BAYBURT HALK KÜLTÜRÜ

Sosyal Normlar

İnsan davranışlarının tümü öğrenilmiş davranışlardır. İnsan, öğretilmezse hiçbir şey yapamaz. Bizden öncekilerden aldığımız bilgi ve görgüyü uygulayabildiğimiz ölçüde kültürümüzü ortaya koyarız. Öğrendiklerimizi bizden sonrakilere aktarmak suretiyle de kültürel sürekliliği sağlarız. Sosyal normlar bu süreçte aktarılan bilginin hem bir parçası hem de bilginin, görgünün korunmasını sağlayan unsurlardan biridir.

Sosyal normlar her bir ferdin davranışlarını topluma uygun hale getirmenin bir aracıdır. Geleneksel kültürün bir parçası olan bu kurallar yazılı değildir; ancak toplumun her ferdi bunları bilir. Fertler yaşadıkları toplumun sosyal normlarına aykırı davrandıkları, sosyal normlara uymadıkları takdirde çeşitli müeyyidelerle karşı karşıya kalacaklarını bilirler.

Sosyal normları öğrenme süreci doğuştan itibaren başlar. Çocuklar etraflarını fark etmeye başladığında anne babalarının tavır ve davranışlarını görerek kalıplaşmış belirli davranışları kavramaya, buna uygun davranışlar geliştirmeye başlar. Çocuklukta görerek başlayan öğrenme süreci, yaş ilerledikçe çeşitli sözlü kültür nakilleri, yeni anlatım türleri ve yeni anlama araçları devreye girer, sosyal normlar somutlaştırılmaya başlanır. Masal ve efsanelerde sözünü tutmayan kişilerin başına gelen kötü olaylar, dinleyene doğru söylemeyi, sözünü tutmayı nasihat eder.

Aile bireyleri arasında hitaplar belirli kurallara tabiydi. Küçükler büyüklerin isimlerini veremezler. Evin büyüklerinden anne için hem erkek hem de kadın anne ismini kullanırlardı. Bazen anne sıfatına ön ek olarak hanım, hacı gibi sıfatlar ilave edilir hanım anne, hacı anne denirdi. Aynı biçimde evin büyük erkeğine kadın veya erkek baba dediği gibi bey, efendi, hacı gibi sıfatlar eklenir, hacı baba, efendi baba” gibi ifadelerle hitap edilirdi. Çocuklara ismi ile hitap edilirdi. İsimlerinin yanı sıra aslanım, yiğidim, kuzum, çücüğüm, gibi şeyler de denirdi.

Kadınlar eşlerine ağabey, ağa, bey, kişi gibi isimlerle hitap ederlerdi. Eşlerinin ismini vermezlerdi. Bunların içerisinde en çok kullanılanı kişi ve ağabey isimlendirmeleriydi.

Gelin kaynananın yanında da kocasından söz edeceği zaman yine kocasının ismini vermez o derdi.

Erkeklerde de durum aynıydı, isimlendirmeler farklıydı. Erkekler de en çok kullanılan hitaplar ev sahibi, bizimki gibi hitaplardı. Konuşulan kişinin yakınlığına göre bazen “yengen, bacın” gibi hitapların kullanıldığı da olurdu.

İnsanlara açıktan yardım yapılmazdı. Çok düşkünlere verilecek olan şeyler, yapılacak yardımlar gizlice yapılırdı. Evde pişenden düşkün komşunun hakkı ayrılır, düşkün komşuya ehramın altında ve kimsenin görmeyeceği saatlerde ulaştırılırdı. Açıktan yapılan yardım ayıp karşılanırdı.

Kadınlar yanlarında erkek olmadan akşamları sokağa çıkamaz, bir mahalleden ötekine gidemezlerdi. Eğer yalnız çıkmışlar ve başlarına hoş olmayan şeyler gelmiş ise sorumlusu yanına erkek almadan gezmeye giden kadındı. Kadının yanında eğer yürüyebilen küçük bir erkek çocukta olsa varsa kadına hiç kimse dokunamazdı. Eğer dokunulur ise bu dokunan erkeğin her türlü cezalandırılmasına gerekçe olur ve mutlaka cezalandırılırdı.

 

Mahalle veya köye başka mahalle veya köyden gençler yanlarında büyükleri olmadan veya bir sebebe bağlı olmadan gelemez, mahalle/köy içerisinde gezemezlerdi. Bütün mahallelerde gençler bu durumu bilir buna uyarlardı.

Evlenme çağında oğlu olan ailelerin istenmeyen evliliklerin olmaması için dikkat etmesi gereken kurallar vardı. Bunlardan birisi evin kapısını kilitli tutmak, her gelen kızı eve almamaktı. Aile bunu yapmamış ve evlerine bir kız gelip oturmuş ise o kız geri gönderilmezdi. Kızın geri gönderilmesi kızın “adının çıkmasına” sebep sayılır, kızın ailesinin itibar kaybetmesine neden olurdu. Bunun içindir ki kızın kaçtığı oğlanın ailesi; genellikle kızı gelinliğe kabul ederdi.

Bir eve gelen gelinin eşi ölür ise evin diğer oğlu ile evlendirilirdi. Bu bazen gelinin büyüttüğü çocuk ile evlenmek biçiminde bazen de yine yaşayan erkek kardeşe eş olmak biçiminde olurdu. Eğer erkek yok ise kaynanası ve kaynatası ile evde yaşamaya devam ederdi. Bu tür evliliklerin genellikle savaş ve yokluk dönemlerinde olduğu bilgisi mevcuttur.

Eğer bir erkek; bekar veya dul bir kadının namusuna dokunur ise onunla evlenmek zorundaydı. Evlenmemesi kadının ailesine ağır bir hakaretti. Fiil eğer kadının rızası ile gerçekleşmiş ve erkek evliliği kabul etmemiş ise kızın ailesi; kızını bir daha geri dönmemek üzere memleket aşırı bir akrabasına gönderir, evden sürerdi.

Gündelik hayat belirli kurallara uygun olarak devam ederdi. Bu kuralların önemli bir kısmı artık hükmünü yitirmiştir ve uygulanmamaktadır.

Süt Kardeşliği: Bir anne bir başka kadının çocuğunu emzirdiğinde, emzirdiği çocuk kendi çocuğunun süt kardeşi olur. Süt kardeşler arasında miras paylaşımı dışında kardeşlik hukuku geçerlidir. Birbirleriyle evlenemezler.

Kan Kardeşliği: Kan kardeşliği erkekler arasında daha ziyade ergenlik döneminde görülen uygulamalardan biridir. Kan kardeşliği bir tür yardımlaşma ahdidir. Kan kardeşlerin birbirlerine karşı sorumlulukları daha ziyade bir tehditle karşılaştıklarında devreye girer, taraflardan birine yapılan saldırı diğerine de yapılmış sayılır.

Musahiplik: Alevi köylerinde uygulanmaktadır. İki evli çift arasında gerçekleşir. Bir diğer adı "Ahret kardeşliğidir" İki aile "Dede" önünde bir araya gelir. Tören yapılır. Dede, Kur’andan ayetler okur. Ardından kurban töreni yapılır ve kardeşlik gerçekleşmiş olur.

Ahiret Kardeşliği: İki aile ahiret kardeşliği kararına varır ise o iki ailenin erkekleri veya kızları diğer ailenin erkeleri veya kızları ile evlenemezdi. İki ailenin çocukları birbirinin kardeşi sayılırdı. Ahiret kardeşliği, “dünya ahret kardeşimsin” sözü üstüne kurulur ve miras hariç kardeşlik hukukunu esas alır.

Can Kardeşliği: Daha çok Alevi-Türkmen köylerinde görülen bir uygulamadır. Köy halkı ekonomik güçlerine göre en zenginle en fakir birbiriyle eşleşecek şekilde bütün haneler eşleştirilir. Böylece haneler arasında can kardeşliği kurulur. Zengin olan aile can kardeşi olan ailenin maddi ihtiyaçlarına; fakir olan aile ise zengin ailenin iş gücü ihtiyacına yardım ederler.

Hap Sistemi: Hap sistemi bu sisteme dahil olan hanelerin sahip oldukları hayvanların dönüşümlü olarak, bir aile tarafından sağılması kuralına dayanan bir yardımlaşma yöntemidir. Her bir hane sıranın kendisine gldiği günde sadece kendi hayvanlarının değil, sürünün bütünün sütünü sağar ve değerlendirir. Bu sistemin uygulanması kadınların her gün köy yaylasına çıkması zorunluğunu ortadan kaldırmıştır.

İmece: İmeceler genel olarak kamuya ait ortak işleri, herkesin birlikte yapması esasına dayanır. Evi olmayan birine ev yapmak, sulama kanalı açmak, yol yapmak, ev yıkamak, bulgur çekmek gibi işleri köylülerin biraraya gelip yardımlaşarak yaparlar.