzemektedir. Köyün içerisinde son bulan baş kısmı tam bir yılan başını andırmaktadır. Boyu yüz metre kadardır. Bu yılan adına çeşitli efsaneler anlatılmaktadır.  Büyük bir yılanın köye gelmekte olduğunu görenler evlerini terk edip kaçmaya başlamış. Yılan köye girdiği zaman çevrede bilgisi ve ermişliği ile tanınan Oslu Hoca’ya müracaat edilmiş. Hoca halkın huzurunda dua edip yılana dönerek: “ya mübarek hayvan taş ol” deyince yılan orada taş kesilmiştir.

Bayburt’ta ayı, yılan, ibibik kuşu, taraklı kuş, ağaçkakan, köpek gibi çeşitli hayvanların yaratılışına dair çeşitli efsaneler örneklerini de görmek mümkündür.

Doğum, evlenme, ölüm gibi geçiş dönemlerine ait çeşitli ritüeller ve bu çerçevede gelişen bir takım batıl inanışlar mevcuttur. Örneğin Bayburt’ta ölü defnedilirken çocuklara çerez ve para dağıtılır. Bu işlem şeytanı ölüden uzak tutmak için yapılır. Aynı şekilde Bayburt’ta yakını ölenler ilk cuma günü mezar ziyaretinde bulunur. Sebebi de ölen kişi dünyada bıraktığı kişileri görmek ister ve bu doğrultuda ölen kişiye görünmek için ilk Cuma mezar ziyareti yapılır.

Bayburt’ta et yiyen çocukların lal olacağına dair bir inanış vardır. Bu durumla ilgili de şöyle bir efsane anlatılmaktadır:

Bayburt’un Manas Köyü’nde Ali Ağa’nın tek bir oğlu vardır. Büyük bir ihtimamla büyütülen oğlanın askerlik zamanı gelir. Askerlik dönüşü evlenir. Fakat yedi yıl çocuğu olmaz. İkinci defa evlenir. Oğlu olmasını çok istemektedir. Her gün kendi kendine:

-Bir oğlum olsun, her gün bir kuzu kesip, taşta pişirip, beş yaşına kadar sadece et yedireceğim.

Yine aradan yedi yıl geçer, ikinci hanım da doğurmaz. Olacak bu ya bu arada ilk hanımı hamile kalır. Bir oğlu olur. Ağa oğlu sözünü yerine getirir. Her gün bir kuzu kesilir. Taşta pişirilir ve çocuğa yedirilir. Kalanı da fakir fukaraya dağıtılır. Bu arada iyi gitmeyen bir şey vardır. Çocuk beş yaşına gelmiştir fakat hala konuşamamaktadır. Çocuk laldır. Bundan sonra yalnızca et yiyen çocukların lal olacağına inanılır.

 

Bayburt çeşitli inanışlar çerçevesinde anlatılan bazı efsane örnekleri şöyledir:

Nuh’un Pilavı

Nuh peygamber zamanında uçbunluk adında hilkat garibesi sayılabilecek bir insan yaşar. Çok güçlü kuvvetlidir. Herkes onu zor işlerde, bedeni güç isteyen işlerde çalıştırır. Ancak adam yediği yemeklerle kolay kolay doymamaktadır. Günlerden bir gün Nuh Peygamber ona bir iş buyurur. Karşılığında da ona pilav pişireceğini söyler. Uçbunluk işi bitirince sıra pilav yemeye gelir. Pilav tenceresini çok küçük gören Uçbunluk itiraz ederek:

-Ben bununla doymam.

Nuh peygamber ise onun doyacağından emindir. Yalnız bir şartı vardır. Uçbunluğu yemeğe başlamadan önce besmele çekmesini ister. Uçbunluk besmele ile yemeğe başlar, yer yer pilav bitmez. Sonunda doyar ve pilav artar. Böylece Nuh Peygamber haklı çıkar. O gün bugün yemeğe oturmadan önce besmele çekmeyenlere bu efsane anlatılır.

 

Kuymak Neden El Yakmaz?

Bir gün Hz. Fatıma evinde öğle yemeği olarak kuymak yaparken eşi Hz. Ali’nin kendisinin üzerine kuma getireceğini duyar. Bu duruma çok şaşırdığı için eli ile kuymağı karıştırmaya başlar. Bunu gören peygamber efendimiz:

-Ya Fatma, elin yanacak niçin elinle karıştırıyorsun? Der

Kızı Fatma ise:

-Benim elim değil yüreğim yanıyor babacığım der. Kuymak o günden beri el yakmaz.

 

Arpa Niçin Faydalıdır?

Lokman Hekim yaşadığı dönemlerde, insanları daha uzun ömürlü yapmak için dağları taşları dolaşır. Bitkilerle, çiçeklerle konuşur, dertlere derman arar. Günlerden bir gün Lokman Hekim yolda giderken yüz yaşında bir adam görür. Ancak adam hastadır. Lokman Hekim’ karşısında görünce derdine derman ister. Lokman Hekim de şifa kitabını alıp yollara düşer. Arar, tarar canlı cansız ayrımı yapmadan herkesle konuşur. Sonunda ölümsüzlüğün sırrını bulur. Yaşlı adama derman getirmektedir. Tam köprüden geçerken Azrail arkasından yetişir. Lokman Hekim’in kollarına vurur. Ölümsüzlüğün yazılı olduğu kâğıtlar bir nehre düşer. Nehrin suyu coşkun akmaktadır. Bu kâğıtlardan biri arpa tarlasına gider. O gün bugün arpanın kendisinin de suyunun da bazı dertlere iyi geldiğine inanılır.

 

Ölü Evi Niçin Yemek Verir?

Bayburt’ta bir kimse ölürse, erkekler, mahalle odasında, konaklarda kadınlar ise ölünün evinde üç gün otururlar. Bu üç gün süresince erkeklere ve kadınlara, komşularınca yemek verilir. Üçüncü günün sonunda erkekler çarşıya indirilir. Kadınlar ise ölünün çamaşırlarını, toplu olarak yıkarlar. Bu arada yakınları ve akrabaları evde yemek pişirir, helva kavururlar. Yemekler, kendilerine yemek veren komşularına ve orada bulunanlara yedirilir. Helva ise hem orada bulunanlara hem de komşulara dağıtılır. Bunları yiyenler, ölenin ruhuna fatiha okurlar. İşte bu üç gün süresince ve üçüncü gün verilen yemekten sonra okunan Fatihalar, meleklerin elinde paketlenmiş olarak götürülür ve ölüye verilir, bunu alan ölünün de ruhu rahatlar.

 

Kuşburnu

Bundan yıllar önce bir köyde zengin bir kız, fakir bir oğlana sevdalanmış. Oğlan da onu sevmiş. Ailesini kızı istemeye göndermiş, fakat kızın babası vermemiş. Oğlanla kız gizlice görüşüp kaçmaya karar vermişler. Kız:

-Ben babamın atlarından ve parasından alırım. Sen beni bizim tarlanın orada bekle, tamam mı? Demiş. Oğlan da:

- Tamam, demiş.

Kız bir gece babasından bin kuruş ve iki at çalarak yola koyulmuş. Tarlaya geldiğinde oğlan tarla sürüyormuş. Kız ile ilgilenmemiş. Bunu gören kız şöyle demiş:

Gel gidelim ağam oğlan

Kolum yastık saçım yorgan

Gel gidelim ağam oğlan

 

Oğlan cevap vermiş:

 

Tohumu attım tarlaya

Başladım tarla sürmeye

Git gelemem Türkmen kızı

 

Kız üzülmüş, kırılmış oğlana:

 

Tohumunu kuşlar yesin

Sapanını kurtlar kırsın

Gel gidelim ağam oğlan

            Bu sırada oğlanın içine bir korku düşmüş. O da atına binip kızın ardı sıra gitmiş. Bakmış ki kız kendini uçurumdan atmış. Dayanamamış, oğlan da kendini aşağıya atmış. Bunları bulanlar buldukları yerde defin etmiş. O güne kadar yeryüzünde olmayan kuşburnu, bu iki sevdalının mezarı arasında büyümüş ve yeryüzüne yayılmış.

 

Yaprak Olan Ekmek

Bir gün bir ağanın oğluna fakir bir ailenin kızını almışlar. Bu kız her yemekte sofrada kalan ekmek kırıntıları toplar, avucunun içinde biriktirir yermiş. Bir gün kayınpeder gelinin bu hareketine sinirlenmiş:

-Aç bakayım avucunda ne var? Yine hala doymadın mı? Diye çıkışmış.

Gelin utanmış, sıkılmış, avucunu açmak istememiş. Kayınpederi daha da sinirlenerek ısrar edince, elini açmış. Bakmışlar ki avucundaki ekmek kırıntıları yemyeşil bir yaprak olmuş. Bayburt’ta bir inanışa göre yaprak gülden azizdir. Kaynata yaptığı hatayı anlayıp mahcup olmuş. Ondan sonra da fakirlere yardım eden anlayışlı biri olmuş.

Ziyaret Yerleri

Bayburt’ta ziyaret edilmeye devam edilen türbe ve yatırlar gibi çok sayıda ziyaret yeri mevcuttur. İldeki bazı türbelere şehir dışından ziyaretçiler gelmektedir. Özellikle Trabzon, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane gibi şehirlerden gelen ziyaretçiler çeşitli dilekleri için türbeleri ziyaret ederler. Bunların dışında rüyasında türbeyi veya orada yatan zatı gördüğünü söyleyip ziyaret edenlerde mevcuttur.

Bayburt’taki türbe ve diğer ziyaret yerlerine çocuğu olmayanlar, çocuğu ölenler, sürekli düşük yapanlar, çocuğu hasta olanlar ziyaret etmektedir. Bunların dışında sınavlarda ve derslerde başarı kazanmak, işe veya memuriyete girmek, şifa bulmak, şefaat etmek, dünya ve ahiret hayatında mutlu olmak isteyen herkes tarafından ziyaretler gerçekleşmektedir.

Ziyaretler genellikle perşembe ve cuma günleri yapılmaktadır. Taş yapıştırma, bez bağlama, mum yakma, türbe etrafında dolanma, türbeden toprak alıp yeme, türbenin örtüsüne veya toprağına el yüz sürme ziyaret yerlerindeki uygulamalardan bazılarıdır. Dileği kabul edilen ziyaretçiler ziyaret yerinde kurban kesmekte bunun etiyle komşu ya da akrabalara yemek vermekte kimi zamanda fakirlere dağıtmaktadır.

Abdülvehhâb Gâzi Türbesi

Abdülvehhâb Gâzi, Emeviler Dönemi’nde yaşamış ve İslam kuvvetleriyle Anadolu seferlerine katılmış bir ordu komutanıdır. Doğum yeri ve tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Battal Gâzi’nin en yakın arkadaşıdır. Türbesi, Erenli Köyü’nde Duduzar Dağı’nın Tepesi’nde bulunmaktadır.

Abdülvehhâb Gâzi Türbesi’ne özellikle cuma günleri, evlerde hazırlanan kır yemekleriyle gidilir. Abdest tazelendikten sonra türbeye girilir ve iki rekât namaz kılınır. Ziyaretçiler, Abdülvehhâb Gâzi’nin sandukasının üzerindeki yeşil örtüye ellerini ve yüzlerini sürerler ve ona dua ederler. Dua faslı sona erince ya türbenin içinde ya da dışında birkaç dakika uyurlar. İşte bu uykuda görülen rüya, dileklerin kabul olup olmayacağına işarettir. Ayrıca hacca gidecek kimseler hacca gitmeden önce türbeyi ziyaret ederler.

Ağlar Baba’nın Kabri Şerifi

Ağlar Baba, 1880 yılında, Bayburt’un Oruçbeyli (Siptoros) Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Asıl ismi İrşâdî olup Ağlar Baba nâmı, uzun süreli ağlaması sebebiyle verilmiştir. Dedesinin adı da İrşâdî olduğundan dedesinden Büyük İrşâdî kendisinden de Küçük İrşâdî olarak bahsedilir.

Dedesi, “Kısâs’ül Enbiyâ” isimli hacimli manzum bir esere başlamış fakat ömrü yetmediği için bu kitabını bitirememiş ve “benim bu eserimi torunum ikmâl edecektir” diye buyurmuştur. Küçük İrşâdî Baba bu eseri tamamlamıştır.

Ağlar Baba’nın sofrasındaki yemek hiç eksilmezmiş. Evine misafir geldiğinde yüz kişi bile olsalar yemek artarmış. Ağlar Baba’nın kendine ait bir mührü varmış. Kendisine gelen tüm hastaları önce okuyup sonra da bu mühürle hastaların alnına basarmış. Kabri, Bayburt’un Oruçbeyli (Siptoros) Köyü mezarlığındadır.

Ağlar Baba üzerine çok sayıda menkıbe anlatılır. Bunlardan birisi şu şekildedir:

Ağlar Baba, Siptoros Köyü’nde cami olmadığı için kilisenin damına çıkmış ve ezan okumuş. Oruçbeyli Köyü’nde yaşayan Ermeniler bu duruma tepki göstermiş ve Ağlar Baba’yı dava etmiş. Jandarmalar Ağlar Baba’yı alıp mahkemeye götürmüş.          

Hâkim Ağlar Baba’ya bakmış, Ağlar Baba’nın kılık kıyafeti hoşuna gitmemiş. “Bu deli mi kilisede ezan okuyor” diye dalga geçmiş.

Ağlar Baba bunun üzerine şu şiiri okumuş:

“Abdal arayıp gezerim, Ariflerin casusuyam

Siyretime bakma benim, suretimin namusuyam

Hiçbir kotan sökmez beni, devr-i âdem harusuyam

İbrişim kuşak belimde, bir eda Anka kuşuyam”

Ağlar Baba, bu şiiri okuduktan sonra hâkimin alt dudağı bölünmüş ve göğsünden aşağı kan akmaya başlamış. Hâkim, bunun Ağlar Baba’nın bir kerâmeti olduğunu anlamış. Ağlar Baba’nın elini öpüp ondan özür dilemiş. Sonra da: “Baba git kiliseyi cami yap, Ermeniler de kendilerine başka yerde kilise yapsınlar” demiş.

Ahî Emîr Ahmed-i Zencânî Türbesi

Ahî Emîr Ahmed-i Zencânî, 13. yüzyılda Bayburt’ta ahiliğin yayılmaya başladığı dönemde yetişmiştir. Ahî Emîr Ahmed-i Zencânî, aslen Mekkeli olup Bayburt’a gelip yerleşmiş, Bayburt’ta tekke kurmuş ve kimsesizler bu tekkede okumuştur. Bayburt’ta arazi edinmiş, mescit ve ev yaptırmıştır.

Ahî Emîr Ahmedî Zencânî Hazretleri’nin Türbesi, Ahmed-i Zencâni Mahallesi’nde bulunmaktadır.

Ahî Emîr Ahmed-i Zencânî Hazretleri’nin bir kedisi varmış. Zencânî Hazretleri kediyle konuşmakta, onunla arasında manevi bir bağ bulunmaktaymış. Zencâni Hazretleri ile kedisi halk nazarında o kadar bütünleştirilmiştir ki Ahî Emîr Ahmed-i Zencânî’nin türbesi halk arasında “Kedili Kümbet” olarak adlandırılmıştır.

Burhan Dede’nin Kabri Şerifi

Burhan Dede, Anadolu’nun İslâmlaştırılması sürecinde Doğu Anadolu’ya gelen İslam ordularının, öncü kuvvet komutanlarından biridir. Bir başka rivayete göre Burhan Dede olarak bilinen zâtın gömülü olduğu mezar; Kitab-ı Dede Korkut’da adı ve maceraları anlatılan Kam Büre Beyoğlu Bamsı Beyrek’e aittir.

Burhan Dede’nin kabri, Duduzar (Erenli) Köyü’nde Duduzar Dağı’nın zirvesinde Çiçektepe olarak adlandırılan yerde bulunmaktadır. Kabri yıkılmış, etrafı taşlarla çevrilmiştir. Burhan Dede ile ilgili olarak da şu efsane anlatılır:

Kıbrıs Savaşı’nda düşmanın kuşatması altında kalan Türk askerleri bir türlü düşmanın yerini belirleyememiş. O sıra iri vücutlu, iki metre boylarında, göğsünde kan izi bulunan bir asker yanlarına gelmiş. Askerler korkup telaşa kapılınca korktukları uzun boylu asker: “arkanıza bakmayın, gösterdiğim yerleri bombalayın” demiş. O sıra Kayseri’den gelen bir asker “sen kimsin, nereden geldin” diye sorunca uzun boylu o meçhul asker “Bayburt’tan geliyorum, adım Burhanettin ama bana Burhan Dede derler” cevabını vermiş. Askerler gösterilen yerleri bir bir bombalamış. Düşmandan tek bir silah sesi bile gelmemiş. Askerler o sevinçle birbirlerine dönüp kucaklaşmışlar. Kayserili asker arkadaşına sarıldıktan sonra arkasını dönmüş ama kimseyi görememiş. Bunun üzerine askerliği bitince Bayburt’a gelmiş. Burhan Dede’yi aramış ve onun kabrini bulmuş. O günden sonra da her sene oğulları ile burayı ziyarete gelmiş.

Damat Ali Efendi Türbesi

Ali Hamdi Efendi’nin nereli olduğu ve Bayburt’a nereden geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Rivayete göre Çorum müftüsüyken tayinin çıkması üzerine Bayburt’a gelmiştir. H.1310 (M.1894) yılında vefat etmiştir. Garipler Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Dede Korkut (Ali Baba Kümbeti) Türbesi

Halk arasında “Ali Baba” diye bilinen türbenin Dede Korkut’a ait olduğu düşünülmektedir. Türbenin üzerinde H.718 (M. 1318/1319 ) tarihi görülür.

Dede Korkut Kümbeti, Bayburt’un Maden Bucağı’na bağlı, il merkezine 39 km uzaklıktaki Masat Köyü’ndedir. Dede Korkut Kümbeti Bayburt halkı ve Türkiye’nin her yerinden gelen ziyaretçiler için önemli bir ziyaret yeridir. Her sene burada Dede Korkut şenlikleri düzenlenmekte, yemekler yapılmakta, yarışmalar düzenlenmektedir.

Ebu-Halil El Ensarî (Seyyit Halil Baba) Makamı

Kavacık Köyü’nde yüksek bir tepenin üzerinde mezarlar bulunmaktadır. Bu mezarların en büyüğünün sahâbe-i kirâm’dan Ebu-Halil El Ensarî (Seyyit Halil Baba)’ye ait olduğu söylenmektedir.

Seyyit Halil Baba Hazretleri, Seydi Yakup Köyü’nde ulu tepe üzerindeki türbesinde yatan Seyyit Yakup Hazretleri’nin kardeşidir. Bunların yedi kardeş olduğu, yedi kardeşin de Bayburt’u çevreleyen yüksek dağların tepelerinde yattığı söylenir. Osmanlı-Rus harbinde Bayburt’un kurtarılmasında bu yedi kardeşin etkili olduğu ve kılıç kuşanıp savaştıkları anlatılır.

Ekmelüddîn Bâbertî Hazretleri Makamı

Ekmelüddîn Bâbertî, 14. yüzyılda yaşamış bir Türk bilginidir. Bâbertî çocukluğunu, gençliğinin ilk yıllarını Bayburt’ta geçirmiş, tahsiline burada başlamıştır. Bazı kaynaklarda ölüm tarihi H. 785 (M.1384) olarak geçmektedir. Makamı, Bayburt’un Aşağı Kırzı Köyü’nde bulunmaktadır.

Hacı Mahmut Efendi Türbesi

Hacı Mahmut Efendi, Bayburt’un Pamuktaş (Ermene) Köyü’nde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmektedir. Oslu Hoca’nın öğrencisi olmuştur. Hacı Mahmut Efendi 300 askerle 93 Harbi’ne katılmıştır. H.1293 (M.1877) yılında Pamuktaş Köyü’nde vefat etmiştir. Türbesi de buradadır. Türbenin üst tarafı birçok kere yıkılmış, yeniden yapılmıştır. Oğullarının ve torunlarının rüyasına giren Hacı Mahmut Efendi onlara, “bırakın Allah’ın rahmeti üzerime yağsın, türbemin üzerini kapatmayın” demiş. Bunun üzerine türbenin üzeri kapatılmamıştır.

Hacı Osman Efendi Kabri

Hacı Osman Efendi’nin Akşar’da türbesi bulunan Oslu Hoca’ya hocalık ettiği bilinmektedir. Doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Bazı kaynaklarda doğum tarihi H.1179-1180 (M.1765-1766) olarak verilmiştir.

1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşları’nda, Aydıntepe ovasına kadar gelen Rus birliklerine karşı mücadele etmiş, onları bozguna uğratmış ve bu savaşta şehit düşmüştür. Hacı Osman Efendi Osmanlı-Rus Harbi’nde savaşırken, düşmanın keskin bir kılıç darbesi Hacı Osman Efendi’nin kafasını gövdesinden ayırmış. Hacı Osman Efendi yere düşen kellesini koltuğunun altına almış ve savaşmaya devam etmiş. Bunu görün bir kadının, “adama bakın” demesiyle Hacı Osman Efendi yere yığılmış ve şehit olmuştur.

Hacı Şaban Efendi

Hacı Şaban Efendi, H. 1317 (M.1901) yılında Bayburt’ta doğmuştur. Rufâî Tarikatına hizmet etmiş ve 15 Eylül 1992’de vefat etmiştir. Türbesi, Kaleardı Mahallesi’nde, Bayburt Kalesi’nin kuzeydoğu eteğindedir. Türbeyi ziyarete gidenler iki rekât namaz kılmakta, üç İhlas bir Fatiha veya Yasin okumaktadırlar.

İrşâdî Baba

İrşâdî Baba, 1790 yılında Bayburt’un Siptoros (Oruçbeyli) Köyü’nde doğmuştur. Buhara ve Horasan erenlerinden Seyyit Emir Külâli Hazretleri’nin soyundan gelen Selim Baba’nın oğludur. Kabri Oruçbeyli (Siptoros) Köyü’ndeki mezarlığın içindedir.

Kaleardılı Ahmet Baba

1885 yılında Bayburt’un Half-i Kale (Kalearkası) Mahallesi’nde dünyaya gelmiştir. Kaleardılı Ahmet Baba’nın halifesi Hacı Şaban Efendi vefat edince şeyhi Ahmet Baba’nın mezarının sağına defnedilmiştir.

Kara Dede Kabri

Bayburt’un Demirözü İlçesi’nin Serenli Köyü’nde Kara Dede ismiyle anılan bir ziyaret yeri bulunmaktadır. Türbede yatanın kim olduğu ve ne zaman yaşadığı bilinmemektedir. Kabrin 450-500 senelik bir geçmişi olduğu tahmin edilmektedir.

Köylüler buraya saygı göstermekteler ve türbenin temiz olmasına dikkat etmektedirler. Burada kurbanlar kesilmekte, şenlikler düzenlenmekte, kır sofraları hazırlanıp köy halkı birlikte yemek yemektedir. Ardından türbe ziyaret edilip, namazlar kılınmakta, dualar edilmektedir. Herkes dileğini diledikten sonra köy halkı evine dağılmaktadır.

Kavuk Dede Kabri Şerifi

Halk arasında Kavuk Dede diye adlandırılan bu zâttan vakfiyelerde Ahî Oğul Beg diye söz edilmekte ve 17. yüzyılda yaşadığı sanılmaktadır.

Ağır hastalığı olan çocuklar Kavuk Dede’nin kabrine götürülür. Kabrinin üzerine oturtulur, eğer çocuk ağlarsa yaşayacağına, ağlamazsa öleceğine inanılır. Her türlü hastalıktan muzdarip kimseler buraya giderler. Yasin, üç İhlas bir Fatiha veya on bir İhlas bir Fatiha okurlar. Kavuk Dede’nin toprağından alırlar. Hastalıklı yerlerine sürerler ve su ile karıştırıp üç gün boyunca içerler.

Kitapsız Hasan Efendi Kabri

1877’de Bayburt’ta doğmuştur. Nakşibendi Şeyhidir. Kitapsız lakabı büyük ağabeyi Mustafa Efendi’ye ait olduğu halde yüksek meziyetleri, açık olan kerâmetleri ve büyük ilmi sebebiyle kendisine de verilmiştir. Kabri, Zahit Efendi Mahallesi, Kurtdere Mıntıkası’ndaki mezarlığının içindedir.

Kitapsız Mustafa Efendi Türbesi

Kitapsız Mustafa Efendi Nakşibendi şeyhlerindendir. 1850’de Bayburt’un Zahit Mahallesi’nde doğmuştur. Bazı kaynaklarda doğum tarihi 1856 olarak geçmektedir. Aslen Malatyalı olup 18. yüzyıl başlarında büyük dede Hüseyin Efendi zamanında Bayburt’a gelmişlerdir. 1927 yılında 63 yaşındayken vefat etmiştir.

Kitapsız Mustafa Efendi’nin Türbesi devamlı ziyaret edilen, yaralı gönüllerine devâ arayan, coşkulu kalp sahiplerinin şifâ dergâhıdır. Bayburt’un 5 km doğusunda, Erzurum yolu üzerinde, Gümüşsuyu Köyü’ne giden yolun sol tarafında, üstü kapalı bir ziyaret yeridir. Erkek çocuğuna sahip olmak isteyen kişiler burada iki rekât namaz kılıp, Yasin okuduktan sonra erkek çocuğuna sahip olmak için dilek dilerler.

Kutlu Bey Türbesi

Kutlu Bey’in doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Kutlu Bey’in Türbesi Sünür Köyü’nde, yaptırdığı caminin 30 m. doğusunda yer almaktadır. Kutlu Bey’in 1389 yılında öldüğü bilindiği için türbenin de aynı yılda yapıldığı sanılmaktadır.

Oslu Hoca (Hacı Hasan Efendi) Türbesi

Oslu Hoca’nın doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bir kitabede H.1257 (M.1841) yılında kendisine bir övgü yazılmış olması, onun 17. yüzyıl sonlarında yaşamış olduğunu göstermektedir. Medrese tahsilinden sonra Bayburt’a gelmiş icazetini Hacı Osman Efendi’den aldıktan sonra Bayburt’un Balahor (Akşar) Köyü’ne yerleşmiştir. Her yönü ile kâmil bir insan olan Oslu Hoca, sosyal yönleriyle de örnek bir insan olmuş, gittiği birçok yörede bağışta ve vakıfta bulunmuştur. Oslu Hoca’nın türbesi oğulları tarafından yaptırılmıştır.

Sadrü’ş-Şerîa Hazretleri’nin Kabri

Sadrü'ş-Şerîa es-Sânî'nin doğum tarihi ve doğum yeri ile ilgili kaynaklarda kesin bir bilgi kaynaklarda yer almamaktadır. Hicri VII. yüzyılın ilk yarısından sonra doğmuş olabileceği tahmin edilmektedir. Mezarı Bayburt’un merkezinde, Yeni Cadde üzerinde bulunmaktadır. Çevre düzenlemesi sebebiyle mezar kaldırılmak istenmiş, çeşitli kerâmetler gösterince mezara dokunulmamıştır.

Seyyit Yakup Türbesi

Seyyit Yakup, Anadolu’yu Türkleştirmek ve İslamiyet’i yaymak için Anadolu’ya gelen Horasan erenlerinden biridir. Türbesi Bayburt’a 20 km mesafede Seydi Yakup Köyü’nün doğusunda “Evliya Tepe” olarak adlandırılan yerdedir. Köylülerin ifadesine göre her sabah buradan ezan sesi gelmektedir.

Huy Kesen Türbesi

Burada biri Şeyh Veysel Hemedânî’nin oğlu Sultan Ali Çelebi’ye, diğeri ise Şeyh Necmeddin’e ait iki mezar vardır. Her ikisi de Akkoyunlular döneminde yetişmiş evliyalardandır. Bayburt’ta kalmış ve burada vefat etmişlerdir.

Sultan Ali Çelebi’nin yaşadığı dönemin, H.835-924 (M.1432-1519) yılları arasında olduğu bilinmektedir.

Şeyh Necmeddîn Geylânî’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Akkoyunlular Dönemi’nde yaşamış, H. 920 (M 1514)’de vefat etmiştir.

Çocuğu huysuz olan anne, çocuğunun boynuna kem adı verilen kalın ipi geçirir. Ardından çocuğun boynuna bağladığı ipten tutarak, çocuğu üç kez türbenin etrafında dolandırır. Bu işlemi yaparken de üç İhlas bir Fatiha okur. Daha sonra da çocuğun boynundaki ipi keser ve “huyu burada kalsın” der. Çocuk arkasına baktırılmadan türbeden uzaklaşılır.

Sultan Fahriye Türbesi

Sultan Fahriye’nin doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bir bilgi yoktur. Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşadığı ve babasının ağa olduğu tahmin edilmektedir. Türbesi, Erzurum Caddesi’nin güneyinde Sultan Fahriye Sokak’ında bulunmaktadır.

Şehit Osman ve Mengücek Gâzi Türbeleri

Osman Gâzi ve Mengücek Gâzi’nin yaşadığı yıl kesin olarak bilinmemekte 1050-1125 yılları arasında yaşadıkları tahmin edilmektedir. Şehit Osman Gâzi’nin kardeşi olduğu söylenen Mengücek Gâzi, Selçuklu Sultanı Alparslan’ın en seçkin komutanlarındandır. Mengüç Gâzi’nin kardeşi Osman Gâzi Bayburt’a düzenlenen akınlar esnasında şehit edilmiştir.

Türbede bulunan yaklaşık 4 m uzunluğundaki sandukanın Şehit Osman’a, türbede bulunan diğer sandukanın ise kız kardeşine ait olduğuna inanılmaktadır.

Yeni evlenen çiftler düğün günü Şehit Osman Tepesi’ne götürülür. Gelin ve damat türbe ziyaretini yaparken ailesi, “yeni çiftin bir ömür tadı tuzu yerinde olsun” diye oradakilere şeker tutar. Ardından gelin ve damat türbenin etrafında üç kez dönerler, bu işlemi yaparken de ailesi gelin ve damadın üzerinden tuz serper. Tuzun bir kısmı da türbenin yeşil örtüsüne sürülüp, bolluk bereket getirmesi için eve götürülür ve evdeki yiyeceklerin içine katılır.

Şeyh Haydar Afgânî Kabri

Şeyh Haydar Afgânî, 1232-1290 tarihleri arasında yaşamıştır. Aslen Afganistanlıdır. Yakutiye Medreseleri’nde öğrencilik ve hocalık yapmış, dini konularda eserler vermiştir. Mevlâna Celâleddin Rumi ve Hacı Bektâşi Veli Hazretleri’nin muâsırlarındandır. Bayburt’a nasıl geldiği hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Mezarı eski Zahire Pazarı ve Ulu Cami yakınındadır.

Huysuz, yaramaz, tembel çocuklar cuma günleri buraya götürülür. Çocuğun ayakkabısı kabrin taşlarına sürülür ve üç kez çocuğun ağzına vurulur. Böylece çocuğun uslanacağına, huysuzluğunun gideceğine inanılır. Ayrıca hasta çocuklar yazın türbeye götürülür ve türbenin avlusundaki meyve ağaçlarından meyve alınıp yedirilir, yedirilirken de üç kez “şifa olsun” denilir.

Şeyh Hayrân (Hayrânî) Kabri

Şeyh Hayrânî Hüseyin Danişmendi halk arasında Şeyh Hayrân olarak geçmektedir. Doğum tarihi ile ilgili kesin bir bilgi yoktur. Şeyh Hayran’ın kabri, Hastane Caddesi üzerinde, etrafı duvarlarla çevrili bir bahçe içerisinde yer almaktadır.

Şeyh Mahmut (Kara Dede Türbesi)

17. yüzyılın sonları 18. yüzyılın başlarında yaşamış olduğu düşünülmektedir. Şeyh Kara Dede ve Şeyh Mahmut, Nakşibendi Tarikatı’na bağlıdır. Bayburt’ta Şeyh Mahmut ve kerametleri hakkında çok fazla efsane anlatılır. Ziyaret yeri olan kabri Kop Köyü’nün Erzurum’a giden yönünde, köyün iç tarafındadır.

Uzungâzi Şehit Ali Baba Türbesi

Uzungâzi Şehit Ali Baba’nın Ahî Emir Ahmed-i Zencânî ile muâsır olduğu, H.699- 771 (M. 1300-1370) yılları arasında yaşadığı, Bayburtlu olmayıp dışarıdan gelen âlim bir kişi olduğu söylenmektedir. Şehit diye sıfatlandırılması da muhtemelen, Bayburt civarında yapılan bir muharebede şehit olmasından dolayıdır. Kabri, Semercilik’ten Şingah Mahallesi’ne giden yolun hemen başında bulunmaktadır.

Veli Şaban Hazretleri

XVI. veya XVII. yüzyılda yaşadığı tahmin edilmektedir. Yaşadığı dönemde kerâmetleri aşikâr, âlim, fâzıl bir zât-ı muhterem olduğu görülmüştür. Kabri, Bayburt’un Veli Şaban Mahallesi’nde bulunmaktadır.

Yakup Abdâl Hazretleri

Yakup Abdâl, 13. yüzyılda yaşamıştır. Mezarının bulunduğu kümbet bir Selçuklu devri eseridir. Türbesi Yakup Abdâl Köyü’nde yüksekçe bir tepe üzerindedir.

Yanbaksı (Güneşli, Şehitler) Kümbeti  

Kümbet, H.878 (M.1473) yılında Fatih Sultan Mehmet ile Uzun Hasan arasında yapılan Otlukbeli Savaşı’nda şehit düşen Seyyit Kasım adındaki bir komutana aittir.

Bayburt İl merkezi ile Demirözü İlçesi arasında bulunan ve halk arasında “Yanbaksı Kümbeti” adı ile anılan bu türbenin yapıldığı tarihi belirten bir kitabe günümüze gelmemiştir.

Zâhid-i Geylânî Hazretleri

Zâhid-i Geylânî Hazretleri, H.470-561 (M.1077-1165) yıllarında eski bir İran şehri olan Geylân (Gîlân)’da doğmuştur.

Bayburt’un en büyük mahallelerinden biri olan Zahid Efendi Mahallesi ismini Zâhid-i Geylânî Hazretlerinden almıştır. Zâhid-i Geylânî Hazretleri’nin kabri Zâhid Efendi Camisi’nin bahçesindedir