BAYBURT HALK KÜLTÜRÜ

Halk Veterinerliği

Bayburt’ta ekonomik hayat tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarımsal geçim kaynakları daha ziyade küçük ve büyük baş hayvancılıktır. Konut mimarisinden, türkülerine varıncaya pek çok alanda bunun izleri görülür. Genel olarak hayvanlar insanlarla aynı kapıyı kullanmış, evinin eklentilerinin en önemlilerinden birini hayvan barınağı ve yiyeceğinin saklandığı bölümler oluşturmuştur. Hayvanlarına daha iyi bakabilmek bir zorunluluktu. Hayvanlarının sağlıklarını daha iyi gözleyebilmek, gerektiğinde müdahalede bulunabilmekti için de bir zorunluluktu.

Yöre insanı için hayvanı evinin bir parçasıdır ve çok değerlidir. Her bir hayvan sahibinin hayvanlarını diğerlerinden ayıran işareti vardır. Buna “enleme” denir. Sürüye katılan hayvanların bu işaretlerine göre kime ait olduğu anlaşılırdı.

Halk zaman içerisinde edinilen bilgileri kullanarak hayvanlarının sağlığını korumaya, hasta ise tedavi etmeye çalışır. Uyguladıkları yöntemler geleneksel bilgi ve uygulamalar biçimindedir. Bunlardan bir kısmı kendi tecrübeleri ile edinilmiş bilgilerdir, bir kısmı ise yörede geleneksel olarak uygulanan yöntemlerdir.

Veterinerlik uygulamalarında hastalıklara göre farklı uygulamalar görülebilmektedir. Bir hastalıkta sadece yerel bir ot yedirilerek hastalığın tedavi edilmeye çalışıldığı örnekler görülebildiği gibi çeşitli ilaçlar yapılması, kanının akıtılması, karnında delik açılması gibi yöntemlere de baş vurulduğu bilinmektedir.

Her ahırda katran bardağı bulunurdu. Topraktan yapılmış olan bu bardakta yanmış motor yağı nev’inden bir yağ veya katran bulundurulurdu. Koyun ağıllarında bir köşede ilkbaharda toplanan “çaşur” kurutulur, ilaç olarak bekletilirdi. Hayvan bakan tarla sahipleri orom ekerlerdi. Orom ekemeyenler de ekenlerden satın alır, samanlığında bir köşede bulundururdu.

Hayvan Sağlığıyla İlgili Meslekler

Baytar: Baytar bu günkü veterinerin yaptığı işleri yapardı. Hayvan sağlığı ve hastalıkları görev konularıydı. Hayvan doktorluğu olan “baytarlık” toplum tarafından bilinen değer verilen bir meslekti.

Çoban: Çobanlar hayvan hastalıklarını ve hastalığa müdahaleyi iyi bilirlerdi. Önemli sınıkçılar daha ziyade çobanlık yapanlardan çıkardı. Çobanların önemli bir kısmı önemli sınıkçılardı. Hem kırık çıkık yaşayan insanları hem de kırık çıkık yaşayan hayvanları tedavi ederlerdi.

Sınıkçılık: Bu günkü ortopedistlerin karşılığı olan bir tanımlamaydı. İnsanlarda ve hayvanlarda oluşan kırık-çıkıklara bakarlardı. Her ne kadar bir meslek gibi idiyse de meslek erbapları gibi yaptıkları bu işlerden para kazanmazlardı. Yapılan işin parasal bir karşılığı yoktu.

Yerine getirilen el-ayak kırık yada çıkıkları ya ekşi hamura ya bala ya da hayvanlarda bunların yanı sıra katrana sarılırdı. Sarılı kalacağı gün belliydi. Kırıklar genellikle eğri tutmazdı. Eğer eğri olduğu anlaşılır ise aynı yere alabalık sarılır, kırığın ayrılması sağlanır, kırık yerine getirilir, yeniden bağlanırdı.

Buruculuk (iğdiş etme): Bu işi yapanlar öküz olarak tarımsal faaliyette kullanılacak tosunların yumurtasını burardı. (hadım ederdi) Burulan hayvan, çifte ya da arabaya koşularak çalıştırılabilirdi.

Hayvan Hastalıkları ve Tedavi Yöntemleri

Ağız ve Dil Yaraları: Ağız, dil gibi organlarda yaralar çıkınca, şişler oluşunca buralara müdahale edilir. Hayvanın şişen yerleri bıçakla yarılarak kanatılır, üzerine ya tuz ya da sarımsak basılır.

Sancılar: Hayvan yaş şekilde yonca gibi yiyecekler yer ise karnı şişer. Şişliği almak için karnı ikinci kaburgasının arasından delinerek hava alınır. Deline noktanın üzerine dağlanmış yağ dökülür. Yağ zeytin yağı da olabilir, tere yağı da olabilir.

Arı biti: Eskiden arı hastalığı yoktu. Sadece arı biti vardı. Arıda bit görülünce hazırlık olarak kovanın altına bir gazete serilirdi. Eskiden satılan ve adına “köylü tütünü” denen sigara tütünü yakılır, dumanı kovana verilirdi. Dumana maruz kalan arı bitleri ölür ve gazetenin üzerine dökülürdü. Sadece ana arı ele alınır, bala batırılmış kibrit çöpü ana arının üzerindeki bitlere temas ettirilir, bala yapışan bitler alınır, ana arı bitten temizlenmiş olurdu. Kovandaki gazete de alınır, üzerindeki bitlerle birlikte imha edilirdi. Eskiden arı hastalığı gibi bir hastalık bilinmezdi. Hastalık beslenme ile ilgilidir. Arı eğer iyi beslenir ise hasta olmaz. Eskiden arılara şerbet verilmez, bal ile beslenirdi, dolayısı ile hasta olmazlardı. Bir de arı yapay mum kullanılmaz, mumu arının kendisi yapardı.

Arpalama: Ölçüsüz yemek yiyen hayvanlarda görülür. Genellikle çok fazla arpa yedirilmesi sonucu ortaya çıkar. Bu durumda hayvan rahatsızlanır, dışarı çıkamaz, terlemeye başlar. Hayvan soğuk suya sokulur, bir tarafı kesilir kan akıtılır, sulu gıdalar verilir, iyileştirilmeye çalışılırdı. Hayvan dışarı çıkınca normale dönerdi.

Bitlenme: Hayvanın bitlendiği anlaşılınca bitlenen hayvanın üstüne iyice ince kül serpilir. Kül bitleri boğar.

Brusella: Bu hastalığa yakalanan hayvanlara Şap-Dabağ hastası hayvanlara uygulanan tedaviler uygulanır. Bu hastalık insanlar için çok tehlikelidir. Özellikle süt ve süt ürünleri kimseye verilmez kullanılmaz.

Çiçek hastalığı: Çocuklardaki çiçek hastalığına benzer. Hayvanda yaralar görülünce tedaiye başlanırdı. Tedavisi: Hayvanın hasta olduğu anlaşılınca Şap hastalığında olduğu gibi hayvanın yaraları yıkanır, üzerine katran sürülürdü. Ölçüsü iyi ayarlanmak kaydı ile 2-3 gün süre ile şeker tozu yedirilirdi. Ölçü verilecek şeker miktarını iyi bilen biri tarafından belirlenirdi. Eğer fazla verilir ise bu kez hayvanda başka hastalıklar ortaya çıkardı.

Kepenek Hastalığı: Karaciğerde olur. Hayvanın hasta olduğu gözlerinin ağından anlaşılırdı. Gözün beyazı sararır, sinirleri belirsiz hale gelir. Tedavisinde biri doğada kendiliğinden yetişen, diğeri ise tarlalarda buğday gibi yetiştirilen otlar kullanılırdı. Tedavi iki şekilde yapılır. Birincisi; “orumun” (eski süpürgelerin yapılmasında kullanılan ekimi ve hasadı yapılan ot.) kaynatılarak suyunun hayvana içirilmesi, otunun da yedirilmesi biçimindeki uygulamadır. İkicisi ise “çaşur” yedirmekti. Bu maksatla ilkbaharda dağlardan çaşur toplanır, ev halkına kışlık yiyecek olarak evlerde salamurası yapılır, hayvan yiyeceği olarak ise kurutularak saklanırdı. Hayvanlar bu ve benzeri hastalıklardan korunsun, hastalanmasın diye kuru yerlerde otlatılırlardı. Hayvanlar sulu ve çamurlu yerlere götürülmezdi.

Kırık ve Çıkıklar: “Sınıkçıların” (geleneksel usullerle kırık çıkık tedavisi uygulayan kimse) kırık çıkık durumlarında insana uyguladıklarının aynısı hayvanlara uygulanır. Hayvanın ayağına hamur yapılır, üzeri sarılır etrafına çubuklar bağlanır. Katran ve keçe gibi şeyler kullanılarak da aynı uygulama yapılabilmiş. Sınıkçılar hemen her mahalle ve köyde vardı. Her köyün, mahallenin en iyi sınıkçıları sürü otlatanlar olurdu. Otlatma esnasında hayvanın ayağı kırılınca, çıkınca hemen orada müdahale etmek gerekir. Bu nedenle usta çobanlar aynı zamanda usta birer sınıkçı olurlardı.

Nazar: Hayvanda zayıflama, sütünde azalma gibi değişimler görülür ve bu belirtiler bir başka hastalığa benzetilemez ise hayvana nazar değdiğine yorulurdu. İki uygulama yapılırdı. Ya muska yazdırılır, hayvana takılır, ya da alnına mavi boncuk bağlanırdı. Süt verimi çok olan, iyi besili olan hayvanlar da bu özelliklerini kaybetmesin diye yukarıdaki uygulamalar ile nazardan korunmaya çalışılırdı.

Parazitler: Hayvanların hastalığa tutulmaları, parazitlerin oluşması aynen insan gibi bakımsızlıktan, beslenme yetersizliğinden olurmuş. Hayvanda parazit oluşmuş ise parazitleri yok etmek, oluşmamış ise oluşmasını engellemek için hayvana iyi bakmak gerekmiştir. İçerdeki parazitlerin dökülmesi için arpa ve tuz verilir. Dışarıdaki parazitler için daha çok katran kullanılır.

Pus: Genellikle koyun ve keçilerde görülür. Hayvanının gözünün ışığı söner gibi olur. Sebebi hayvanın gözüne toz toprak kaçması ya da göze çalı batmasıdır. Hayvanının gözü sulanmaya başlar, göz kapakları kapanır açılamaz. Hayvanın gözü temiz su ile yıkanır, hayvanın karnı açken gözüne limon sıkılır.

Sarılık-Karayel Hastalığı: Hayvanın harareti yükselince, davranışları değişince hasta olduğu anlaşılır. Bu durumda hayvanı kurtarmak için uygulanan bir tedavi yok. Bu nedenle önleyici bakımlar yapılır. Bu hastalığın ortaya çıkması sam yelinin esmesi ile olur. Sam yeli kıblenin en yavaş esenine denir. Özellikle sabahleyin, kuşlukta eser. Samyelinin mikrop taşıdığına inanılır. Bu havaya çürük hava da denir. Birkaç gün esince hayvan hararete düşer, hasta olur. Bu hava sadece hayvanları hasta etmekle kalmaz. Samyeli ortalığı kurutur, arılar bal yapamaz. Samyeli esince ekinler pas tutar, tane tutamaz. Hayvanları bu hastalıktan korumak için samyeli estiğinde ya hayvana yeşil ot yedirilir ya da bol su verilir.

Sırtıyama (Nuğralama): Yazın ortaya çıkan bir hastalıktır. Adına “Nuğra” denen bir sinek larvalarını zayıf hayvanların derisinin altına bırakır. Besili hayvanlarda görülmez. Lavraların olgunlaşıp dışarı çıktığı zamanlarda Hayvanın derisi delik deşik olur.

Hayvan sık sık tımar edilir, iyi beslenir. Nuğralardan sonra hayvanın daha çok kilo topladığı ve bu yönü ile hayvana fayda sağladığı söylenir.

Süt kesen: Koyunların memeleri hastalanır, şekli değişir ve sertlik oluşur ise koyunu murdar emdi denir. Sütün görünüşü değişir, iltihaba benzer. Bu süt içilmez. Bilinen bir tedavi uygulaması yok. Tedavi uygulanmamış. Eğer hayvan güçlü ise kendi kendisini iyi edermiş. Eğer iyi edemeyeceği anlaşılır ise kesime gönderilmiş. Bu hastalığı adına “Arap Tavşanı” denen kuyruğu vücudundan uzun bir hayvanın sebep olduğuna inanılır. Bu hayvan kuyruğunu memeye sarar ve koyunun sütünü içermiş. Bu meme bir daha eskisi gibi olmaz, hasta olurmuş.

Yavru atma: Hayvanın ya soğuk ya da sıcak nedeni ile yavru attığına inanılır. Belirli bir tedavi uygulaması olmadığı söylenmektedir.

Şap Hastalığı-Dabağ Hastalığı (Dabak): Hayvanın ağız, meme ve tırnak aralarına bakılarak anlaşılırdı. Eğer hayvanın gözleri sulanıyor ve ağzından salyalar akıyor ise hayvan hasta demekti. Çoklukla yaz ayları olmak üzere her mevsimde görülebilir. Tedavisi: Hem Şap hem de Dabağ hastalığına şap ile müdahale edilir. Şap toz haline getirilir, hayvanın ağzının içine diline dökülür, masaj yapılırdı. Hayvanda eğer yaralar oluşmuş ise yanmış araba yağı, katran ve bölgedeki ağaçlardan elde edilmiş yağlar kullanılırdı. Hayvanın yaraları bunlarla kapatılırdı. Hayvanının tırnakları arasında yara oluşursa yürüyemez. Bu durumda tırnaklarındaki yara için hamsi balığının suyu yaraya dökülür. Bazen de pancar iyice ezilir ve yaraya bir hafta bağlanır.

Şarbon: Bu hastalığa yakalanan hayvanlara Şap-Dabağ hastası hayvanlara uygulanan tedaviler uygulanır. Bu hastalık da insanlar için çok tehlikeli kabul edilir. İnsanlarda çeşitli yaralar çıkmasına sebep olur.

Uyuz: Hayvan iyice yıkanır, tertemiz hale getirilir. Hayvanın iyice kuruması beklenir. Hayvanın tamamen kuruduğuna kanaat getirildikten sonra üzerine DDT tozu dökülür.

Veba: Bu hastalığa yakalanan hayvanın gözünün akı sararır, yüzünde şişlikler olur bir süre sonra takatten düşer ve yürüyemez. Bu hastalık daha çok baharda ve çok yağışlı zamanlarda ve sulak alanlarda otlatılan hayvanlarda görülür. Uygulanan tedavi yoktur.

Yanıkara: Hayvanın her tarafı şişer, ateşi yükselir ise hayvana yanı kara vurdu öldürdü denirdi. Yanıkaranın tedavisi yoktur. Hayvan ölür. Hayvanın etinin rengi normal renginden oldukça koyu olurdu. Bu et yenmezdi. Durumu iyi olmayanlar eti yiyebilmek için tuzlu suda bekletir, eti normal rengine döndürüp yemeye çalışırmış.